“Hiç kuşku yok ki kayyım CHP’sinde rozet rezaletinin yaşandığı o salondaki en temiz en namuslu ‘katılımcılar’ ekmek parası için ajanstan taşınmış olup 950 lira ücret karşılığı alkışlayan, slogan attırılanlardır. Onları çıkarınca geriye kalan, Saray tezgahlarında tava gelmiş bir işbirlikçi güruhun çürümüşlüğü, pespayeliğidir.”
Zirve’de ABD kazandı, Türkiye’ye kuru teşekkür kaldı!
📌Trump diğer ülke liderlerini yer yer azarlayarak yer yer masa altından tekmeleyerek, yer yer de duygularını okşayarak kendi hedeflerini zirve bildirisine yazdırdı.
📌NATO Zirvesi’nin kazananı tartışmasız ABD oldu. 50 milyar dolarlık silah anlaşmalarından büyük payı ABD’li silah tekelleri aldı. Türkiye'ye ise kuru bir teşekkür kaldı.
📌NATO silahlanmaya 1,8 trilyon dolar harcayacak. Bu para dünyadaki en yoksul 2 milyar insanın gelirine eşit. 2 milyar insanın geliri silah tüccarlarının kasalarına gidecek.
Vali’den Saray’a tüm sorumlular hesap verecek!
📌Dilovası katliamı davasında tutuklanan 7 kamu görevlisi tutuklama kararının mürekkebi kurumadan serbest bırakıldı.
📌Vali sorumlu, Büyükşehir Belediye Başkanı sorumlu, Saray sorumlu, Çalışma Bakanlığı sorumlu. Sıralı bir sorumluluk var.
📌Sorumluların tümü hesap vermeden adalet sağlanamaz. Bunun için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
🔴Yargı sahneye el koydu
3 Temmuz 2026 günü Türkiye siyasi tarihinde uzun yıllar unutulmayacak günler arasına girdi. Bir komedi gösterisindeki başarılı ve cesur performansıyla ülke gündemine giren Deniz Göktaş, iktidar medyası ve siyasetçilerinin sistematik biçimde hedef göstermesi; istihbari 'bilgi notları'yla babasının da hedef alınması; hatta konuyla ilgili Cuma hutbesi okutan Diyanet’in de devreye sokulmasıyla örülen 'azgın azınlık' kampanyasının ardından tutuklandı.
Bu bize Türk basınında, 46 yıl önceki darbe için atılan klişe başlığı hatırlattı..
Reha Muhtar öldü
Ölenin ardından konuşmak, cenaze evinde fısıltı gibidir. Sesi yükseltmek ayıp sayılır. Ama toplum hafızası cenaze evi değildir. Hafıza, vicdanın aynasıdır. Yüzleşmezsek, aynı filmi tekrar seyrederiz. Ki seyrediyoruz da. Bu yüzden birkaç söz söylemek borcumdur.
Mikrofonu kim tutuyordu?
Türkiye’nin 90’larını yaşayanlar bilir. O yıllar televizyonun krallık yaptığı yıllardı. O krallığın tahtında da Reha Muhtar oturuyordu. “Sıcak Saatler” deyince evler susar, sokaklar boşalırdı. Haber, onunla birlikte ciddiyetini yitirdi. Stüdyodan çıktı, salona indi, oradan da magazin sayfalarına gömüldü. Reha Muhtar reytingi tanrı ilan etti. Geri kalan her şey put oldu.
Ama asıl mesele reyting değildi. Mesele, mikrofonu kimin adına tuttuğuydu. Sermayenin koridorlarında, tekçi medya patronlarının masalarında gazeteci Reha Muhtar değil, “tetikçi Reha Muhtar” vardı. Gücün sopasını eline alan kalem, artık yazmaz, vururdu. Türkiye medyası o yıllarda bu vebali çok ödedi. Reha Muhtar, o dönemin en görünür yüzlerinden biriydi.
Unutulmayacak o gece
Tarih, Magazin Gazetecileri Gecesi’ni “utanç arşivi”ne mühürledi. Ahmet Kaya sahneye çıktı. Kürt olduğunu söyledi. Kürtçe şarkı yapacağını açıkladı. O cümle biter bitmez salon koptu. Çatallar havaya kalktı. Bardaklar fırladı. Küfürler yağdı. “Vatan haini” diye bağırıldı. Bir sanatçı, kendi memleketinde, kendi meslektaşlarının önünde, sadece Kürt olduğu için linç sehpasına çıkarıldı.
Tarihi utandıran sadece linç değildi. Linci sahneleyen, mikrofonu elinde kırbaç gibi sallayıp kalabalığı gaza getiren, “daha çok” diye alkışa tempo tutan adamdı: Reha Muhtar.
O gün yalnız değildi, kuşkusuz. Arkasında avuçları patlarcasına alkışlayan bir koro vardı. İsimlerini saymama gerek yok. O kare hafızalarda. Gazeteci, şarkıcı, iş insanı... Hepsi oradaydı. Hepsi alkışa ortaktı. Ama baş aktör, sahnenin ortasındaki adamdı: Reha Muhtar.
Sevgili dostumuz Ahmet Kaya ülkesinden sürüldü. Bir yıl sonra Paris’te, sürgünde son nefesini verdi. Sürgün Ahmet’e ağır geldi. Kalbi o bir yıla sığmadı. 43 yaşındaydı. 43 yaş, bir sanatçının en olgun, en üretken çağıdır. Reha Muhtar ve linç korosunun çoğu, yaşattıkları utancın bedelini ödemedi. Kariyerlerine devam ettiler. Ekranlar utançlarını gizlemeyi sürdürdü.
Ölüm, her şeyi aklamaz
“Öldü bitti” kolaycılıktır. Kişisel vebal Allah’ladır, itirazım yok. Ama kamusal vebal ölmez. Reha Muhtar mikrofonu eline aldığı an, gazeteciliği bıraktı, linci yönetti. Bir sanatçının kapısına “vatan haini” yazan mürekkebi sıktı. Bu bireysel bir kayma değildi. Bu, toplumun ortak vicdanında oluşan bir kırılmaydı. Kırılan vicdan, cenazeyle gömülmez.
Ölüm, kırılan vicdanı onarmaz. Sadece faili toprağa indirir. Geride 10 Şubat’ın utanç görüntüleri kalır. Unutursak, mikrofon yine kınından çıkar. Yine bir sanatçı hedefe konur. Yine bir salon alkışla suça ortak olur.
Hafıza intikam için değil, tekrar etmesin diye vardır.
Ferhat Tunç
🗣️Mutlak butlanı proteste eden vatandaş:
"Biz Aleviler gerçeği fark ettik. Ben Şahkulu Cemevi'nde Ekrem İmamoğlu'na 'Biz Aleviler Kılıçdaroğlu'nun arkasındayız' demiştim, ondan özür diliyorum.
Biz hiçbirimiz Kılıçdaroğlu'nun arkasında değiliz."
FAŞİZMİN İNŞASINA KARŞI MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM!
Saray rejiminin ana muhalefet partisine yönelik gerçekleştirdiği "mutlak butlan" hamlesi bu ülkede faşizmin inşa edilmesi için atılmıştır.
Ankaralı işçi ve emekçileri birleşmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz!
Genel Başkanımız Seyit Aslan, İlke TV'de mutlak butlan kararının işçi ve emekçilere etkilerini değerlendirdi.
📌Mutlak butlan karası sonrası 6 milyar dolar yaktılar. Bu emekçilere yeni zamlar olarak yansıyacak, ücret baskısı olarak yansıyacak.
📌Bu karar sadece CHP'nin meselesi olarak görülemez.
📌Bu saldırı genel grev, genel direniş ve genel eylem hattı ile püskürtülebilir.
Mutlak butlan kararı; Siyasi Partiler Kanunu’nun, YSK kararlarının ve seçme-seçilme hakkının açıkça ayaklar altına alınmasıdır.
Saray oligarşisinden güç alan bir alt kademe mahkemesi eliyle, kırıntı halindeki demokratik haklar bile bir kez daha yok sayılmıştır.
Gerekçede “tedbir amacıyla” deniliyor. Peki neyin tedbiri bu?
Bu, seçimle kaybetme ihtimaline karşı alınmış bir rejim tedbiridir.
Saray’ın iktidar kavgasında muhalefeti etkisizleştirme tedbiridir.
Saray rejimi, faşizmin inşası hedefiyle attığı bu antidemokratik adımlarla mesajını açıkça veriyor:
İktidarını korumak için hukuku da, seçimleri de, halk iradesini de tanımayacak.
Saraydan bıkmış milyonlarca işçi ve emekçi açısından bu tablo, mücadelenin daha da sertleşeceğini gösteriyor.
Saray iktidarının yenilmesi ve gerçek bir değişim ancak işçilerin, emekçilerin ve halkın örgütlü gücüyle mümkün!
Emek Partisi (EMEP), CHP Genel Merkezi önüne flama ve bayraklarla desteğe geldi. Genel Merkez önündeki vatandaşlar coşkuyla karşıladı. "Faşizme karşı omuz omuza" sloganları atıldı.
Türkiye çalışmak için en kötü ülkeler arasında. Düşük ücret, uzun ve ağır çalışma koşullarıyla Türkiye ekonomisi çalışanlara ‘cehennemi’ yaşatıyor.
Daha da kötüsü, milyonlarca insanı bu cehenneme bile kabul etmiyor. Atıl iş gücü yüzde 30’u aştı. Bu devasa işsizlerin varlığı patronlara yarattıkları ‘cehennemi’ sürdürme kozu veriyor..
Özçelik-İş Kayseri Şube Başkanlığına adaylığını açıkladı işten atıldı
"Karşılarına çıkan adayları sindirmek istiyorlar. Benimle hareket eden işçi arkadaşlarım sürekli işten atılmakla tehdit ediliyor. 5 bin üyenin seçme ve seçilme hakkını elinden almak istiyorlar"
Eren Saran'ın haberi
https://t.co/Oh4Zb2XPze
Erdoğan-Şimşek programı, ücretleri ezmek dışında hiçbir hedefi tutturamadı.
> Enflasyon düşmedi.. ülke sıcak para ve faiz cennetine dönerken üretim geriledi.
> Ucuz petrole dayalı 2026 planlamaları, ‘Hürmüz krizi’yle çöktü.
> Ayaklarının altına yüksek faiz halısı serilerek ülkeye sokulan ‘sıcak para’ da şimdi hızla kaçıyor. 2026'nın iki ayında gelen para üç haftada gitti.
> Döviz ve altın rezervlerini eriten, cari açığı büyüten, enflasyonu daha da artıracak bir tablo oluşuyor.
İşçi sınıfına ve onun sendikal mücadelesine gözdağı vermeyi amaçlayan, Anayasa ile güvence altında olmasína rağmen yok sayılan örgütlenme ve ifade hürriyetinin açık ihlali anlamına gelen bu hukuksuzluğa karşı 270 avukatın ortak imzasıyla tahliye talepli dilekçe sunduk. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in derhal serbest bırakılsın! @birlesiktekstil