Gençlerin İmanı ve Ahlaki Ölçüsü Sorularla Çalındı
Bir nesli kaybetmek, onun elinden yalnızca geçmişini almakla başlamaz. Önce geçmişinden şüphe ettirilir. Sonra inandığı değerler küçümsenir, ait olduğu kültür eski ve gereksiz gösterilir. Nihayet genç, kendisine bırakılan mirası taşımaktan utanır hâle gelir. İşte asıl kopuş o zaman başlar.
Bugün gençliğimizin önemli bir kısmı büyüklerinden devraldığı örf, âdet, gelenek ve göreneklerle arasına giderek daha fazla mesafe koyuyor. Bayramların anlamı azalıyor, büyüğe hürmet eski bir alışkanlık gibi görülüyor, komşuluk unutuluyor, aile sofraları seyrekleşiyor. Mahremiyet, edep, haya, vefa ve kanaat gibi kelimeler yalnızca dilimizden değil, hayatımızdan da yavaş yavaş çekiliyor.
Fakat burada bütün kabahati gençlerin omuzlarına yüklemek kolaycılık olur.
Çünkü onlar bir sabah uyanıp geçmişlerini terk etmediler. Onlara önce sorular soruldu:
“Niçin inanıyorsun?”
“Neden böyle yaşamak zorundasın?”
“Büyüklerin böyle yaptı diye sen de yapmak zorunda mısın?”
“Bu zamanda hâlâ bunlara inanılır mı?”
Aslında soru sormak kötülük değildir. Aksine insanı hakikate ulaştıran yolların başında gelir. Tehlikeli olan, cevabı aramak için değil; insanın zihninde cevapsız bir boşluk bırakmak için sorulan sorulardır. Çünkü bir gence sürekli şüphe verip ona sağlam cevaplar sunmazsanız, bir müddet sonra o genç yalnızca cevaplarını değil, ölçülerini de kaybetmeye başlar.
Tam da burada biz büyüklerin kendimize dönüp bakması gerekiyor. Gençlere “inan” dedik; fakat niçin inanacağını ne kadar anlattık? “Ahlaklı ol” dedik; fakat ahlakımızla ne kadar örnek olduk? “Büyüğüne saygı göster” dedik; peki küçüğümüze yeterince sevgi gösterdik mi? Geleneklerimizi korumasını istedik; fakat o geleneklerin ardındaki hikmeti onlara aktarabildik mi?
İman yalnızca miras bırakılarak korunamaz; anlatılmalı, anlaşılmalı ve yaşanmalıdır. Ahlak da nasihatle değil, en çok örnek olmakla nesilden nesile geçer.
Bir toplumun örf ve âdetleri onun hafızasıdır. Gelenekleri, dün ile bugün arasında kurulmuş köprüleridir. İnanç ise bütün bunların üzerinde insana nereden geldiğini, niçin yaşadığını ve nereye yürüdüğünü hatırlatan istikamettir. Hafızasını kaybeden toplum geçmişini; ölçüsünü kaybeden insan ise yönünü kaybeder.
Bugün gençlerimizin önünde dünyanın bütün kapıları küçük bir telefon ekranından açılıyor. Başka kültürleri, başka hayatları ve başka değerleri saniyeler içerisinde görüyorlar. Böyle bir çağda onları dünyadan koparmaya çalışmak çözüm değildir. Asıl mesele, dünyaya açılırken kendi evlerinin kapısını arkalarından kilitlememelerini sağlamaktır.
Gençler çağdaş olabilir; fakat köksüz olmak zorunda değildir.
Dünyayı tanıyabilir; fakat kendi medeniyetinden utanmak zorunda değildir.
Soru sorabilir; fakat her sorunun sonunda inancından biraz daha uzaklaşmak zorunda değildir.
Çünkü soru, imanın düşmanı değildir. Cevapsız bırakılmış soru tehlikelidir.
Belki de bugün yapmamız gereken gençlere daha fazla kızmak değil, onların karşısına daha sağlam cevaplarla çıkmaktır. Onlara yalnızca “Biz böyle gördük.” demek yerine, “Neden böyle yaşadığımızı gel beraber konuşalım.” diyebilmektir.
Zira gençliğin imanını korumanın yolu düşünmesini engellemekten değil, düşünürken tutunabileceği sağlam hakikatler bırakmaktan geçer.
Unutmayalım:
Bir neslin elinden önce cevaplarını alırsanız, sonra ölçülerini alırsınız.
Ölçülerini kaybeden neslin ise bir müddet sonra neye inanacağını başkaları belirler.
Türkiye’yi kimse umursamıyormuş! Öyleyse neden dilinden düşüremiyorsun?
Kendi ülkenin büyüklüğünü anlatmak için başka bir milleti küçültmeye muhtaçsan, ortada büyüklük değil, zavallı bir üstünlük kompleksi vardır!
Beş bin yıllık medeniyetin mirasçısı olduğunu iddia edip üçüncü sınıf bir üsluba mahkûm olmak da ayrı bir ibret vesikası!
Dünyada yalnız ABD’yi gördüğünü söylüyorsun. Demek ki ufkun, övündüğün Çin Seddi’nden bile dar!
Türkiye senin saygına muhtaç değil. Fakat sen Türkiye’yi küçümsemeden kendini önemli hissetmeye muhtaç görünüyorsun.
Bir de kimsenin Türkiye’yi tanımadığını söylüyorsun. Başkalarının bilgisizliğini övünç kaynağı sanmak, cehaletin geldiği son merhaledir!
Unutma: Kibir, insanın boyunu uzatmaz; yalnızca cehaletinin gölgesini büyütür, boyun kısa anlaşılan, Sen de o gölgenin içinde kendini dev sanıyorsun!
Sen bizim ringimizde değilsin, haddini de tarihini de öğren!
Türkleri aşağılamak için “kurt sürüsü” demişsin. Zavallı bir tarih bilgisinin, kibirle birleşince nasıl bir cehalete dönüştüğünün canlı örneğisin!
Kurt, bizim için hakaret değil, şerefle taşınan bir semboldür. Sen daha kime ne söylediğini bilmiyorsun!
Bir gün siyasetten uzak durmaya dayanabildiğinle övünüyorsun. Demek ki Türkler aklını öyle meşgul etmiş ki susmak bile sana ağır gelmiş!
Kendi kibrini zekâ, saygısızlığını cesaret, provokasyonunu zafer sanma!
Türkleri küçültecek çapın yok; fakat kendi seviyeni gösterecek kadar konuşmuşsun.
Unutma: Bir millete dil uzatmak seni büyük yapmaz. Sadece karakterinin ve fikirlerinin ne kadar sığ olduğunu bütün dünyaya ilan eder!
Şimdi git, önce tarih oku; sonra karşına aldığın millete hangi kelimelerle hitap edeceğini öğren!
@grok@kimneyazar Nerdeyse grok iman ederek namaza başlayacak ama her sabah Allah’ın nimetlerini kullanıp yine o nimetlerle yok saymaya çalışan bu esfel-i safilin hala acaba nerden ne bulurum diye 40 takla atıyor
@DrTasbas Eskiden 5 kişi toplanır tek arabayla giderdik, arabayı da arka sokaklara bırakırdık yürürdük. Yürümek, etkinlik alanına yetişmek için bazen koşmak gerekirdi, heyecan vardı, gösteriş yoktu, emek vardı heybeden çıkmak yoktu.
Allah her yarattığı her nefsi islam fıtratı üzerine yaratır aslanım, sonra etnik unsur gelir. Tesettürü Araplara farz sanacak kadar islama uzak kaldığınızı da bu vesile ile öğrendik.
Savaş açtığın ahzab suresinin 59. Ayeti intikamını yine aynı surenin 57.68. Ve 73. Ayeti ile alır yaz bir kenara….