🚩"Bazı maddeleri konusunda ciddi sorunlar taşıdığını biliyoruz"
🗣Siyasetçi Gültan Kışanak:
📌Toplumsal mücadeleyi yürütenler, siyasal mücadeleyi yürütenler çocuk değil. Yani onlar birer öznedir ve sorumludurlar. Bir şeyi talep eden konumunda değil; onu inşa eden, onun imkânlarını açığa çıkaran, onu mümkün kılan, o konuda yol açan bir sorumlulukla yükümlüdürler.
📌Sadece yasayı konuşacak olursak, biz de bu yasanın dili konusunda ve bazı maddeleri konusunda ciddi sorunlar taşıdığını biliyoruz ve bunlara karşı da büyük bir mücadele yürüttük. Bu dilin mümkün olduğu kadar değişmesi için gerekli toplumsal ve siyasal duruşu sergiledik.
📌Şu anda Mecliste görüşülen ve birkaç gün içerisinde de büyük bir ihtimalle kabul edilmesi beklenen bu yasayı ilk adım olarak görüyoruz. Ve bütün bu sorun alanlarını adım adım aşmak için de ortak mücadeleyi, dayanışmayı, ortak politik perspektifi güçlendirmenin önemine dikkat çekmek istiyorum.
#MedyaHaber #MedyaHaberTv
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
İstihbaratçıların ve yandaş basının Deniz’in babası hakkında yaydıkları bilgiler onu ve oğlunu karalamaz, onurlandırır. O dönem devrimciler Alevi mahallelerine giden yollara barikatlar kurdu ve saldırılara karşı halkı korumaya çalıştılar.
🖋️Kamil Tekin Sürek yazdı
https://t.co/UmY1YxRC8X
Gülşah Kaya, 12. yargı paketiyle yeniden gündeme gelen LGBTİ karşıtı yasal düzenleme ve suça sürüklenen çocuklar tartışmalarına dair yazdı:
"Gerçeği gizlemek için yalanlara sırtını yaslayan yasakların norm haline getirilmesine ilk kez rast gelmiyoruz."
https://t.co/Oey7cQ8kkJ
Anayasa Mahkemesi'nin yoksulluk nafakasındaki "süresiz" ibaresini iptal etme kararı, kadınların büyük mücadele vererek kazandığı medeni haklara yönelen çok boyutlu bir saldırının önemli bir halkası. Ve en çok yoksul kadınları etkileyecek olan açık bir saldırı!
İktidar yıllardır nafaka hakkını hedef alıyor. Yargı reformlarıyla, torba yasalarla, kamuoyunda yürütülen manipülasyon kampanyalarıyla kadınların boşanma hakkını fiilen sınırlandırmaya çalışıyor. Ancak kadınların örgütlü mücadelesi bu girişimlerin önüne geçiyordu.
Şimdi aynı hedefe Anayasa Mahkemesi kararı üzerinden ulaşmaya çalışıyorlar. Hukuk eliyle, yasa kılıfıyla hak gaspı tam da budur!
Çünkü mesele hiçbir zaman birkaç örnek üzerinden anlatılan "nafaka mağduriyeti" olmadı.
Mesele, kadınların kendi hayatları hakkında söz söyleme hakkını daha da kısıtlamak, boşanmayı kadınlar açısından daha zor ve daha ağır bedeller ödenen bir sürece dönüştürmek.
Bugün boşanma nedeniyle yoksulluğa düşenlerin büyük çoğunluğu kadınlar. Bunun nedeni kadınların tercihleri değil, sistematik toplumsal eşitsizlikler. Yıllarca ev içi emeği üstlenen, çocukların bakım yükünü taşıyan, çalışma hayatından uzaklaştırılan, çalışma hayatında sömürüyü ve eşitsizliği katmerli olarak yaşayan kadınlar boşanma sonrasında yoksullukla karşı karşıya kalanlardır.
Türkiye'de gerçek olan şudur:
Şiddet gördüğü evlilikten kurtulmak için üç kuruşluk nafaka hakkından vazgeçen kadınlar vardır.
Mahkeme kararı olmasına rağmen nafakasını düzenli alamayan kadınlar vardır.
Çocuklarıyla birlikte yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren kadınlar vardır.
Can güvenliği ile yoksulluk arasında seçim yapmaya zorlanan kadınlar vardır.
Bu karar tam da bu gerçekliğin üstünü örtüyor!
Nafaka hakkının zayıflatılması, şiddet gördüğü evliliği sonlandırmak isteyen kadınların önüne yeni engeller koyacak. Kadınların bağımsız bir yaşam kurma imkanlarını daraltacak, ekonomik şiddeti derinleştirecek, kadınları ve çocukları daha büyük bir yoksulluğun içine itecek.
Üstelik hedefte yalnızca yoksulluk nafakası da yok.
Yıllardır "nafaka zulmü" söylemiyle yürütülen kampanyaların sonunda, çocuklar için ödenen iştirak nafakası dahil olmak üzere nafaka hakkı bütünü tartışmaya açılıyor. Yani bu karar çocukların da geleceğini etkileyecek.
Devletin görevi kadınların nafaka hakkını gasp etmek değil, eşitsizlikleri ortadan kaldırmaktır. Sosyal yardımlar nafaka hakkının alternatifi değildir. Kadınların hakkı sadaka değil, güvencedir.
Bu nedenle nafaka hakkının korunması mücadelesi; ücretsiz ve nitelikli çocuk bakım hizmetleri, kamusal eğitim ve sağlık hizmetleri, güvenli ve ucuz barınma olanakları, istihdamda öncelik ve mesleki eğitim hakkı gibi kadınların kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak sosyal haklarla birlikte ele alınmalı. Böyle bir bütünlüklü mücadele programının başlığı olmalı.
Kadınların bağımlı ilişkilere mahkum edilmediği, şiddet karşısında yalnız bırakılmadığı, boşandığında yoksulluğa sürüklenmediği bir yaşam mümkün.
Bunun yolu kadınların hakları ve hayatları için vereceği ortak mücadeleden geçiyor.
Bunun yolu, kadınların medeni haklarına yönelen saldırıların tüm topluma yönelen, tüm işçi sınıfına yönelen saldırılar olduğunu bilerek topyekun mücadeleden geçiyor.
Nafaka hakkından vazgeçmiyoruz.
Kadınların eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam hakkından vazgeçmiyoruz.
Haklarımızdan, hayatlarımızdan, birlikte mücadeleden vazgeçmiyoruz!
Mutlak butlan kararı; Siyasi Partiler Kanunu’nun, YSK kararlarının ve seçme-seçilme hakkının açıkça ayaklar altına alınmasıdır.
Saray oligarşisinden güç alan bir alt kademe mahkemesi eliyle, kırıntı halindeki demokratik haklar bile bir kez daha yok sayılmıştır.
Gerekçede “tedbir amacıyla” deniliyor. Peki neyin tedbiri bu?
Bu, seçimle kaybetme ihtimaline karşı alınmış bir rejim tedbiridir.
Saray’ın iktidar kavgasında muhalefeti etkisizleştirme tedbiridir.
Saray rejimi, faşizmin inşası hedefiyle attığı bu antidemokratik adımlarla mesajını açıkça veriyor:
İktidarını korumak için hukuku da, seçimleri de, halk iradesini de tanımayacak.
Saraydan bıkmış milyonlarca işçi ve emekçi açısından bu tablo, mücadelenin daha da sertleşeceğini gösteriyor.
Saray iktidarının yenilmesi ve gerçek bir değişim ancak işçilerin, emekçilerin ve halkın örgütlü gücüyle mümkün!
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından CHP Genel Merkez Yönetimi hakkında verilen mutlak butlan kararı, Saray rejiminin faşizmin inşası hedefiyle yürüttüğü sürecin dönüm noktalarından biridir.
Kararın son günlerde ısıtılan mutlak butlan ve CHP'yi kapatma tartışmalarının, CHP yönetimine mahkeme tarafından kayyım olarak görevlendirilecek eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun tepki çeken açıklamalarının hemen sonrasında; bayram tatilinin ise arifesinde açıklanmış olması; bu kararın olağan takvim dışında işletilen siyasi bir süreç olduğunun göstergesidir.
Saray rejimi açısından muhalefetin parçalanarak, darbedilerek, etkisizleştirilerek muhalefetsiz bir rejime geçiş amacı taşıyan bu hamle CHP'nin kurultay delegelerinin iradesine dönük olduğu kadar siyaset yapma ve örgütlenme hakkına dönük de ağır bir darbedir. Siyasi partiler yasası ve seçme seçilme hakkı bir kez daha ayaklar altına alınmıştır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin hukuksuz kararı da Saray rejiminin darbe hesapları da kabul edilemez.
Siyasetin tekeli olmaya niyetlenen Saray rejimine karşı birleşe birleşe kazanacağız!
Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!
Dicle Üniversitesi Rektörlüğü evsahipliğinde düzenlenen şehrimizin ve bölgemizin dinamiklerini temsil eden “Üst Danışma Kurulu” oluşturulması istişare toplantısına Baromuzu temsilen Yönetim Kurulu Üyemiz Av. Erdem Kaya katılmıştır.
Ekonomik ve sosyal dinamiklerin üniversite müfredatına yansıtılması, bölge halkına sunulan toplumsal katkının artması, özellikle Hukuk Fakültesi müfredatı, Baromuz ile Hukuk Fakültesi arasındaki işbirliği konularında görüş alışverişinde bulunulmuştur.
Nazik daveti ve evsahipliği nedeniyle rektör hocamıza ve Dicle Üniversitesinin değerli hocalarına teşekkür ederiz.
Diyarbakır OSB’de elektrik akımına kapılan 29 yaşındaki mobilya işçisi Halit Yoldaş yaşamını yitirdi.
EMEP Diyarbakır İl Örgütü açıklama yaptı:
"İş cinayetleri kaza değil, kâr hırsıyla işlenen cinayetlerdir! Sorumlular yargılanmalı, ihmallerin üzeri örtülmemelidir."
https://t.co/mah0ifh7qz
Amedspor Başkanı Nahit Eren:
1. Lig başkanların olduğu WhatsApp grubunda bütün başkanlar Erzurumspor’u tebrik ederken, bizi sadece İstanbulspor Başkanı Ecmel Faik Sarıalioğlu tebrik etti
Halk takımına sahip çıktı. Amedspor Süper Lig'e çıktı.
Tebrikler Amedspor, Süper Lig'de başarılar!✌🏻
Gel li tîma xwe xwedî derket û parast.
Amedspor'a me li gel her dijwarî û astengiyan jî derket Lîga Superê.
Serkeftina Amedsporê di Lîga Superê jî berdewam û Pîroz Be!
#Amedspor
İş cinayetinde yaşamını yitiren işçilerin aileleri ve fabrika/işyerlerinde uzuvlarını yitiren işçiler ile Meclis'te bir araya geliyoruz.
📌Denetim, önlem, caydırıcı ceza istiyoruz!
27 Nisan 2026 - Pazartesi
Toplantı 11.00 – 14.00
Basın Açıklaması - 16.00
MEHMET TÜRKMEN HAKKINDA İDDİANAME HAZIRLANDI!
Genel Başkanımız Mehmet Türkmen hakkında hazırlanan iddianamede, TCK 217/A-1 kapsamında öne sürülen “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamasıyla cezalandırılması; yanı sıra, zincirleme suç hükümleri ile birlikte bir de TCK 53 kapsamında belirli haklardan yoksun bırakılması talebi yer aldı.
53. madde cezanın kesinleşmesi halinde sendikal faaliyet dahil sivil siyasal hakların kullanımını engellemek anlamına gelmektedir.
Mehmet Türkmen'in hukuksuz bir şekilde sırf doğruları söylediği için maruz kaldığı bu yargılama süreci bir de sendikal faaliyet yürütmesini hedef alıyor.
Sendikacılık suç değildir!
Suç olan hukukun ayaklar altına alınmasıdır.
Mehmet Türkmen derhal serbest bırakılmalı, sendikal mücadele üzerindeki baskılara son verilmelidir.
#MehmetTürkmenSerbestBırakılsın
İşçi sınıfına ve onun sendikal mücadelesine gözdağı vermeyi amaçlayan, Anayasa ile güvence altında olmasína rağmen yok sayılan örgütlenme ve ifade hürriyetinin açık ihlali anlamına gelen bu hukuksuzluğa karşı 270 avukatın ortak imzasıyla tahliye talepli dilekçe sunduk. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in derhal serbest bırakılsın! @birlesiktekstil
Siz kullandığınız hesabın takipçi sayısını bile Gezi direnişinin barışçıl ve dayanışmacı atmosferine ve o dönemki Çarşı kimliğine borçlusunuz. Bugün ise o mirasa konan bir avuç müptezel faşistsiniz. Eskilerden kafası çalışan bir tane adam kaldıysa müdahale eder size. Arsızlar!
Gezi'de en önde yer alan, "Hepimiz Festus Okey'iz" sloganı atan, nükleere, ırkçılığa karşı pankart açan, Van depreminde yardım örgütleyen Çarşı'dan geriye kalan, Amedspor yazamayan, iftara katılmadık diye panikle açıklama yapan üç tane ırkçı müptezel..