@saitcamlica Osman Nuri Topbaş hoca sizin gibilerin algılar oluşturarak tüketebileceği birisi değil kendi seviyenize göre adamlar seçin. Öyle bir şahsiyeti bozuk algılarınızla yansıtarak itibarını zedeleyemezsiniz. Kendinizin ne olduğunu ispat edersiniz ancak!
@fatih_ergenekon Hâlâ hüsn-ü niyetle şaka mı yapıyor diye düşünüyorum ciddi ciddi söylüyor ve bu gibi dinî ifsad edenlerin peşinden binlercesi gidiyor. Kimlerin projesi ise çok kötü bir proje. En basitinden ilkokul çocukları bile inanmaz,sorgular bu profili!
@ElyarMakuyi Müslümanlık ölçen yok zaten onu Allah bilir değerlendirir fakat kılık kıyafetteki özgürlük neden baş örtüsüne ve İslam kıyafetlerine uğramıyor biz bunun cevabını istiyoruz!
@Fullyaozturk Kardeşlik hukukunu koruması gereken yalnızca biz miyiz? Madem bizim kardeşliğimiz önemli kendi ülkelerindeki yavrularımıza başörtülü diye eziyet ederlerken kardeşlerimiz üzülür diye düşünemiyorlar mı? Tepki gösterince kardeşi kardeşe kırdırıyorlar, iyi ettiniz mi diyelim?
@KargerSuheyla Utan(a)mamazlık da siyonlardan mı bulaştı size? Başörtüsü takar takmaz evlenin diyen bir kural kaide yok. Haklı çıkmak için daha fazla saçmalayıp batırmayın bari ortalığı! 21. Asrın yüz karaları ödülü size verilsin. Bebek katillerinin sözünden izinden ayrılmama ödülü.
Sünger Gibi Olmayın, Ayna Gibi Olun
Çağımızın en büyük felaketlerinden biri, insanın düşünmeyi bırakıp her şeyi içine çekmeye başlamasıdır. Aydınından cahiline, entelektüelinden sıradan insanına kadar herkes biraz süngere dönüştü. Kimsenin derin düşünmeye, anlamaya, sorgulamaya, hakikatin peşinde yorulmaya tahammülü kalmadı. Hamburger çağı, yalnızca sofralarımızı değil, zihinlerimizi de fast food kültürüne teslim etti. Hayat aparatif, düşünce palyatif, bilgi yüzeysel, ilişkiler geçici hâle geldi. İnsan artık düşünmüyor, tüketiyor; anlamıyor, aktarıyor; yaşamıyor, seyrediyor. Herkes bir şeyleri içine çekiyor ama kimse onları süzüp bir hakikate dönüştürmüyor. Sünger olmak kolay, ayna olmak zor. Çünkü sünger olmak için emmek yeterlidir; ayna olmak için berraklaşmak gerekir.
Oysa insanın asıl meselesi, dünyayı içine doldurmak değil, dünyaya karşı kendi iç dünyasını koruyabilmektir. Sünger, temiz ile kirliyi ayırt etmez. Önüne ne gelirse emer. Bugünün insanı da böyledir. Sosyal medyanın gürültüsünü, ekranların öfkesini, başkalarının kıskançlıklarını, söylentileri, şüpheleri ve korkuları hiç sorgulamadan ruhuna doldurur. Sonra da kendi sesiyle konuştuğunu zanneder. Hâlbuki çoğu zaman ağzından dökülenler, içine çektiği dünyanın tortularından ibarettir. Başkalarının düşüncelerini kendi düşüncesi, başkalarının öfkesini kendi öfkesi, başkalarının korkularını kendi hakikati zanneder. Böylece insan, farkına bile varmadan kendi zihninin misafiri hâline gelir.
Ayna ise başka bir hikâyedir. Ayna gördüğünü içine hapsetmez, olduğu gibi yansıtır. Güzeli güzel, çirkini çirkin gösterir. Fakat hiçbirini kendisine mal etmez. Onun büyüklüğü, gördüklerini biriktirmesinde değil, berraklığını muhafaza etmesindedir. İnsan da böyle olmalıdır. Dünyanın bütün acılarını görebilmeli ama acının kendisine dönüşmemeli; kötülüğü tanıyabilmeli ama kötülüğün dilini konuşmamalı; şüphelerle karşılaşabilmeli ama ruhunu şüphelerin barınağı hâline getirmemelidir. Çünkü hakikati görmek başka, gördüğümüz her şeyi hakikat zannetmek başkadır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, hocası İbn Teymiyye’ye peş peşe itirazlar ve şüpheler yönelttiği bir sırada ondan şu unutulmaz nasihati işitir: “Kalbini, itirazlar ve şüpheler karşısında her şeyi içine çeken bir sünger gibi yapma. Çünkü sünger, içine çektiği şeylerle dolar ve sıktığında da içindekilerden başka bir şey çıkarmaz. Bilakis kalbini, sağlam ve yekpare bir cam gibi tut. Şüpheler onun yüzeyinden geçip gitsin, fakat içine yerleşemesin.” Ne muazzam bir benzetme! Asırlar öncesinden bugünün insanına söylenmiş bir söz sanki. Çünkü çağımızın temel meselesi, şüphelerin çoğalmasından ziyade, insanın onları karşılayacak zihinsel ve ruhsal sağlamlığını kaybetmesidir. Her duyduğuna inanan, her gördüğünden etkilenen, her itiraz karşısında savrulan bir zihnin hakikatle kurabileceği nasıl bir ilişki olabilir?
Üstelik modern insan, her sorunun cevabını hemen almak istiyor. Beklemeye, düşünmeye, olgunlaşmaya tahammülü yok. Oysa bazı soruların cevabı kitaplarda değil, hayatın kendisinde saklıdır. Alman şair Rainer Maria Rilke, Genç Bir Şaire Mektuplar adlı eserinde, insanın yüreğindeki çözülmemiş meseleleri sabırla karşılamasını, sorularını kapalı odalar ve yabancı dilde yazılmış kitaplar gibi sevmesini öğütler. Ardından şu derin cümleyi kurar: “Siz şimdi sorularınızı yaşayın.” Çünkü bazı cevaplar düşünerek değil, yaşayarak bulunur. Bazı hakikatler insanın zihnine değil, zamanla olgunlaşan kalbine doğar. İnsan bazen bir sorunun cevabını bulmaz; yıllar geçer, kendisi o cevaba dönüşür.
+++++👇
‼️ İstanbul’da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı bir yuvaya 7 günde 14 bebek bırakıldı.
Prof. Dr. Mehmet Fatih Aysan:
➖ "Gayrimeşru ilişkilerin artması, kadının desteklenememesiyle birlikte bu çocuklar kurum bakımına bırakılabiliyor."
🖊 @neslyhanonder
https://t.co/8VJixDP988
Bütün bunları Türkiye yapsa gericilik oluyor istifa diyen çıkıyor meydana ama başka ülkeler olunca oo ne güzel disiplin kuralları deniliyor. Biz her şeyden taviz vere vere ne öbür tarafa yaranabildik ne de bizden eser kaldı. Doğruları yanlışlara feda etmemeliydik!
Yani elin gâvuru diyor ki:
"Okumaya geldiysen ve/veya okumaya gelmişlerin dikkatini dağıtmayacaksan, bunu bize hâl ve hareketlerinle, görünüşünle ispat et. Eğer maksadın icra ettiğin escortluk mesleği için piyasa yapmaksa, git kendine başka bir mecra ara..."
"Akıllı insanı yalnızlık yıpratmaz.”
||İbnü’l-Mukaffa’||
Aklı ve düşünce dünyası geniş olan insan, yapayalnız kaldığında bile kendi düşünceleriyle huzur bulur, zihninin derinliklerinde kendisine yetecek bir dünya keşfeder.
Ey gönül kendini veznetmeye kantâr ara bul
Yürü kantârına hâlis olan ayâr ara bul
Ne kazandın bu mülk-i fânî-i fenâya geleli
Serserî gezme boşa zikr ile Settâr ara bul
Saltanat mülk ü konak birgün elinden gidecek
Sana bir ev yapacak bâkîde mimâr ara bul
Atilla Taş ne durumdadır Allah bilir. Rabbim yardımcısı olsun. Çok acıttı bu haber. Muhalif de olsa beni engellemiş de olsa biz bu ülkenin farklı düşünen evlatları da olsak acı da birleşiriz. Genç yaşta baba olmuş dede olmuş şimdi de evlat acısıyla sınanıyor. Çok üzüldüm 😥
Ferîdüddin Attâr, Mantıku’t-Tayr’da ruhun hakiki özgürlüğünü ve yalnızlığını şöyle anlatır: Kuş, kanatlarını göğe açtıkça yerdeki gölgelerden uzaklaşır. Sen ise yerdeki gölgelere tutundukça uçmayı unutursun. İçindeki yalnızlık, sana bir ceza değil, fani olan her şeyden sıyrılıp Yaratıcı’na dönmen için verilmiş bir davettir. Allah’a öyle yönel ki, kimsenin varlığı ya da yokluğu huzurunu yakacak kadar etkilemesin.
@Chetinceviz Alakası yok bütün veliler neden öcüleştiriliyor anlamış değiliz. Evde aileler baksın okula giderken de bir yerlere saklamış olma ihtimallerine karşı birileri arama yapsın bize yaptılar ölmedik velilerimiz de itiraz ve şikâyet etmedi biz de etmeyiz elbette!
Şeytan online olduğundan beri, fiber ağlarla yıldırım hızıyla yayılan kötülüğün bir coğrafyası yok. Çocuklarımıza sahip çıkmak, dijital hayatlarını takip etmek ve her an diken üstünde olmaya mecburuz.
Pislik, sınırsız bir tarifeyle, kota aşımına uğramadan, kablosuz ve arsız bir şekilde yayılırken, başka bir seçeneğimiz yok. Peki ne yapmamız gerekiyor?
1- Çocuğumuzun hayran kontenjanını boş bırakmayacak, önce iyi insanları sevmesini sağlayacağız.
2- Çocuk daha kendi kültürünü tanımadan, yabancı kültürlere vize çıkarmayacağız. Milli bilinç oluşmadan küresel vatandaşlık vizyonuna kafayı takmayacağız.
3- Kariyerimiz için full-time çalışırken, çocuğumuza part-time ebeveynlik yapmayacağız. Eğer bunu beceremiyorsak da yarı zamanlı işten tam zamanlı sigorta beklemeyeceğiz.
4- Ailecek kamera karşısına geçip beğeni almak için saçma sapan videolar çekmeyeceğiz. Mahremiyet olmayan eve mahcubiyetin giremeyeceğini bileceğiz.
5- Birileri çocuğumuzu ağına düşürmek için gece gündüz çalışırken biz yatmayacağız. Her akşam sosyal medyada ona buna laf yetiştirerek memleketi kurtarmak için harcadığımız zamanı, çocuğumuzu iyi yetiştirmek için harcayacağız. Herkes çocuğunu iyi yetiştirirse, memleket zaten kurtulur. Bunu aklımızdan çıkarmayacağız.
Azerbaycan Medyası Musavat:
İnsanlar Karabağ'ı işgalden kurtaranın Türk ordusu olduğuna dair kesin bir inanca sahip. "Karabağ'ı biz aldık, size verdik" efsanesinin sonu gelmiştir.
Biz de bu konuda hatalar yaptık. Zafer coşkusunun ilk yıllarında ülkemize en ufak bir yardımda bulunan herkese aşırı minnettar olduk. Zafer payımızı cömertçe herkesle paylaştık ve onların rolünü abarttık.
Ermeniler de 44 günlük savaşta Azerbaycan'a değil, NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip olan Türkiye'ye yenildiklerini ilan ediyor.
Oysa hiçbir devlet bizim için savaşmadı, kimse bize hiçbir şeyi bedava vermedi ve silahları ve mühimmatı parayla, bazen piyasa fiyatından daha yüksek bir fiyata satın aldık.
Biz silah ticareti yaptık, silah aldık, onlar para kazandı. Bize yaptıkları tek iyi şey, bize sattıkları silahları düşmana satmamalarıydı. Anlaşılan bu yüzden silahları yüksek fiyata aldık.