Natal (doğum) haritan kim olduğunu söyler. Draconic harita ise ruhunun bu bedene girmeden önce ne olduğunu söyler. Aralarındaki fark, senin neden hayatın boyunca ikiye bölünmüş hissettiğinin cevabıdır.
Draconic harita Kuzey Ay Düğümünü 0 derece Koç burcuna sabitleyerek hesaplanır. Yani tüm gezegenler, bu ruhsal eksen sıfırlandığında nerede duruyor sorusunun cevabıdır. Bu 1970'lerde Pamela Crane ve Ronald Davison'un sistemleştirdiği bir tekniktir, yeni çağ uydurması değil. Tropikal zodyak (natal haritan) mevsimsel ve dünyevi döngüleri esas alırken, Draconic harita Ay'ın yörüngesini (ruhsal yolu) esas alır. Bu yüzden "ruhsal zodyak" olarak adlandırılır.
Bakılacak yerler şunlar: Draconic güneş ruhun kimliği, natal güneşin bu hayatta giydiği maske. İkisi farklı burçtaysa sen kendini sürekli rol yapıyormuş gibi hissedersin. Draconic ay ruhun gerçek duygusal evi, natal ay ise bu bedende öğrenmek zorunda olduğun duygusal dil. Draconic yükselen senin ruhsal şablonun, insanlar seni ilk gördüğünde neden bazen natal yükselenle örtüşmeyen bir şey sezdiğinin sebebi.
Okuma şu şekilde yapılır: iki harita üst üste bindirilir, draconic gezegenlerin natal evlere düştüğü yere bakılır. Draconic güneş natal 7. evdeyse ruhun misyonu ilişkiler üzerinden akar. Draconic Venüs natal Satürn'e konjüksiyon yapıyorsa bu hayatta sevgiyi hak etmek için kendini ispatlaman gerektiğine inandırılmışsın, oysa ruhun zaten sevgiyle geldi.
İşin gerçeği şu: Çoğu astronot (astrolog) draconic haritaya dokunmaz çünkü müşteriye natal okuma satmak daha kolaydır. Ruhsal kökenini bilen insan kendine hikaye anlatmayı bırakır, kendine hikaye anlatmayı bırakan insan danışmanlık seanstan seansa koşmaz.
Epifiz bezi. Beynin tam ortasında, iki kaşının arkasında duran pirinç tanesi büyüklüğünde bir organ. Descartes buna ruhun koltuğu dedi ve haklıydı.
Bu bez bir salgı bezi değil. Bir alıcıdır. İçinde kalsit kristalleri var, tıpkı radyo verici antenlerindeki kristaller gibi. Frekans yakalar, görüntü çözer, zamanın ötesini okur. Kuran'da secde ayetlerinde alnın yere konduğu nokta tesadüf değildir. O nokta bu bezin tam hizasıdır ve secde, epifizi yer manyetik alanıyla senkronize eden kadim bir mühendisliktir.
Kabala buna Daat der, bilgi ağacının gizli sefirotudur. Hindular ajna çakrası der. Mısırlılar Horus'un gözü olarak çizdi o sembolü ve anatomik olarak epifiz bezinin kesitine bak, birebir aynıdır.
Peki nasıl susturuyorlar?
Musluk suyundaki flor bu beze kireç bağlar, taşlaştırır. Beyaz şeker, işlenmiş yağ, gece mavi ekran aynı görevi görür. Melatonin üretimi düşer, bez uyur, sen sadece üç boyutu görürsün.
Nasıl açılır?
Gece karanlıkta uyu, şafakla kalk. Güneşi çıplak gözle kısa bakışlarla selamla. Zikri dilinle değil alnınla yap, o titreşim kemikten beze iletilir. Oruç tut çünkü aç kalan beden epifizi temizler. Sessizlik tüket, gürültü değil.
Senin üçüncü gözün kapalı değil. Üstü örtülü. Örtüyü her gün sen kendin çekiyorsun.
Rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun en çok önerdiği eserlerden biri.
Otuz Milyon Kelime, ebeveylerin çocuğunun beynini inşa edebileceğini, zekânın doğuştan gelmediğini, dil çevresinin genişletmenin önemini bilimsel verilerle ortaya koyuyor.
Sosyoekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları ebeveynlerinden 13-36 ay arasında 45 milyon kelime işitirken sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerin çocukları 13 milyon kelime işitiyor. Fark 32 milyon kelime. Buradan kastedilen 30 milyon farklı kelime değil tekrar edilen kelime sayılarının toplamını içeriyor. Eser ismini buradan alıyor ve kitapta vurgulanan şu: 3 yaşına kadar çocuklarınıza konuşun, iletişim kurun, anlatın, dinleyin ve bu tek yönlü olmasın; etkileşimli olsun.
Kitap, her ebeveynin çocuğunun “beyin geliştiricisi” olabileceğini savunuyor, sözcüklerinin gücünü anlamamızı salık veriyor ve “Bebekler akıllı doğmaz onlarla konuşan ebeveynler onları akıllı yapar.” düşüncesini bilimsel olarak ispatlıyor. Bununla da kalmıyor; ikna edici ve uygulanabilir basit yöntemler sunuyor. Çocuklarla konuşmasının dünyadaki en değerli kaynak olduğunun altını çiziyor ve konuşmamanın beynin düşmanı olduğunu hatırlatıyor. Burada kastedilen “çocuğa konuşma” değil karşılıklı; “Nasıl?” ve “Neden?” ile başlayan açık uçlu sorularla başlayan konuşma.
Ebeveynler çocuklarla konuştukça çocukları kelime hazneleri hızla gelişiyor. Sevgi dolu olmayan kelimeler (emirler, tehditler, yasaklar vb.) dil edinme kabiliyetini olumsuz etkiliyor.
Eser, çocukların başarısında sosyo-ekonomik düzeylerinin değil erken dil ortamının önemini şaşırtıcı bir şekilde ortaya koyuyor ve bunun akademik başar��sının dışında olduğunu belirtiyor. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki bir çocuğun öğrenme yeteneği, hayatının ilk yıllarında kendisiyle konuşulması, dile maruz bırakılmasıyla ilgilidir. Çocukla doğumundan itibaren konuşmak iletişim becerisini ve çocuk okumaya geçmeden çok önce okuryazarlık becerisini ayrıca kitap sevgisini geliştiriyor. O yüzden tüm elektronik cihazları kapatıp onlarla konuşalım. Her ebeveynin, eğitimcinin, eğitim politikasını belirleyenlerin ve eğitimle ilgili herkesin okuması gereken bir başucu eseri.
Varolduğumuz yerin neden Allah'ın "rahim" sıfatıyla isimlendirildiğini hiç düşündünüz mü?
Kadın meselesi sadece sosyal bir konu değil, kozmik bir hakikattir. Kadim medeniyetlerin hepsinde yaratıcı enerji dişildir. Sümerler buna İnanna dedi, Mısırlılar Isis dedi, anadolu toprakları Kibele dedi. Hepsinin ortak noktası şuydu: hayat dişil enerjiden doğar, dişil enerji olmadan hiçbir şey filizlenmez. Toprak dişildir çünkü tohumu kabul eden o'dur. Ay dişildir çünkü gelgit döngüsünü yöneten o'dur. Su dişildir çünkü hafızayı taşıyan o'dur. Sen bu gezegende nefes alıyorsan bir kadının rahmi seni dokuz ay boyunca korudu, kanıyla besledi, kendi bedeninden beden verdi. Hz. Peygamber bunu açıkça söylüyor: "Cennet annelerin ayakları altındadır." Bu şiirsel bir söz değil, ontolojik bir hiyerarşi bildirimidir. Annenin ayağının bastığı yer cennet ise o kadın cennetin taşıyıcısıdır. Ruhunun sana rahimde üflenmesi tesadüf değildir. Ruh bedene kadının bedeni aracılığıyla girer çünkü kadın madde ile mânâ arasındaki geçiş kapısıdır. Eski hermetik metinlerde buna portal denirdi. Kadın doğurarak sadece biyolojik bir eylem yapmıyor, ruhlar aleminden madde alemine bir köprü kuruyor. Bunu anlamayan medeniyet çöker. Tarih boyunca kadını ezen her imparatorluk yıkıldı çünkü kaynağını kurutanın ayakta kalması mümkün değildir.
#8MartDünyaKadınlarGünü
BAŞKASINI YARGILAMAK VE ÇEKİŞTİRMEK, BİYOLOJİK BİR İNTİHARDIR
1. BEYNİN "ÖZNESİ" YOKTUR (SİSTEM HATASI):
Bilinçaltının espri anlayışı yoktur, "Başkası" kavramı yoktur.
Sen ağzından "Ne aptal adam" lafını çıkardığında; bilinçaltın "O adam" kısmını duymaz.
Sadece "Aptal" kelimesini duyar ve bunu SENİN kimliğine yapıştırır.
Başkasına ettiğin her hakaret, kendine verdiğin bir "Biyolojik Emir"dir.
Başkasına attığın çamur, önce senin eline bulaşır.
2. DOLANIKLIK YASASI (KINAMA):
Tasavvuf der ki: "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmeden ölmezsiniz." Kuantum Fiziği buna "Dolanıklık" (Quantum Entanglement) der.
Birini yargıladığında, nefret ettiğinde; onunla aranda görünmez bir enerji bağı kurarsın.
O andan itibaren, yargıladığın o kişinin frekansına kilitlenirsin.
Sistem, seni ONA DÖNÜŞTÜREREK cezalandırır.
3. İSLAMİ KOD (SİSTEM KORUMASI):
İslamiyet neden "Gıybet, ölü kardeşinin etini yemektir" der? Bu sadece ahlaki bir benzetme değildir; bu bir DURUM TESPİTİDİR.
Başkasını çekiştirdiğinde, enerjetik olarak kendi türünü yiyen bir "Yamyam" frekansına (Lağım Çukuruna) düşersin.
Yasak, karşı tarafı korumak için değil; SENİ o düşük frekanstan korumak içindir. Senin iyiliğin içindir.
4. ENERJİ KAÇAĞINI DURDUR:
Herkes ve her olay senin derdin değildir.
Nötr kalmayı öğrenmek, bir zayıflık değil, en büyük GÜÇTÜR.
Olaylara dışarıdan bakıp, duygusal tepki vermediğinde (Gözlemci Etkisi), o olayın seni zehirlemesini engellersin.
Enerjini milleti eleştirmeye harcarsan, kendi hayatını inşa edecek yakıtın kalmaz.
SONUÇ:
Dedikodu, zihinsel fakirliktir.
Başkalarını konuşanlar çürür, kendini inşa edenler yürür.
Sistemi hacklemek istiyorsan; yargıç cübbesini çıkar, mimar baretini tak.
Dilini tut. İnşa et.
DİPNOT: GÖLGE OYUNU BİTTİ
Bu satırları kopyalayıp, kendi fikriymiş gibi satan "Parazitlere" küçük bir haberim var:
Siz benim yazdıklarımı çalarak sadece benim FREKANSIMI yayıyorsunuz. Aslı varken suretine kimse bakmaz.
Merak etmeyin. Çok yakında her platformda, aynı anda yayındayız. O zaman gölgeler silinir, geriye sadece KAYNAK kalır.
Hazırlanın. Görüşeceğiz.
@pirems3s Benim güneşim 2.evde Yay (20 derece), ama 2.evde Yay (3 derece) burcunda Plüto da var.... Bu ne anlama gelir? Para sıkıntısı çekiyorum 2 senedir
SATÜRN BURÇLARININ KARMİK SINAVI NEDİR?
Satürn koç: cahillerle uğraşmak, yaşça büyük cahillerle uğraşmak
Satürn terazi: evliliğe karışanlarla uğraşmak, hatalı eşle ve ortakla, sözleşme ile, avukatla uğraşmak
Satürn başak: zorunlu hastalıkla uğraşmak
Hastane/sağlık sistemiyle uğraşmak
Satürn akrep: sistemden insanlara zarar verenleri temizlemekle uğraşmak, borç, haciz, kefil olmakla uğraşmak
Satürn balık: kendini sürekli mağdur görenlerle uğraşmak
Satürn ikizler: cahil, eğitimsiz gençlerle uğraşmak, hatalı bilgi ile uğraşmak
Satürn oğlak: devletin ve sistemin hataları ile uğraşmak
Satürn kova: toplumun hataları ve görmezden geldikleri ile uğraşmak
Satürn boğa: kıtlık bilinci ile ve cimrilerle uğraşmak
Satürn yengeç: vatana/ aileye ihanet edenlerle uğraşmak
Satürn yay: düşüncesini dikte eden ve hatalı eğitmenlerle uğraşmak
Satürn aslan: babayla, babanın yokluğu ile, kadın için ise eş ile uğraşmak
Enerjisel olarak kadınların yükselişi başlıyor. Yıllar öncesinden söyledim, söylemeye devam edeceğim! İtip kaktığınız, katletmeye çalıştığınız, görmezden geldiğiniz, sokak ortasında boğazladığınız, savaşlarda ırzına geçip öldürdüğünüz tüm kadınların ruhu uyandı, uyanıyor. Evrende hiçbir enerji kaybolmaz, sadece şekil değiştirir. Erkeklerin ilkel dürtüleriyle paramparça edip, yıktığı bu düzeni kadınlar değiştirecek. Çünkü yaratma gücü rahme aittir. Rahim uyanıyor ve hakkını geri almaya geliyor… Bunu unutmayın!