Özkan Yalım için kitap yazan Müptezel Mustafa Balbay;
Ne sen Ne de seni güdüleyenler Cumhuriyet’in kurucu Partisini kapatamaz, kapattıramaz…
Sen pavyon köşelerinde otel odalarında basılanlarla yürümeye devam et.
#SONDAKİKA@herkesicinCHP
Mustafa Balbay, sana açık ve net soruyorum:
Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’nin kapatılmasını mı savunuyorsun?
Savunuyorsan açıkça söyle: CHP neden kapatılmalı?
Bu talebin hukuki dayanağı nedir, siyasi gerekçen nedir?
Yok eğer savunmuyorsan, CHP’nin kapatılmasını tartışmaya açan sözlerini geri alacak mısın?
Kaçamak cevap yok.
Bu kez açık konuş. Millet bilsin.
@herkesicinCHP
#SONDAKİKA
'15 Temmuz Şehitler' dahil köprüler ve otoyollar özelleştiriliyor
Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 24 Şubat 2003 tarihli ve 2003/4 sayılı kararıyla özelleştirme kapsamına alınan otoyol ve köprüler ile 15 Ekim 2010 tarihli ve 2010/88 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alınan otoyol ve köprüler halen düzenleme kapsamında bulunuyor.
2010 tarihli kararda, daha önce 2003 tarihli kararla özelleştirme kapsamına alınan Edirne-İstanbul-Ankara, Pozantı-Tarsus-Mersin, Tarsus-Adana-Gaziantep ve Toprakkale-İskenderun otoyolları ile Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri özelleştirme programına alınmıştı.
4 Eylül 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile söz konusu mevcut kapsama Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu'nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arasındaki bölümü eklenmiş oldu.
Yeni karar ile işlemlerin 2031 sonuna kadar tamamlanması öngörüldü.
Kararla özelleştirme sözleşmesinin süresi 30 yıl olarak belirlendi.
◇
Boğaziçi ve FSM köprüleri ile otoyolların tek paket halinde 25 yıllığına 'işletme hakkı devri' yöntemiyle özelleştirilmesi için 17 Aralık 2012'de bir ihale gerçekleştirilmişti.
Ancak dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, köprü ve otoyolların gerçek değerinin bu rakamın çok daha üzerinde olduğunu belirterek teklif tutarını yetersiz bulmuştu.
Bunun üzerine 22 Şubat 2013'te Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla ihale resmen iptal edilmişti.
Mustafa Balbay;
Ne sen ne de seni yönlendirenler, Cumhuriyet Halk Partisi’ni siyasi hesaplarla kapatabilir, kapattırabilir veya tarih sahnesinden silebilir.
CHP, bir kişinin ya da bir grubun tasarruf edeceği sıradan bir siyasi yapı değildir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla özdeşleşmiş, millet iradesini temsil eden köklü bir siyasi partidir.
Bir siyasi partinin kapatılması, kişisel beyanlarla veya siyasi hesaplarla değil; Anayasa ve kanunlarda öngörülen açık, sınırlı ve yargısal usuller çerçevesinde değerlendirilebilir.
Bu nedenle kimse kendisini hukukun üzerinde görmesin.
CHP’ye yönelik her türlü kapatma çağrısı ve siyasi müdahale, demokratik hukuk devleti açısından açıkça sorgulanmalıdır.
Çünkü mesele bir parti tabelası değildir:
Mesele milletin siyasi iradesidir.
Ve o iradeye kimse el koyamaz.
@kilicdarogluk@CelikBaskan06@herkesicinCHP
Mustafa Balbay;
Ne sen ne de seni yönlendirenler, Cumhuriyet Halk Partisi’ni siyasi hesaplarla kapatabilir, kapattırabilir veya tarih sahnesinden silebilir.
CHP, bir kişinin ya da bir grubun tasarruf edeceği sıradan bir siyasi yapı değildir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla özdeşleşmiş, millet iradesini temsil eden köklü bir siyasi partidir.
Bir siyasi partinin kapatılması, kişisel beyanlarla veya siyasi hesaplarla değil; Anayasa ve kanunlarda öngörülen açık, sınırlı ve yargısal usuller çerçevesinde değerlendirilebilir.
Bu nedenle kimse kendisini hukukun üzerinde görmesin.
CHP’ye yönelik her türlü kapatma çağrısı ve siyasi müdahale, demokratik hukuk devleti açısından açıkça sorgulanmalıdır.
Çünkü mesele bir parti tabelası değildir:
Mesele milletin siyasi iradesidir.
Ve o iradeye kimse el koyamaz.
@kilicdarogluk@CelikBaskan06@herkesicinCHP
GENÇLER ÇOCUK YAPMAKTAN DEĞİL, GELECEKSİZ KALMAKTAN KORKUYOR!
“Çocuk yapın” diyorsunuz…
Peki gençler soruyor:
Hangi maaşla?
Hangi evde?
Hangi güvenceyle?
Hangi geleceğe?
Üniversiteyi bitiriyoruz, iş bulamıyoruz.
İş buluyoruz, geçinemiyoruz.
Evlenmek istiyoruz, düğün masrafını düşünmekten vazgeçiyoruz.
Ev kurmak istiyoruz, kirayı hesaplamaktan başımızı kaldıramıyoruz.
Çocuk sahibi olmak istesek bu kez soruyoruz:
“Ben çocuğuma nasıl bir gelecek bırakacağım?”
Uyuşturucudan, şiddetten, suçtan, güvensiz sokaklardan;
çocuğumuzun eğitiminden, sağlığından, beslenmesinden, barınmasından endişe ediyoruz.
Sonra çıkıp bize:
“Neden çocuk yapmıyorsunuz?” diye soruluyor.
Asıl soruyu değiştirin:
Gençler neden gelecek kuramıyor?
Neden kendi ülkesinde yarınını göremiyor?
Neden aile kurmak bir mutluluk değil, ekonomik bir risk gibi hissettiriliyor?
Gençlere nasihat değil, güvence verin.
İş verin.
Barınma imkânı verin.
Güvenli şehirler verin.
Nitelikli eğitim verin.
Çocuklarımız için güvenli bir gelecek verin.
Bize “çocuk yapın” demeyin.
Önce “Bu ülkede geleceğim var” diyebileceğimiz bir Türkiye kurun.
Çünkü gençlerin umudu olmadan Türkiye’nin geleceği olmaz.
Gençleri kaybeden bir ülke, yarınını kaybeder.
GENÇLER ÇOCUK YAPMAKTAN DEĞİL, GELECEKSİZ KALMAKTAN KORKUYOR!
“Çocuk yapın” diyorsunuz…
Peki gençler soruyor:
Hangi maaşla?
Hangi evde?
Hangi güvenceyle?
Hangi geleceğe?
Üniversiteyi bitiriyoruz, iş bulamıyoruz.
İş buluyoruz, geçinemiyoruz.
Evlenmek istiyoruz, düğün masrafını düşünmekten vazgeçiyoruz.
Ev kurmak istiyoruz, kirayı hesaplamaktan başımızı kaldıramıyoruz.
Çocuk sahibi olmak istesek bu kez soruyoruz:
“Ben çocuğuma nasıl bir gelecek bırakacağım?”
Uyuşturucudan, şiddetten, suçtan, güvensiz sokaklardan;
çocuğumuzun eğitiminden, sağlığından, beslenmesinden, barınmasından endişe ediyoruz.
Sonra çıkıp bize:
“Neden çocuk yapmıyorsunuz?” diye soruluyor.
Asıl soruyu değiştirin:
Gençler neden gelecek kuramıyor?
Neden kendi ülkesinde yarınını göremiyor?
Neden aile kurmak bir mutluluk değil, ekonomik bir risk gibi hissettiriliyor?
Gençlere nasihat değil, güvence verin.
İş verin.
Barınma imkânı verin.
Güvenli şehirler verin.
Nitelikli eğitim verin.
Çocuklarımız için güvenli bir gelecek verin.
Bize “çocuk yapın” demeyin.
Önce “Bu ülkede geleceğim var” diyebileceğimiz bir Türkiye kurun.
Çünkü gençlerin umudu olmadan Türkiye’nin geleceği olmaz.
Gençleri kaybeden bir ülke, yarınını kaybeder.@herkesicinCHP@zeki_sen1@erkan_narsap@ayhanbilgen@erkandemir57419@kilicdaroglu35
Peki, “Neden?” diye soranlar varsa, cevap sadece doğurganlık oranlarında değil.
Milyonlarca çocuğun ve gencin uyuşturucunun pençesine sürüklenmesi, kayıp çocuklar, suça bulaşan gençler, sosyal hayattan kopup evlere hapsolan çocuklar…
Ve belki de en önemlisi: derin yoksulluk.
Bunlara bir de düzensiz kentleşmeyi, güvensiz yaşam alanlarını, gelecek kaygısını ve çocuk büyütmenin aileler için giderek ağırlaşan maliyetini eklediğimizde ortaya ciddi bir tablo çıkıyor.
İnsanlar yalnızca “çocuk yapmak istemiyor” diye düşünmek kolay.
Asıl soru şu:
Gençler neden gelecek kurmak istemiyor? Aileler neden ikinci, üçüncü çocuğu düşünürken korkuyor?
Çünkü nüfus politikası sadece “daha çok çocuk yapın” demekle çözülemez.
Çocuğun güvende olduğu, gençlerin geleceğe umutla baktığı, ailelerin yoksulluk korkusu yaşamadan çocuk yetiştirebildiği bir ülke kurmadan doğurganlık sorununu çözmek mümkün değil.
Bugün mesele yalnızca nüfusun 86 milyondan 61–64 milyona düşmesi değil.
Mesele, o 61–64 milyonun nasıl bir Türkiye’de yaşayacağıdır.
Kedilerin başını okşayıp yanlarından geçmek sevgi değildir.
Sevgi; açlığını fark etmek, önüne mama ve su koymaktır.
Söz değil, vicdan ve eylem. 🐾❤️ #HayvanHaklarıŞart@HayvanseverGaze@haydarozkan06
Cemil Meriç, düşünce dünyamızın kutup yıldızlarından biridir. Ona bakarak yönümüzü bulabiliriz.
Ama bugün acı gerçek şu: Aydın, halkın önünde yürümek yerine halktan kopmuş; siyasetçi ise halkı temsil etmek yerine kendisini halkın sahibi sanmaya başlamıştır.
Halkın değerlerini küçümseyen, Anadolu’nun birikimine burun kıvıran, kendi dar çevresinin doğrularını topluma dayatan bu seçkinci anlayışın demokrasiyle bağdaşır tarafı yoktur.
Temsil siyaseti adı altında seçmeni yalnızca oy deposu görenler de, halkı cahil ve geri gören sözde aydınlar da aynı yanlışı yapıyor: Halktan kopuyorlar.
Cemil Meriç’in asıl uyarısını bugün yeniden hatırlamak zorundayız:
Kendi toplumunu anlamayan, kendi insanına güvenmeyen ve halkın iradesini küçümseyen hiçbir siyaset gerçek anlamda demokratik değildir.
Anadolu irfanı; siyasi hesapların, vesayetçi zihniyetin ve halktan kopuk aydın kibirlerinin kuşatmasını kırdığında sahte temsilcilerin de, siyasi soytarıların da devri kapanacaktır.
Halkı küçümseyen kaybeder.
Halktan kopan kaybeder.
Milletin iradesine rağmen siyaset yapan kaybeder.
Çünkü bu ülkenin sahibi, halk adına konuşanlar değil; doğrudan halkın kendisidir.
Cemil Meriç düşünce dünyamızın kutup yıldızlarından birisidir. Ona bakarak yönünüzü bulabiliriz. Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada, "aydınların halkı aydınlatması" bir yana halkın gerisine düştüğü bir noktadayız. Anadolu irfanı, eğer temsil siyaseti ve batıcı aydın takıntılarının kuşatmasını kırabilirse toplum soytarılardan kurtulacak.
“felakete sürükleme bizi” diyerek aslında neyi savunduğunu itiraf etmiş.
Siyaset korkuyla yapılmaz!
“Ömür boyu muhalefette kalmaya razıyım” diye bir siyaset anlayışı varsa, bunun adı mücadele değil; yenilgiyi kader olarak kabullenmektir.
Özgür Özel’in süreci nasıl yönettiği elbette tartışılır. Ama CHP’nin görevi korkup köşeye çekilmek değil, iktidara yürümektir.
Kılıçdaroğlu’nun yıllardır savunduğu demokrasi, hukuk, güçler ayrılığı, liyakat ve parlamenter sistem çizgisi tam da bunun içindir:
CHP muhalefete mahkûm olmak için değil, Türkiye’yi demokratik yollarla yönetmek için vardır.
Kimse CHP seçmenine “felaket” diyerek korku satmasın.
Korkmayacağız.
Geri çekilmeyeceğiz.
Teslim olmayacağız.
Milletle yürüyecek, iktidara geleceğiz.
“ÖZGÜR ÖZEL’İN SÜRECİ YÖNETMESİ ÇOK KÖTÜ”
Hacı Yakışıklı:
Pazara çıkmış, süreç iyi ama süreç yönetimi çok kötü. Özgür Özel’in yaptığı olumlu işi çarpı 100’le olumsuza çevirmiş.
Felakete sürükleme bizi demek, ben ömür boyu muhalefette kalmaya razıyım demektir.
@haciykk
Sevgili gençler,
Uzun zamandır emek veriyor, çalışıyor, yoruluyor ve hayalleriniz için sabırla mücadele ediyorsunuz. 📚
Bugün geldiğiniz noktada şunu unutmayın: Elinizden geleni yaptınız. Şimdi sıra, emeğinize güvenmekte.
Sınav heyecanı, kaygı ve stres elbette olabilir. Ama hiçbir soru, hiçbir sınav sizin değerinizi belirlemez. Sizler bu ülkenin geleceği için emek veren, hayallerinin peşinden koşan gençlersiniz.
Soruları sakince okuyun, bildiklerinize güvenin, zamanınızı iyi kullanın. Kendinize inanın.
Dilerim bugün verdiğiniz emeğin karşılığını alır, gönlünüzden geçen puanlara ve güzel bir geleceğe kavuşursunuz.
Her birinize zihin açıklığı, başarı ve kolaylık diliyorum.
Yolunuz açık, şansınız bol, bahtınız güzel olsun. Başaracağınıza inanın! 🇹🇷❤️
KPSS’ye katılacak tüm adaylarımıza başarılar diliyorum.
Büyük bir emek, sabır ve özveriyle sürdürülen hazırlık sürecinin; hedeflerinize ulaşmanız, geleceğinize güvenle ilerlemeniz ve emeklerinizin karşılığını almanız adına güzel sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Tüm adaylarımıza zihin açıklığı, kolaylık ve başarı diliyor; yollarının ve bahtlarının açık olmasını diliyorum.
Savaş meydanlarında kurulan, Cumhuriyet’in inşasında önemli rol üstlenen ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “iki büyük eserimden biri” olarak nitelendirdiği CHP, birkaç kişinin siyasi hesabıyla tarih sahnesinden silinebilecek bir yapı değildir.
CHP’nin tarihsel rolü sloganlarla değil, somut dönüm noktalarıyla ortaya konabilir:
1923: Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin siyasal örgütü olarak yeni devletin temel kurumlarının oluşturulmasına katkı sağladı.
1924: Halifeliğin kaldırılması ve laik hukuk düzenine geçiş gibi Cumhuriyet’in temel dönüşümlerinin siyasal taşıyıcısı oldu.
1930’lar: Eğitim, hukuk, kadınların yurttaşlık hakları, sanayileşme ve devlet kurumlarının modernleştirilmesine yönelik reformların siyasal zeminini oluşturdu.
1946: Çok partili siyasal hayata geçiş sürecinin önemli aktörlerinden biri oldu.
1950: İktidarın seçim yoluyla el değiştirmesiyle Cumhuriyet tarihinin en önemli demokratik eşiklerinden biri aşıldı.
1970’ler: Bülent Ecevit döneminde CHP, “ortanın solu” anlayışı doğrultusunda emek, sosyal adalet ve halkçı politikaları siyasetinin merkezine taşıdı.
1974: Kıbrıs Barış Harekâtı’nın siyasi sorumluluğunu üstlenen hükümetin başında CHP bulunuyordu.
1977: CHP, Cumhuriyet tarihinin en yüksek oy oranlarından biriyle birinci parti oldu ve halkçı siyasetin güçlü bir toplumsal karşılığı bulunduğunu gösterdi.
Ve bugün…
CHP’nin tarihsel mirası yalnızca geçmişteki başarılarla değil, demokrasi, hukuk devleti, sosyal adalet, laiklik, özgürlük ve eşit yurttaşlık mücadelesiyle varlığını sürdürmektedir.
Elbette CHP eleştirilebilir. Genel başkanları değişebilir, kadroları yenilenebilir ve politikaları tartışılabilir. Ancak CHP’nin varlığını ortadan kaldırmayı tartışmaya açmak farklı bir konudur.
Çünkü CHP, tek bir kişinin, genel başkanın veya dönemin mülkü değildir.
CHP; Kuvâ-yi Milliye’den Cumhuriyet’e, tek parti döneminden çok partili hayata, Ecevit’in halkçı siyasetinden günümüzün demokrasi ve hukuk mücadelesine uzanan tarihsel bir birikimdir.
Bu mirası benimsemeyebilirsiniz.
Ancak onu yok sayamazsınız.
CHP’yi kapatmaya yönelik girişimlerde bulunanlar şunu açıkça bilmelidir:
Bir siyasi partiyi kapatmak, onun temsil ettiği tarihsel mücadeleyi ortadan kaldırmaz.
CHP vardır ve varlığını sürdürecektir.
Çünkü mesele yalnızca bir siyasi parti değildir;
millet egemenliğinin, Cumhuriyet’in ve demokratik Türkiye idealinin geleceğidir.
Savaş meydanlarında kurulmuş, Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserimden biri dediği CHP’yi kapatmaya kimsenin gücü yetmez, cesaret edemez.
Sonunda sahibinin sesi olmuş, ağzındaki baklayı çıkarmışsın.
Yazıklar olsun!!!! @mustafabalbay
Savaş meydanlarında kurulan, Cumhuriyet’in inşasında önemli rol üstlenen ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “iki büyük eserimden biri” olarak nitelendirdiği CHP, birkaç kişinin siyasi hesabıyla tarih sahnesinden silinebilecek bir yapı değildir.
CHP’nin tarihsel rolü sloganlarla değil, somut dönüm noktalarıyla ortaya konabilir:
1923: Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin siyasal örgütü olarak yeni devletin temel kurumlarının oluşturulmasına katkı sağladı.
1924: Halifeliğin kaldırılması ve laik hukuk düzenine geçiş gibi Cumhuriyet’in temel dönüşümlerinin siyasal taşıyıcısı oldu.
1930’lar: Eğitim, hukuk, kadınların yurttaşlık hakları, sanayileşme ve devlet kurumlarının modernleştirilmesine yönelik reformların siyasal zeminini oluşturdu.
1946: Çok partili siyasal hayata geçiş sürecinin önemli aktörlerinden biri oldu.
1950: İktidarın seçim yoluyla el değiştirmesiyle Cumhuriyet tarihinin en önemli demokratik eşiklerinden biri aşıldı.
1970’ler: Bülent Ecevit döneminde CHP, “ortanın solu” anlayışı doğrultusunda emek, sosyal adalet ve halkçı politikaları siyasetinin merkezine taşıdı.
1974: Kıbrıs Barış Harekâtı’nın siyasi sorumluluğunu üstlenen hükümetin başında CHP bulunuyordu.
1977: CHP, Cumhuriyet tarihinin en yüksek oy oranlarından biriyle birinci parti oldu ve halkçı siyasetin güçlü bir toplumsal karşılığı bulunduğunu gösterdi.
Ve bugün…
CHP’nin tarihsel mirası yalnızca geçmişteki başarılarla değil, demokrasi, hukuk devleti, sosyal adalet, laiklik, özgürlük ve eşit yurttaşlık mücadelesiyle varlığını sürdürmektedir.
Elbette CHP eleştirilebilir. Genel başkanları değişebilir, kadroları yenilenebilir ve politikaları tartışılabilir. Ancak CHP’nin varlığını ortadan kaldırmayı tartışmaya açmak farklı bir konudur.
Çünkü CHP, tek bir kişinin, genel başkanın veya dönemin mülkü değildir.
CHP; Kuvâ-yi Milliye’den Cumhuriyet’e, tek parti döneminden çok partili hayata, Ecevit’in halkçı siyasetinden günümüzün demokrasi ve hukuk mücadelesine uzanan tarihsel bir birikimdir.
Bu mirası benimsemeyebilirsiniz.
Ancak onu yok sayamazsınız.
CHP’yi kapatmaya yönelik girişimlerde bulunanlar şunu açıkça bilmelidir:
Bir siyasi partiyi kapatmak, onun temsil ettiği tarihsel mücadeleyi ortadan kaldırmaz.
CHP vardır ve varlığını sürdürecektir.
Çünkü mesele yalnızca bir siyasi parti değildir;
millet egemenliğinin, Cumhuriyet’in ve demokratik Türkiye idealinin geleceğidir.
Kılıçdaroğlu’nun demokrasi mirası birkaç sloganla geçiştirilemez.
Onun siyaset anlayışının merkezinde “tek adam” değil, güçlendirilmiş Meclis; biat değil, liyakat; kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar değil, önseçim; ayrıcalık değil, eşit yurttaşlık; kişisel ikbal değil, adalet vardır.
Daraltılmış seçim bölgeleri ve kontenjanlı, gerçek önseçim modeli de bu anlayışın doğal sonucudur. Milletvekili listeleri birkaç kişinin iradesiyle hazırlanmayacak; siyasetin öznesi yeniden parti üyeleri ve yurttaşlar olacaktır.
Çünkü Kılıçdaroğlu’nun demokrasi mücadelesinin özü şudur:
Siyaset halktan koparsa rant düzenine, devlet denetimden koparsa güç düzenine dönüşür.
Bu nedenle nitelikli insanların siyasetten uzaklaşmasına, liyakatin yerini sadakatin almasına, siyasetin kişisel zenginleşme ve çıkar ilişkilerine teslim edilmesine itiraz etmek yalnızca bir parti meselesi değildir.
Bu, doğrudan doğruya Cumhuriyet’in demokrasi meselesidir.
Kılıçdaroğlu’nun bıraktığı en önemli miraslardan biri de şudur:
Devleti yönetenler milletten üstün değildir. Siyasetçinin görevi devleti ve kamu kaynaklarını kendisi için kullanmak değil, millete hesap vermektir.
Bugün yapılması gereken, bu mirası nostaljiye dönüştürmek değil; önseçimle, liyakatle, şeffaflıkla, güçlü Meclis’le ve bağımsız yargıyla ete kemiğe büründürmektir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir siyasi vesayet değil;
milletin gerçekten söz sahibi olduğu demokratik bir Cumhuriyet’tir.@herkesicinCHP@kilicdarogluk@gurseltekin34@zeki_sen1@erkan_narsap@kilicdaroglu35@erkandemir57419@necdetsarac@rtnalbantoglu@nevafbilek@drservetunsal@mehmettumnet@AytenGulseverx@ankara_kusu
Esnek daraltılmış seçim bölgeleri ve kontenjanlı önseçime dayalı aday belirleme sistemi, siyasetin toplumsallaşması, toplumun siyasallaşması açısından önemli bir zemin oluşturabilir. Nitelikli yerel kadroların siyasetten uzaklaşması, siyaset alanının ayak oyunları ve haksız kazanç planlamalarına mahkum hale gelmesi, tehlikeli bir gidişin alarm çanlarını çalmaktadır.
Miryokefalon bize bir şeyi hatırlatıyor: Tarih, güce güvenip gerçekleri görmezden gelenlerin değil; şartları doğru okuyup doğru zamanda doğru hamleyi yapanların önünde sonunda kayda geçtiğini gösterir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı da kişiye göre devlet, iktidara göre hukuk, saraya göre demokrasi değildir.
Kılıçdaroğlu çizgisinin temel meselesi tam da budur: Tek adam düzenine karşı milletin egemenliğini, Meclis’i, hukukun üstünlüğünü, bağımsız yargıyı ve gerçek demokrasiyi savunmak.
Artık mesele “kim iktidar olacak?” sorusundan çok daha büyüktür.
Mesele, iktidarın hukukla mı yoksa hukukun iktidarla mı yönetileceğidir.
Milletin iradesi sandıkta tecelli eder; devlet ise hiçbir kişinin mülkü değildir.
Türkiye’yi yeniden adaletle, liyakatle, parlamenter demokrasiyle ve kuvvetler ayrılığıyla buluşturmak zorundayız.
Çünkü bu ülkenin geleceği bir kişinin siyasi ömrüne değil, milletin özgür iradesine bağlıdır.
467 milletvekilinin aynı metinde buluşması elbette önemlidir. Fakat buradan “hemen yeni Anayasa yapalım” sonucu çıkarmak, Anayasa’nın ne olduğunu anlamamaktır.
Anayasa, iktidarın ihtiyaçlarına göre değiştirilecek bir metin değildir. Anayasa, iktidarı sınırlayan ve yurttaşın hakkını güvence altına alan temel hukuk belgesidir.
Kılıçdaroğlu çizgisinin temel itirazı da budur: Türkiye’nin ihtiyacı, mevcut güç yoğunlaşmasını tahkim edecek bir Anayasa değil; tek adam anlayışını sona erdiren, Meclis’i güçlendiren, kuvvetler ayrılığını yeniden kuran, yargıyı bağımsızlaştıran ve hukukun üstünlüğünü güvence altına alan demokratik bir Anayasa’dır.
Seçim öncesi bütün partiler ne istediğini açıkça söylemelidir. Millet de sandıkta kararını vermelidir.
Sonra Meclis’te, toplumun bütün kesimlerinin katıldığı gerçek bir uzlaşmayla yeni bir toplumsal sözleşme hazırlanmalıdır.
Anayasa, bir kişinin iktidarını değil; 86 milyon yurttaşın özgürlüğünü güvence altına almalıdır.
Mesele yeni bir metin yazmak değil, Türkiye’yi yeniden hukuk devleti ve demokratik parlamenter düzenle buluşturmaktır.
467 milletvekilinin aynı metinde buluşması elbette önemlidir. Fakat buradan “hemen yeni Anayasa yapalım” sonucu çıkarmak, Anayasa’nın ne olduğunu anlamamaktır.
Anayasa, iktidarın ihtiyaçlarına göre değiştirilecek bir metin değildir. Anayasa, iktidarı sınırlayan ve yurttaşın hakkını güvence altına alan temel hukuk belgesidir.
Kılıçdaroğlu çizgisinin temel itirazı da budur: Türkiye’nin ihtiyacı, mevcut güç yoğunlaşmasını tahkim edecek bir Anayasa değil; tek adam anlayışını sona erdiren, Meclis’i güçlendiren, kuvvetler ayrılığını yeniden kuran, yargıyı bağımsızlaştıran ve hukukun üstünlüğünü güvence altına alan demokratik bir Anayasa’dır.
Seçim öncesi bütün partiler ne istediğini açıkça söylemelidir. Millet de sandıkta kararını vermelidir.
Sonra Meclis’te, toplumun bütün kesimlerinin katıldığı gerçek bir uzlaşmayla yeni bir toplumsal sözleşme hazırlanmalıdır.
Anayasa, bir kişinin iktidarını değil; 86 milyon yurttaşın özgürlüğünü güvence altına almalıdır.
Mesele yeni bir metin yazmak değil, Türkiye’yi yeniden hukuk devleti ve demokratik parlamenter düzenle buluşturmaktır.
Anayasa için mini paketle değişiklik, elbette her zaman mümkündür ama "yeni anayasa" denilebilecek bir uzlaşma, ciddi bir toplumsal tartışmayı gerektirir. Özgün bir durum olan yasaya 467 oy çıkması, elbette çok kıymetlidir.Ancak bu durumu fırsata çevirip hemen kapsamlı Anayasa yapılabileceğini sanmak, yanıltıcı olur. Seçim sürecinde tüm partiler Anayasa konusunda tutumunu toplumla paylaşır, mümkünse bu eksende ittifaklar şekillenirse, seçim sonrası daha geniş uzlaşıya dayalı bir toplum sözleşmesi, siyasetin topluma taahhüdü haline gelir.
Kılıçdaroğlu bunun aklını başından almış, yine parti isimlerini birbirine katmış! 😂
Özgür Özel: “İYİ Parti’nin milyonlarca üyesi…”
Hani YENİ PARTİ idi? 🤔
Daha dün “Yeni Parti” deyip bugün “İYİ Parti” diyenlerin siyasi ciddiyetinden söz etmek tam bir siyaset komedisi!
Partinin adı karışıyor, söylem karışıyor, istikamet karışıyor… Ama CHP’ye ayar vermeye gelince herkes bir anda uzman kesiliyor.
Önce aynaya, sonra tabelaya bakın.
Millete siyaset dersi vermeden önce kendi siyasi adresinizi bulun! 😏
#CHP #ÖzgürÖzel #YeniParti #İYİParti