Jeofizik (Sismoloji) Profesörü, Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı, Kocaeli Milli Kuruluşlar Birliği Dönem Sözcüsü, KTU-Jeofizik/94, Deprem Bilimci, Stoacı
Pervin Buldan, kendisiyle ilgili Engin Balım'ın söylediklerini paylaştığımız videoyu mahkeme kararı ile sildirdi.
Sonra ben tekrar yayınladım.
Tekrar mahkemeye başvurdu.
Yine Türkiye'den engelletti ve sildirdi.
Silinirse tekrar yükleyeceğimi söylemiştim.
Yine engelletmesi ve sildirmesi için tekrar paylaşıyorum.
Yeniden sildirdikten sonra bir daha paylaşacağım.
Bakın arkadaşlar! Mohamed Salah, Liverpool formasıyla dokuz Premier League sezonunda 315 maça çıktı. Bu 315 maçta gördüğü sarı kart sayısı 10. Dokuz yıl. 315 Premier League maçı. 10 sarı kart.
Sonra Türkiye’ye geliyor ve Süper Lig’deki ikinci maçında ceza sahasında yerde kaldığı bir pozisyonun ardından hakem tarafından “kendini atmakla” suçlanıp sarı kart görüyor. Elbette Salah’ın kariyeri ona dokunulmazlık sağlamıyor. Fakat 315 maçlık davranış verisi önümüzde dururken Ali Şansalan böyle tartışmalı bir pozisyonda bu kadar keskin biçimde “aldatma” hükmüne nasıl ulaştı acaba?
Daha vahimi VAR tarafı. “Sarı karta VAR karışamaz” deniliyor :) Tam bir komedi! Konu sarı kart değil ki!Konu penaltı ihtimali. IFAB protokolünde penaltı ya da penaltı verilmemesi VAR’ın doğrudan inceleme alanında. Ceza sahasında oyuncuya aldatma gerekçesiyle sarı kart gösterilmiş olsa bile görüntüler bir faul ortaya koyuyorsa VAR müdahale eder, hakemi monitöre çağırır, penaltı kararı çıkar ve sarı kart iptal edilir.
Ama benim için gecenin belki de en vahim tarafı başka.
Trabzonspor dört gün sonra Macaristan’da Avrupa Ligi’ne kalmak için en kritik maçlarından birine çıkacak. Ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun Merkez Hakem Kurulu bundan dört gün önce Trabzonspor’un Süper Lig maçının VAR koltuğuna kimi oturtuyor? Macar hakem Tamás Bognár’ı! Yahu böyle bir atama yapılır mı?
Bir Türk kulübü dört gün sonra Macaristan’da bir Macar kulübüne karşı Avrupa Ligi kader maçına çıkacaksa siz o Türk kulübünün lig maçına Macaristan Futbol Federasyonu’na bağlı bir VAR hakemi atamazsınız. Bunu aklınıza bile getirmezsiniz. Çünkü dünyanın hiçbir ciddi kurumunda mesele “Hakem etkilenir mi?” sorusuna kadar bırakılmaz. Kurumsal akıl o sorunun doğmasına izin vermez.
Ortada Bognár’ın Ferencváros lehine hareket ettiğine ilişkin bir veri bulunması gerekmiyor. Asıl skandal, MHK’nin böyle bir tartışmanın doğabileceğini hesaplayamaması. Bu hakemlik meselesinden önce yönetim zaafıdır.
Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan maçın ardından son derece açık konuştu. “Trabzon’a gelip insanların sinir uçlarıyla oynamanın bir anlamı yok” dedi. “Kimse bizimle kavga etmek istemesin” dedi. TFF Başkanı’na seslenerek bu tip kararların Türk futbolunun önüne çıktığını söyledi.
Dikkat edin bunlar yenilmiş bir kulübün başkanının öfke cümleleri değil. Kazanan kulübün başkanı hakemi konuşuyor. Kazanan takımın teknik direktörü Fatih Tekke hakem yönetiminden duyduğu rahatsızlığı anlatıyor.
Ligin ikinci haftasındayız yahu! İkinci hafta! Ve futbolcuları, teknik direktörleri, transferleri, oyunu konuşacağımız yerde yine hakemleri konuşuyoruz.
Sonra Ferhat Gündoğdu çıkıyor. Şeffaflık anlatılıyor. Yeni sistem anlatılıyor. Eğitim anlatılıyor. Hakem gelişimi anlatılıyor. Yabancı uzmanlar getiriliyor. Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası tecrübesi olan isimler Riva’ya geliyor. Anthony Taylor geliyor. Seminerler düzenleniyor. Toplantılar yapılıyor. Sunumlar hazırlanıyor.
Peki sahada ne değişiyor? Hiçbir şey. Çünkü hakemlik sistemini PowerPoint sunumlarıyla düzeltemezsiniz. Kurumsal kültür değişmeden, hesap verebilirlik kurulmadan, aynı pozisyona aynı karar standardı yerleşmeden istediğiniz kadar yabancı uzman getirin birkaç hafta sonra yeniden aynı şeyleri konuşursunuz.
Ferhat Gündoğdu’nun önündeki mesele artık “daha iyi olacağız” cümlesiyle geçiştirilecek yerde durmuyor. Kardeşim iyi olacaksanız iyi olun. Standardınız varsa gösterin. VAR kriteriniz varsa herkese uygulayın. Hakem atamasında kurumsal hassasiyetiniz varsa Trabzonspor’un Ferencváros rövanşından dört gün önce Trabzonspor maçına Macar VAR hakemi atamayın. Sonra da insanların güvenmesini beklemeyin.
@globaleksen1 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yurtdışından 30 euro gibi saçma bir bedelle bile alışveriş yapmasının engellenmesi çalışmaların unutulmayacak @SekibAvdagic
@Mert41212027 Merhaba
Mevcut aktivitenin an itibarı ile tek başına büyük bir depremin habercisi olarak yorumlanamayacağını, ancak bulunduğu konum nedeniyle, bilimsel açıdan mutlaka sismik aktivite sönümlenene kadar yakından takip edilmesi gerektiğini vurguluyorum.
Saygılarımla
Adalar civarındaki sismik aktivite ile ilgili yaptığım ilk analizlere göre meydana gelen depremler var olan sismik boşluğa doğru belirgin bir ilerleme göstermiyor. Doğu uçta yoğunlaşan bir cluster gibi duruyor. Relokasyon yapılarak izlenmesi gereken önemli bir aktivite. #deprem
İnsan yaşayabilmek için bazı acıları unutmak zorundadır. Peki toplumlar yaşayabilmek için bazı acıları unutmamak zorunda mıdır?
17 Ağustos üzerine…
#deprem https://t.co/8ql65wWJuh
27 Ekim 2026 Salı günü yapılacak,
@itokurumsal
Meslek Komiteleri seçimlerinde,
Siz değerli meslektaşlarımızın temsilcisi olarak
29 nolu Mimarlık ve Mühendislik
Meslek Komitesi için
Ortak akıl ve ekip ruhuyla,
Yeniden yola çıktık.
Desteklerinizi bekleriz.
@MDPIOpenAccess
The unprecedented speed of this paper acceptance is highly abnormal and gives the distinct impression of a predatory, pay-to-publish operation. Handling submissions this recklessly seriously undermines your journal’s reputation.
@MdpiSoil@UAKKurumsal
Subay yemini okuyanMustafa Kemal askerleri affedilmedi ancak Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya yeminli Öcalan’ın teröristleri affediliyor. @zaferpartisi@zpgencresmi
BAKANLIK AÇIKLAMASI
Konu: Avrupa Birliği tarafından sözde Kıbrıs özel temsilcisi olarak görevlendirilen Raffaele Fitto'nun adaya gerçekleştireceği ziyaret hk.
Avrupa Birliği tarafından sözde Kıbrıs özel temsilcisi olarak görevlendirilen Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Raffaele Fitto'nun, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın António Guterres'in Kıbrıs temaslarının hemen ardından adaya gerçekleştirdiği ziyaret, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs konusuna müdahil olma yönündeki ısrarının son örneğini teşkil etmektedir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin dahi Kıbrıs konusunda bir özel temsilci atamaktan imtina ettiği, sadece şahsi bir temsilci görevlendirdiği mevcut durumda ve taraflar arasında resmî bir müzakere sürecinin bulunmadığı bir ortamda, GKRY’nin talebi üzerine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin rızası alınmaksızın ve Kıbrıs Türk halkının iradesi tamamen yok sayılarak sözde bir Kıbrıs özel temsilcisi görevlendirilmesi bizim açımızdan hiçbir meşruiyet taşımamaktadır. Bu itibarla, söz konusu sıfatla ülkemizde yürüteceği herhangi bir faaliyet veya olası bir sürece müdahil olma girişiminin Hükümetimizce kabul edilmesi mümkün olmamakla birlikte, kendisinin de herhangi bir şekilde muhatap alınması söz konusu değildir.
Kıbrıs Türk halkının iradesi tamamen göz ardı edilerek Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni 2004 yılında tek taraflı olarak üyeliğe kabul eden Avrupa Birliği, Kıbrıs meselesindeki tarafsızlığını yitirmiştir. Bu stratejik hata, Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu daha da cesaretlendirmiş, taraflar arasındaki statü eşitsizliğini derinleştirerek iki taraf arasında bir anlaşmaya varılmasının önündeki en önemli engellerden biri haline gelmiştir. Bugün adada yaşanan bu dengesizliğin en büyük sorumlularından biri tartışmasız Avrupa Birliğidir.
Avrupa Birliği, Kıbrıs meselesine yapıcı katkı sağlama hususunda samimi ise öncelikle Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri yerine getirerek başta siyasi, ekonomik, kültürel ve sportif izolasyonlar olmak üzere uzun yıllardır ülkemize haksız şekilde uygulanan tüm izolasyonların sona erdirilmesine yönelik somut adımlar atmalıdır. Ancak, Avrupa Birliği karar alma mekanizmalarının oy birliği kuralına bağlı olması nedeniyle Avrupa Birliği’nden sözkonusu beklentimize olumlu cevap vermesini beklemek mümkün değildir.
Bugün Ada'da iki ayrı halk, iki ayrı devlet ve iki ayrı demokratik otorite bulunmaktadır. Kalıcı ve sürdürülebilir bir anlaşma ancak bu gerçeklerin kabul edilmesi, tarafların egemen eşitliği ile eşit uluslararası statülerinin teyit edilmesi ve iki devlet arasında iş birliğine dayalı bir ilişkinin tesis edilmesiyle mümkündür. Bu gerçekler kabul edilmeden atılacak hiçbir tek taraflı adımın Kıbrıs Türk halkı açısından hukuki veya siyasi herhangi bir sonuç doğurmayacağını bir kez daha vurguluyoruz.