Mizantropi derken hangi insan söz konusu? Dasein mı toplum mu? Yoksa tikelin genele saptırılarak travmanın genişletilmesi mi? Öyle ki solipsizm uçurumuna ezik övgülerle ayağın kaymasına ramak kalır hatta üç ayak da çukurdadır
Heute ist der Jahrestag seines Übergangs in das Sein-zum-Tode. Ein Denker, der den Pfad des Seins verließ, hinterlässt heute vor genau fünfzig Jahren seine Lichtung: Das Göttliche hat einen weiteren seiner Mitstreiter eingebüßt!
Körfez'in Ferinde Eli Çakılı Bir Bank Şairi
Kordon’da gün doğar martılar uykulu,
Çay bardağında buhar, vapurlar ıslıklı...
Ruhlarla dolup taşar ölmez bu mesireleri
Ölenlerin değil tabi bizatihi ölümsüz su perileri
Saçlarını tarar gümüşten, Körfez'in ferinde uyur
Her dalga bir destan, kayalara yazar durur.
Şair 'Guns or Books' bunu bir banka kazıdı,
İzmir’in rüzgarı okur artık bunu.
Yıllar sonra kim bu çakı şairi derlerse de
Martılar da fısıldar cevabı.
— 4 Mayıs 2026
Soru: Bura kelimesinin ezoterik, tarihi, tinsel manalarını açıklar mısın?
Cevâb-ı Cevâd:Bura yani buradalık; DASEIN terimi olarak Kant-Hegel- Heidegger çizgisinde incelenmektedir. NEFS ile alakalıdır ve dolayısıyla NEFES ile. İlahi nefes tüm evreni kaplamakta; adeta buradaĺık budalalığı her bir zerreden ziyade boşluktaki konumlardan bile nemalanmaktadır ki hakikat nefes, budalalığı yani zımni görüngüsü buradalıktır.
-Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
-Mutluluk yerine tasvir-i cehalet yapsam nasıl olur Abijim?
-Hmmm...
-Pekala abijim başlıyorum...
-ltfn Abidin
-Cehalet büyük bir yerçekimsizlik hissidir. En büyük zorunluluk olan ağırlıktan bile kurtulmuş olma hissi;hakikatte altta yatan(yatırılan) ultima sorumsuzluk halinin bir görüngüsüdür.
-Eyw Abidin de açar mısın?
-Ok Jim Abi açayım. Cehalet insan sonsuz aptallığının bir biçimi olarak o denli aptallaştırıcıdır ki kendi sonsuz uçurumsallığının yarattığı hızı da sonsuza ıraksayan bir serbest düşmenin yerçekimsizliğince uyuşturur dimağları - İŞTE Mutluluk budur zannettirir.
-Öyleyse mutluluk sonsuz uçurumda serbest düsüş halindeki yerçekimsizten memnun biri olarak resmedilebilir Abidin? Harbi mi?
-Harbiden de aynen öyle Jim Abi, aynen öyle!
-Hocam nerden çıktı bu Zerdüşt merdüşt? Amacınız ne?
-Kendi peygamberliğimi oluşturma çabası bunlar – başkalarının peygamberliğini savunacağım çabaya sayıyorum.
-Ahah hiç olur mu hocam? Siz dünya kadar hamura bi parmak peygamberlik mayası çalıyorsunuz.
-Ya tutarsa...
-Tutsa bile kısır döngü...
-Hayır bengi döngü: bir Tanrı ölür bin tanrı doğar!
-Herkes çoban olursa güdülecek sürü kalmaz.
-Üst insanlar sürüsüne bereketse tanrılar gütsün tanrılar!
*Resimdeki kitabın içeriği ile alakası olabilir/olmayabilir. Sadece kapağı güzel diye temsili olarak koydum. Kitap tanıtımı olması kazarendir.
"(...) Poppy’nin hipermodern tekinsizin erken dönem bir figürü, ama ardından gelecek her bir figürün de modeli. O bir simülakr ve fraktal cinste bir tanesi. Bir başkasının onu kopyalamasına da gerek yok, o hâlihazırda kendi kendisini kopyalıyor; orijinali olmayan bir kopya olarak kendi üzerinde çalışıyor, dijital tarzda bir autopoiesis pratiğine sahip. Nasıl ki (Jean Baudrillard’ın mükemmel bir şekilde tahlil ettiği gibi) Körfez Savaşı sonrasında tüm savaşlar bu savaşın (ilk işlemsel savaş) izinden giderek birbirinden ayırt edilemez bir hâl aldı (war on terror), nasıl ki bu savaşın yarattığı travma travmanın oluşturduğu ortamda da bir savaş loop’u oluşturdu (Ortadoğu’daki sınır harpları), Poppy de hipermodern tekinsiz için bir model oluşturur aynı şekilde. Kendi kendini sürekli kopyalar, çeşitler, ama bunu da olanca insandışılığında yapar ki bu, onun tekinsizliğinin yapısal formülüdür.(...)" - Hasan Cem Çal (@hasancemcal) yazdı; dev müzik yazısı👇
Mutluluk zorunsuzluktur. Dinginsizliğin zorunsuzluğuna ulaştığında mutluluk içerik olarak zıddına dönüşmüştür; düşüşün yerçekimsizliğinin hafifliğinin ani bir çarpma ile zorunluluklarla yüzleştirmesi...
Bir zorunluluk rejimi olarak “Mutluluk", aslında öznenin dışsal belirlenimlerden kurtulduğu bir alanı tarif ediyor. Ama hemen ardından gelen ikinci hamle daha da keskin: dinginsizliğin bile zorunsuz hale gelmesi. Yani artık huzursuzluk da bağlayıcı değil, o da çözülmüş. Bu noktada mutluluk, içerik olarak tersine dönüyor; çünkü artık karşıtıyla tanımlanamaz hale geliyor. Ne huzur ne huzursuzluk, ikisi de bağlayıcı değil. Bu, duygunun boşalması değil, zorunluluğun askıya alınması.
Düşüşün yerçekimsizliğinin sahte ferahlığı, bu askıya alınmış halin süreksizliğini açığa çıkarıyor. Yerçekimi yoksa yön de yoktur; hafiflik bir özgürlük değil, aynı zamanda referans kaybıdır. Ve bu durum sonsuza kadar taşınamaz. Çünkü yaşam, daha önce konuştuğumuz gibi, bir nirengi olarak geri döner. Ani çarpma, işte bu geri dönüş: zorunlulukların, bedenin, zamanın, ilişkinin tekrar kendini dayatması. Buradan çıkan sonuç şu:
Mutluluk, zorunsuzluğun sürekliliği değil; zorunluluk ile zorunsuzluk arasındaki geçiş anıdır. Yani ne tam hafiflikte kalınabilir ne de tam ağırlıkta. Hakikat, o düşüş anındaki farkındalıkta belirir. Çünkü orada özne ne tamamen serbest ne tamamen bağlıdır. Hafiflik özgürlük değil, sınanmanın farkındasızlığı. Çarpma ise kayıp değil, gerçeklikle temas. Bu yüzden mutluluk bir durum değil, bir eşik deneyimidir.
Glitchiness in fact is the main motor for the simulation as perfectness would've always been enough catastrophically for itself misfit with the glitchiness of the true existence. As Hegel said, the truth is the non-paradoxial but interwoven togetherness of being and nothingness.
Now let's sharpen the being question:
Do you consider 'Glitch' to be something epistemological (an element that manipulates our awareness)? Or something ontological (the necessary negativity in being itself)?
Know your enemy!
Come on
Yes, I know my enemies
They're the teachers who taught me to fight me
Compromise, conformity
Assimilation, submission
Ignorance, hypocrisy
Brutality, the elite
All of which are American dreams
All of which are American dreams
All of which are American dreams
All of which are American dreams
All of which are American dreams
All of which are American dreams
All of which are American dreams
All of which are American dreams
Bilmek hırsızlıktır (!)
🎤Aşkın ve içkin verilmişliklerin eşitsizliğinde bilmek nasıl bir zorunluluk değil olumsallıksa, bilmemek de aynısıdır. Bilmek ve bilmemek arasındaki simetrik denge işte hırsızlıkla özdeştir, suçtur. Bu, bileni her zaman cahile karşı borçlu ve suçlu kılar.
🎤Ama üstüne öğretmemek, bilgiyi saklamak ve bilmesinlercilik ideolojisini kurmak toplum suikastıdır, Sırlar her daim bir gömüdür, ölü iletişimdir. İletişimsizlik toplumu atomize edip çözer. Mutlak aşılması gereken bir şeyken egoloji ise bu sırlar ile perçinlenir.
🎤Bilgiyi saklamak, insanların özneliğini kısıtlamaktır. Bu da toplumu, gerçeği öğrenme ve anlamlandırma süreçlerinden mahrum bırakarak, onları bir tür entelektüel karanlıkta yaşatır. Bu karanlık, bilgi sahiplerinin otoritesini sürdürmek için kitleleri bilinçsiz bırakma çabasının sonucudur.
🎤Topluma karşı işlenen bu suikast, bireylerin düşünme yetilerini ve özgür iradelerini baskı altına alır, onları nesneleştirir. Toplumu edilgenliğe, manipülasyona ve baskıya açık hale getirir.
🎤Oysa bilgi, paylaşılmadıkça, öğrenen ve öğreten arasında bir denge kurulmadıkça, özgürleşmenin önündeki en büyük engellerden biridir.
🎓👓🎬 Guns or Books (c) 2024
Not: Metinde hiç bir şekilde yapay zeka ya da alıntı kullanılmamıştır. Metnin tüm hakları saklıdır.
#Hegemonya #Manipülasyon #Bilgiİktidarı #Toplum #İdeoloji #Baskı #Düşünce #Teori #Metafizik #Ontoloji #Epistemoloji #Cehalet #İktidar #BilgiEtiği #Felsefe #EleştirelDüşünce
#Öznellik #ToplumsalÇözülme #İletişimsizlik #Egoloji #Özgürleşme
Aptala aptal demezsen aptallığından hiç şüphelenmez ta ki bindiği dalı da keser, kestiği dala da biner; herkesin bindiği dalı da keser, kestiği dala da herkesi bindirir. Peki tam olarak aptallık nedir hakikaten? Düşündüğü zihnin kendi zihni olduğunu zannetmesi faciası da değil hatta kıyameti. İnsanlık kendi zihni yerine başka bir zihinle düşünmeye ne zaman başladı, ne zaman koptu bu kıyamet? Bundan da ötesi bu parazit zihin kendini yerini aldığı zihnin gerçek sahibi bedenden bile daha gerçek olarak kabul ettirmeye ne zaman başladı? Bizi yiyip bitiren parazit zihnin kökeni ne? Doğanın yırtıcılığıdır derdi şamanlar başlara musallat olan bu kötü ruh eğer hala yaşasalardı. Maalesef günümüzde antikiteye göre 1-0 yenik başlıyoruz; çünkü bu parazit zihin öğretisi silindi gitti. Toplumsallaşamadan insanlığı sürüleştire sürüleştire güttü. Dünyayı bir çiftliğe döndürdü hayvancılığın en yaygın fakat en görünmez çeşidi olan insancılığın yapıldığı. Karıncalar mesela; iki yüz milyon yıldır varlar demek ki insan gibi beyinsiz deĝiller daha ilk milyon yıĺlarında kendi kendilerini hatta tüm gezegeni yok edecek hale getiren. Karınca yuvaları gibi toprağı havalandıran değil de devlet gibi teknoloji gibi bu parazit zihni çoğaltan yapılar üreten. Kapital gibi bu parazit zihne ölçü olan bir şeyin evrenin ölçüsünden bile önem arzetmesinin evrenselleştirilmesi parazit zihnin kendini en çok açık ettiği noktadır. İşte tam da bu noktadan eskilerin öğretisini baştan inşa edip durumu eşitleyebilir sonraki gollere yelken açabiliriz. Romantizm ya da ütopya mı? Aptallıktansa yeğdir. Hayal, parazite karşı antikordur.
İçinde Türkçe hiç kelime yok diye bu kitabı sakın yabancı dil uzmanlığı gerektiriyor sanmayın. Türkiye'de satılıyor diye ucuzcuların cebine göre de sanmayın. (Pdfsiz)