Akşam vakti Nasrettin Hoca’nın kapısı sertçe çalınmış.
Kapıyı açtığında karşısında öfkeli bir köylü varmış.
— Hoca! Senin yüzünden büyük bir zarara uğradım. Yarın bütün köyün önünde hesabını soracağım!
Hoca hiç cevap vermeden adamı içeri buyur etmiş.
Adam daha da sinirlenmiş:
— Ne susuyorsun? Söyleyecek sözün yok mu?
Hoca sakince:
— Var ama şu an öfkelisin. Söylesem de duymayacaksın, demiş.
Adam kapıyı çarpıp çıkmış.
@Pamukkale#safranturizm 2026 yılında bu sıcakta çalılmayan klima, pis ce kırık koltuklarla yolcu taşıyorsunuz. Gidişi pamukkaleyle yaptık pişman olduk dönüşğ başka firmadan alalım dedik yine hüsran 302 neecedes gibi otobüsler.
@Elifbenad Buna eskiler "konak" derler. Bebeklerde görülür. Bebeyağı ya da zeytinyağı sürüp biraz bekleyip bebe fırçasıyla yavaş yavaş tararsanız onlar da fırçaya yapışır gider. Üzülmeyin. Normal bir şey bu. İsterseniz doktora da sorabilirsiniz.
Depresif olmamak için şartlar müsait değil. Okuyan çocuğa para yetirmek, işyerinin kapanacak olması stresi üstüne kentsel dönüşğm yaşar mıyız korkusu. Zamanı geei sarsak hamleleri başka türlü yapardım.
Örgü üstünden de ayrışmayaydık iyiydi. #DanBrown ın son kitabını sevmedim. Hormonlu #barbaracartland kitabı gibiydi. Bilimsi serpintileri olan harlequin romanı gibiydi. Sanat tarihi soslu #24 gibiydi. Tarih aromalı #jackryan gibiydi. Bitti. Blyth'a geri dönsün.
@CokBilenAdam2 İnternet sitelerinden ya da telefon edeewk açık oldukları saatleri öğrenebilirsiniz. Latin katolik kiliseleri 09ç00-12.00 ile 15.00-19.00 arası açıktır. Ziyarerçileein vandallıpa varan saygısızlıkları sebebiyle ortodoks kiliaeleri temkinli olmayı aeçmiş olabilir.
#pegasus paris - istanbul uçuşumda değişiklik talebim üzerine kartımdan para çekildi ama işlem yapılmış görünmüyor. müşteri hizmelerine ulaşamıyorum. Lütfen yardım edin
Çocuk mu suçlu mu?
Yıllar önce bir çocuğun bilgiye erişimi sınırlıydı. Bugün ise bir tuşla, bir internet bağlantısıyla tüm dünyanın şiddetini, sapkın kültlerini, pornografiyi ve en karanlık ideolojileri avucunun içine alabiliyor. Bu yeni gerçeklik, “çocuk” tanımımızı sil baştan değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Artık 14 yaşındaki bir genç, bir yetişkin kadar bilinçli, tasarlayarak ve ne yaptığını bilerek cinayet işleyebiliyor. Peki ne yapmalı?
Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yükselen bir dalga gibi önümüzde duran gençlik şiddeti ürkütücü boyutlara geldi. Televizyonlar, gazeteler, internet sayfaları her gün yeni bir korkunç haberle sarsılıyor. Bazen bir karakolu tarayan 16 yaşında bir genç, bazen cinayetin zanlısı olan bir çocuk... İşte bu noktada, yıllar önce Meclis’te gençlikte artan şiddeti araştırma komisyonu kurulmasını talep eden, televizyon şiddetine karşı imza kampanyaları düzenleyen biri olarak, bu konuyu sadece bir ceza hukuku sorunu olarak görmenin ne kadar eksik bir yaklaşım olduğunu anlatmak isterim.
“Çocuk” kavramı ve hukukun geri kalmışlığı
Hukuk, ne yazık ki teknolojik gelişmelere ve toplumun hızına yetişemiyor. Yıllar önce bir çocuğun bilgiye erişimi sınırlıydı. Bugün ise bir tuşla, bir internet bağlantısıyla tüm dünyanın şiddetini, sapkın kültlerini, pornografiyi ve en karanlık ideolojileri avucunun içine alabiliyor. Bu yeni gerçeklik, “çocuk” tanımımızı sil baştan değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Artık 14 yaşındaki bir genç, bir yetişkin kadar bilinçli, tasarlayarak ve ne yaptığını bilerek cinayet işleyebiliyor.
Peki biz bu çocuklara hala “suça sürüklenenler” mi demeliyiz, yoksa “suçlu” mu? Bu soru, beni hep derinden düşündürmüştür. Bir yandan, bu gençlerin içinde büyüdüğü yozlaşmış sistemi, aile yapısındaki çöküşü, sevgisizliği ve eğitimsizliği görüyoruz. Öte yandan, işlenen suçun vahşeti, soğukkanlılığı ve ardındaki planlı eylemler, bu gençlerin sadece kurban olmadığını gösteriyor.
Dünyadan örnekler ve hukuk sistemlerinin çıkmazı
Dünyadaki hukuk sistemleri de bu çelişkiyle boğuşuyor. Amerika’da bazı eyaletler, çocuk suçluları cinayet gibi ağır suçlarda yetişkin mahkemelerinde yargılayabiliyor. Bu, “çocuğu topluma kazandırma” idealinden vazgeçen, daha çok cezalandırmaya odaklanan bir yaklaşım. Avrupa ise daha çok rehabilitasyona odaklanıyor. Özellikle İskandinav ülkelerinde hapis yerine psikolojik destek, eğitim ve sosyal hizmetler ön plana çıkıyor.
Türkiye’de ise 12-15 yaş aralığındaki çocuklar için “yaptığının bilincinde olup olmadığına” bakılıyor, 15-18 yaş aralığındaki çocuklar indirimli ceza alıyor. Ancak sorunun kökenine inmeden, sadece yaş sınırlarını değiştirerek, cezaları artırarak bu meseleyi çözemeyiz. Hukuk, teknolojik çağa ayak uydurmalı ve gençlerin sadece biyolojik olarak değil, bilişsel ve duygusal olarak da erken olgunlaştığını kabul etmelidir.
Ne yapmalı?
Bu derin konunun tek bir çözümü yok. Ancak bazı adımların atılması gerektiği çok açık.
Eğitim ve Kültür: Aileler, öğretmenler ve toplum olarak çocukları şiddetten korumalı, onlara sanatın, müziğin ve sevginin iyileştirici gücünü sunmalıyız. Medya okuryazarlığı dersleri, çocuklarımızı sanal dünyanın yıkıcı etkilerinden koruyabilir.
Hukuk ve Bilim İşbirliği: Hukukçular, psikologlar, sosyologlar ve beyin bilimcileri bir araya gelmeli, gençlik suçlarının nedenlerini bilimsel verilerle araştırmalıdır. Suç yaşı, bu bilimsel veriler ışığında yeniden ele alınmalıdır.
Rehabilitasyon Merkezleri: Hapis cezası yerine, genç suçluların temel sorunlarına odaklanan, psikolojik destek ve eğitim programları sunan modern rehabilite merkezleri kurulmalıdır.
Sonuç olarak, bu mesele sadece bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda toplumun vicdanını, ahlaki değerlerini ve geleceğini tehdit eden bir yara. Unutmayalım, bir toplum ancak en zayıf halkası kadar güçlüdür. Eğer gençlerimiz şiddete saplanıyorsa, bu bizim topyekûn başarısızlığımızdır. Bu yarayı sarıp sarmalamak için sadece yasaları değil, kalplerimizi ve düşüncelerimizi de değiştirmemiz gerekiyor.
18 yaşındayken, Milliyet Gazetesi’nin açtığı bir yarışmaya katılmak için Çocuk Islahevlerini gezmiş ve ‘Suçlu Çocuklar’ başlıklı bir dizi yazı hazırlamıştım. Ne yazık ki bunca yıl sonra bu konuda çok daha kötü bir noktadayız ve yine yazmak zorunda kalıyoruz. Çözemediğimiz sorunlar bizi çözüyor.
Metroda bir cinayet
ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde Ukraynalı göçmen Iryna Zarutska’nın siyahi bir Amerikalı tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, çağımızın en derin yaralarından birini, toplumsal duyarsızlığı ve çifte standartları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Savaşın acılarından kaçan genç bir Ukraynalı kadının, daha önce defalarca suç işleyip serbest bırakılan bir saldırgan tarafından vahşice öldürülmesi, sadece bir cinayet değil, aynı zamanda toplumun vicdanına vurulan bir darbe.
Olayın kan dondurucu videosu, kurbanın saldırı anındaki şaşkınlık ve korkusuyla birlikte, çevresindeki insanların sergilediği tüyler ürpertici tepkisizliği gözler önüne seriyor. Aynı vagondaki yolcuların, genç bir kadının hayatının yavaş yavaş ellerinden kayıp gitmesini izlemesi ve hiçbir şey yapmadan bir sonraki durakta metrodan inip gidecek olması, “Bana ne” felsefesinin ne kadar yaygınlaştığının acı bir göstergesi. Bu durum, bireysel güvenlik endişelerinin, insani yardımlaşma ve empati duygusunun önüne geçtiği bir distopyanın habercisi gibidir.
Göz ardı edilen trajedi: Neden George Floyd değil?
Bu trajediyi daha da sarsıcı kılan ise medyanın bu olaya karşı sergilediği suskunluk. New York Times veya CNN gibi büyük yayın organlarında bu cinayete neredeyse hiç yer verilmemesi, akıllara “Neden?” sorusunu getiriyor. Eğer kurban siyahi olsaydı, George Floyd’un trajik ölümü gibi tüm dünyada protestolara neden olur muydu? Bu sorunun cevabı maalesef çok da zor değil. Kurbanın beyaz ve sarışın olması, bir zamanların elit soyuna mensup olarak görülen bir kadının, adaletsizliklerin ve tarihsel hınçların hedefi haline gelmesi, bu olayın medyada yer bulamamasının altında yatan acımasız gerçeği ortaya koyuyor.
Bu durum, mağduriyetin ırkına göre değer kazandığı bir dünyanın yansıması. Toplumlar, kendi geçmişlerinin ve tarihlerinin hesabını, masum ve o süreçte hiçbir rolü olmayan bireylerden sormaya başladıkça, insanlığın karanlık yüzü daha da belirginleşiyor. Nazi zulmünden kaçan Yahudilerin bugün Filistin halkına benzer bir muamele yapması gibi, tarihsel travmaların yeni mağduriyetler yaratması, insanlığın giderek daha karanlık bir yola saptığının en büyük göstergesi.
Bu olay, sadece bir cinayet değil, aynı zamanda toplumsal çürümüşlüğün, adaletsizliğin ve duyarsızlığın bir sembolüdür. Bizler, başkasının acısına sessiz kaldığımız sürece, yarın benzer bir trajedinin kurbanı olmaktan kurtulamayız. Bu cinayet, herkes için bir uyandırma zili olmalı.
Zülfü Livaneli, 12.09.2025 - Oksijen
@hiitslilithh Sevgili lilith, doğum sırasında bebekle birlikte plasenta da vücuttan ayrılıyor. Plasentanın vücurtan ayrılırken kanaması normal. O sırada rahim çeperinde açık bir yara meydana geliyor. O yara başta 10 gün kadar regl gibi sonra çok azalıyor. Ağrı sızı da regl gibi değil.
@hayatyolunda10@FatihCelikfath@antihistamink Getirtsek? Pahalı ve zor. İlaç nasıl elde ediliypr? Domuz böbreğinden. Domuz böbreği nerden buluruz? Bulamadık. Acaba çift toynaklı başka hayvan böbreği olur mu? Evet oluyormuş. Ve baita dana böbreği denedim. Kuzu daha lezzetli geldi. Özetle bu
@hayatyolunda10@FatihCelikfath@antihistamink Akıl yürüttüm. Antihistaminik kullanıyprum demek ki vücut histamin parçalayamıyor. İlaçlar da parçalamıyor vücutta histamin birikiyor ve bu histamini uzaklaştırmak gerek. Hisyamin ğarçalayan nir enzim olmalı. Adı ne acaba? Bu enzimi içeren ilaç bulunur mu? Abd ve avrupada var. ±+
@hayatyolunda10@FatihCelikfath@antihistamink Histamin parçalayan Enzimi böbrek sayesinde dışardan alıyorum. vücudum üretmiyor çünkü. ilaç falan almıyorum. Düzenli böbrek tüketiyorum. Başta haftada 1 kere 4 böbrek idi. şimdi ayda 1 kere 2 böbrek ile gıda alerjisi sorunum çözüldü.