Eski bir arkadaşım yerli yersiz aklına gelen her şeyi söylerdi. Kırıcı da olurdu açıkçası. Bir gün misafir olduğu masada ev sahibine aynı davranışı gösterdi. Kendisini tatlılıkla uyarınca bana döndü ve “Ben doğruyu çekinmeden söylerim hoca!” dedi. Kulağına eğildim ve şunu dedim: “Doğruyu değil doğru bildiğini söylüyorsun, iyi bir şey değil...”
Yöneticilik hayatımda hem çalışanlar hem de paydaşlarla temas içinde olduğum için böyle durumlara sık rastlarım. Kullanmasını bilmediklerine “çalışmıyor!” diyenler, tasarımı ilk defa gördükleri için “kırık!” diyenler, sevmedikleri insanları mesnetsiz şikâyet edenler vs. gibi örneklere
oldukça sık şekilde rastladım. Bir de nesiller arası çekişmeler var elbette.
Bu tip olumsuzluklara dahil olmayışımın sebebi, küçük yaştan beri etrafımda “çözümcü ve araştırmacı” insanların bulunmasıydı. Her söyleneni araştıran, kimsenin lafıyla kimseyi
peşinen suçlamayan, tepkileri ölçülü, kibar ama tavırlı, mesleğiyle özel hayatını birbirine karıştırmayan kişilerle çalışma şansına
ulaştım. Annem ve babam da dedikodudan hoşlanmayan, yemek masasında sanat, spor ve bilim konuşan insanlardı. Bu şansımın her zaman farkında olduğum için, sahip olduklarımla övünmek yerine
şükretmeyi öğrendim diyebilirim.
Sosyal medya veya mail üzerinden her gün yüzlerce yorum ya da mesaj geliyor. Kendi yorumunu doğru kabul edip “Tam da
böyle değil mi hocam?” diye yazanlara çoğu zaman “Yok öyle değil...” diye cevap yazıyorum. Çünkü okuduğu son kitaptan ya
da görüştüğü son kişiden etkilenerek yazmış olduklarını görüyorum.
Statista’ya göre OECD ülkeleri arasında yalan habere en çok maruz kalan ülke Türkiye. Haftada kitap okuma süresi en
kısa olan ülkelerden biri Türkiye. Sosyal Medya’da sarf edilen sürede ön sıralarda Türkiye. Tüm bunlar herkesin neyi nereden ve ne kadar öğrendiğini de ortaya koyuyor.
Bu sebeple etrafımızdaki Dostlara “önce araştır, lehte ve aleyhte görüşleri incele, ardından fikrini oluştur ve söyle...” felsefesini aşılamaya çalışıyoruz. Hem de her meselede. Farkı belki bir de buradan yaratacağız. Sabredersek başarılı olacağız. Buna inanıyorum. #hayatınadeğerkat @destekyayinlari #emrealkin
🇩🇪 Loris Karius has spoken out about his struggles since his infamous Champions League final performance against Real Madrid:
🗣️ "Up until the 2018 Champions League final, my career was on the rise. Then, all of a sudden, I crashed to the very bottom. That was incredibly tough.
Because I was in my mid-20s, and personality-wise, I wasn't as strong as I am today. During that time, I completely lost the joy I got from football. I no longer wanted to train or even step onto the pitch. I was just unhappy, and I thought there was no one who could pull me out of that pit.
I went to a psychologist, but it didn't help. Over the years, I somehow managed to climb out of the depths on my own."
Ülkede fikren olmasa da zihnen herkes Akp’li. Burada da birkaç bin takipçi yapan hedef tahtasında kendisinin olduğuna ve toplumda tsunamiye sebep olacak fikirlerinin küresel güçler tarafından henüz damlacık aşamasındayken önünün kesildiğine inanıyor. “İnsanlar 24 saat hazır kıta yazacaklarımı beklemiyor, herkesin sosyal hayatı var, bazıları da yazdıklarımı okumadan aşağı kaydırıyor” diye gerçekçi düşünmek çoğu kişiye zul geliyor.
🚨 KAMUOYUNA DUYURU
📣 ‼️SKANDAL‼️
Bugün e-Devlet üzerinden yaptığım sorgulamada, bilgim ve açık rızam dışında bir siyasi parti üyeliği kaydının bulunduğunu gördüm.
Benim bilgim ve onayım olmadan böyle bir üyelik işlemi nasıl yapılabildi? Kişisel bilgilerimiz kimlerin elinde ve bu işlemler hangi yöntemle gerçekleştiriliyor?
Bu nedenle tüm vatandaşlarımıza çağrımdır:
📌 e-Devlet'e giriş yapın.
📌 "Siyasi Parti Üyeliği Sorgulama" hizmetinden üyelik durumunuzu mutlaka kontrol edin.
Eğer sizin de bilginiz dışında bir üyelik kaydı bulunuyorsa, hukuki haklarınızı araştırın ve gerekli mercilere başvurmayı değerlendirin.
Bu konuda ben de yasal haklarımı kullanmayı değerlendiriyorum.
Lütfen bu paylaşımı daha fazla kişinin kontrol yapabilmesi için paylaşın.
#eDevlet #SiyasiPartiÜyeliği #KişiselVeriler #Hukuk #Kamuoyu
Bundan 6-7 yıl önce kamera kaydı altında bir kangal, sahibinin kışkırtmasıyla bir sıpaya saldırmıştı. Gerçekten çok kötü bir görüntüydü ve izleyen herkesin içini burkmuştu, twitter’da yükselen tepki sebebiyle kangalın sahibi gözaltına alınmış ve sulh ceza hakimliği tarafından adli kontrolle serbest bırakılmıştı. Adamın serbest bırakılmasının ardından twitter’daki yangın daha da büyüyünce tekrar yakalama kararı çıkarılıp mahkemeye sevk edildi ve bu sefer tutuklandı. Tutuklama kararı çıkınca Twitter’da zavallı sıpanın haline üzülen herkes kutlama yaptı ama hukuk adına tam bir skandaldı o karar, zira tutuklamanın kanuni hiçbir dayanağı yoktu; Hayvanları Koruma Kanunu’nda 2021 yılında yapılan değişiklikten önce hayvanlara eziyet etmek hapis cezasını gerektiren bir suç değildi, sadece idari para cezası uygulanıyordu. Tutuklamaya zemin sağlamak için sıpanın bir eşya olduğundan hareketle “mala zarar verme” isnadı yapıldı ancak sıpanın sahibi bile yoktu, dolayısıyla en temel maddi şart sağlanmıyordu ve beraat edeceği kesin olan bir suçtan ötürü tutuklandı köpeğin sahibi. Bunları o dönem yazmaya kimse cesaret edemedi, şu an yazdığım için belki ben de “hayvan düşmanı” ilan edileceğim ama birilerinin, kanunen suç olmayan eylemlerden dolayı sosyal medyayı yatıştırmak ya da gündeme aykırı pozisyon almamak için yapılan bu yargılamaların hukuk adına cinayet olduğunu anlatması gerekiyor. O gün sıpa için çok üzülmüştüm, Maraş’ta katledilen çocuklar için de çok üzüldüm ancak suç ve ceza kaynağını kanundan alır, birilerini tatmin etme görevi yüklenen böyle nabza göre şerbet veren hukuk, böyle popülist yargılama olmaz.
Cüneyt Özdemir:
"Özgür Özel CHP'den 80 milletvekili ile ayrılacak.
Özel'in ayrılacağı 80 milletvekilinin, sekiz tanesinin adını biliyor musunuz? O 8 tanesinden 4 tanesi sizde umut uyandırıyor mu?
'Bunlar ekonomiyi düzeltir, tarımı yeniler, Hürmüz Boğazı’nı çözer, Ukrayna Savaşı’nda rol alır' diyor musunuz?"
Arjantin Milli Takımı, eskiden böyle çirkef ve kaba bir imaj taşımıyordu; bu dönüşüm, Stanford Hapishane Deneyi’nde olduğu gibi, küçük kötülüklere göz yumuldukça adım adım gerçekleşti. Turnuvanın başında masum görünen fauller, itişmeler ve hakemlere baskı gibi davranışlar, zaman içinde görmezden gelindikçe normalleşti ve büyüyerek bütün dünyanın nefret ettiği, sportmenlikten uzak, kaba saba bir takım kimliğine evrildi. Kötülük yapanı görmezden gelmek, onu cesaretlendirir ve daha da kötüleştirir; çünkü cezasızlık, sınırları belirsizleştirir ve ahlaki çürümeyi hızlandırır. Bu nedenle acil adalet, hem sahada hem hayatta vazgeçilmezdir: küçük ihlalleri anında cezalandırmak, büyük faciaların önünü keser, adaleti tesis eder ve toplumları ya da takımları, yavaş yavaş çürümekten korur.
@doganmaden Hangi ara vali (erkek) vücut hatları rahatsızlığı noktasına geldik yaa. Bu olsa olsa Ardahanlılara hakarettir.
Estetik bulmazsınız o ayrı da, neyin rahatsızlığı bu? Tahrik demeye dilim varmıyor.
Sizin adınıza ben utandım! Bunca zaman takip ettiğime ayrıca utandım.
@umuttgunerr Anneannem de o okulda olanlardanmış hep anlatırdı ama ne yazık ki bir resmi yok. Niye paylaşmak istedim; o okuldan çok sayıda köy enstitüsü öğretmeni çıkmış ileriki zamanlarda ve çok büyük, vatana hayırlı isimler yetiştirilmiş.
@necdetyildirim Ne kadar gereksiz laflar. Ama tabi alıcısı var maalesef belli kitlede.
Haddim değil bilirim ama bence siz gidin daha iyi desem daha az saçmalıkta olur.
24 Mart 2021 tarihinde koronavirüs sebebiyle kaybettiğimiz mimarlık tarihçisi ağabeyim Yavuz Sezer'in doktora tezi, meslektaşlarının girişimiyle Edinburgh Üniversitesi Yayınları'ndan kitap olarak çıktı. Nesiller boyu istifade edenleri olsun.
TRT’de canlı yayınlansın noktasından geldiğimiz yer Ekrem Başkan’ın savunma hakkının elinden alınması oldu.
Bugün Aykut’a diyorum ki arada; o lanet ettiğimiz Yassıada’da Menderes’i konuşturdular, 80’de askeri mahkemelerde konuşturdular, yahu Antik Yunan’da Socrates bile savunma yaptı! Gel gör ki Ekrem İmamoğlu’nu konuşturmadılar..
Hani dalga geçiyorduk ya ellerinden gelse doğum belgesini de iptal edecekler diye, işte bugün böyle bir şey oldu, “sen yoksun savunma hakkın da yok” dediler.
Ölümüne korkanların yaptıkları şeyler bunlar, ölümüne..
Ben artık mahkeme başkanının yüzünü okuyabiliyorum mesela. Tahammül edemediği bir konuşma yapılırken konuşanın yüzüne bakmıyor, kıpır kıpır kıpırdanıyor koltuğunda. Bacaklarını sallıyor sürekli. Kaşları bir aşağı bir yukarı iniyor. Gözlerini devirip duruyor. En son dilini yanağına “lan ben senin” der gibi dayayıp yuvarladığında, “tamam” diyorum, şimdi mikrofonu açıp kesecek. Ve öyle oluyor.
Hani biliriz ya, hakimler kürsüde mimiksiz öylece put gibi oturur. En ufak mimiklerinin bile ihsas-ı rey olarak algılanmasından çekinirler. Normalde. Yani eski Türkiye’de. Öylesine dikkat gerektirir tarafsızlık ve bağımsızlık çünkü. İşte bizim mahkeme heyetini görmeniz lazım, hepimizden ama özellikle Ekrem Başkan’dan nefret ettiklerini o kadar belli ediyorlar ve bundan çekinmiyorlar ki ben duruşmanın her saniyesinde ne yaşadığımızı sorguluyorum. Örneğin, dizlerini sallayıp bir kaşını havaya kaldırıp gözlerini devirip ağzını yayarak, kısmi Orta Anadolu şivesiyle “Savunma yap dedig yapmadı” diyebiliyor.
Silivri’de bu ülkede hiç yaşanmamış şeyler yaşanıyor. Ankara’da NATO zirvesi, İstanbul’da “Adaletsizlik Zirvesi” gerçekleşiyor. 100 yıl sonra Kurtuluş Savaşı’nın merkezi İstanbul’a kaydı. Sultan makamı da Ankara’da.
Yargılama yapılmıyor; 100 yıllık intikam alınıyor.
Bu arada Aykut Erdoğdu’yu yine bırakmadılar. Artık sebebi iyice netleştiği için açıklama bile yapmıyorum. Zaten artık kimse de sormuyor.
İyiyiz ama. İnadına.
Mısır 2-0'dan sonra oyunun hızını, temposunu sakatlık numaraları, uzun süren oyuncu değişikliğiyle kesebilirdi. Yapamadılar çünkü yeni kurallar izin vermiyor. Yerden kalkmayan, topu saklayan, her faulde dakikalar çalan futbol tipi bitti gibi görünüyor. Artık 2-0 öne geçen takım zamanı harcamak yerine oyunu yönetmek zorunda. Bu yüzden de geri dönüşler ve sürpriz sonuçlar arttı diye düşünüyorum. Bu kurallar Türkiye'de de eksiksiz uygulanmalı.