Nusaybin–Kamışlı sınır hattında, terör örgütü yandaşlarının şanlı bayrağımıza yönelik hain ve provokatif saldırısını şiddetle lanetliyoruz.
Herkes bilmelidir ki; ay yıldızlı şanlı al bayrağımız, bu toprakların onurudur, şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetidir. Ebediyen dalgalanmaya devam edecektir! 🇹🇷
Sokağın gündeminde olan.
BORDROYA KADEMELİ VERGİ YERİNE “YILLIK VERGİ YAYILIMI” MODELİ ÖNERİMİZİ SUNUYORUZ.
Türkiye’de bordrolu çalışanların maaşlarına uygulanan gelir vergisi tarifesi, artan oranlı bir yapıya sahiptir.
Yılın başında düşük vergi dilimlerinden başlayan çalışanlar, yıl ilerledikçe kümülatif gelirleri arttığı için daha yüksek vergi dilimlerine geçmektedir. Bu durum, brüt maaşı değişmeyen bir çalışanın net maaşının yıl içinde birkaç kez düşmesine neden olmaktadır.
Özellikle yılın ikinci yarısında çalışanlar net gelirlerinde ciddi azalmalar yaşamaktadır. Bu azalma, çalışanın motivasyonunu ve iş verimliliğini olumsuz etkileyen bir unsura dönüşmektedir.
Bu durumun temelinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan kademeli vergi tarifesi bulunmaktadır.
Kanuna göre, çalışanların ücretleri yıllık kümülatif gelir esas alınarak vergilendirilmekte ve yıl boyunca biriken gelir arttıkça vergi oranı da artmaktadır.
Ancak bu sistemin olumsuz etkileri, özellikle sabit maaşla çalışan kesimler üzerinde belirgin bir şekilde hissedilmektedir. Aynı işte, aynı maaşla çalışan bir kişi yılın başında örneğin %15 vergiye tabi olurken, yılın ilerleyen aylarında bu oran %20, %27 ve hatta %35’e çıkabilmektedir. Sonuç olarak net maaşı giderek düşmekte, bu da çalışan açısından adaletsizlik ve belirsizlik hissi yaratmaktadır.
Bu sorunun çözümü için vergi kaybı yaratmadan, çalışanın yıl boyunca net gelirinde dalgalanma yaşamayacağı bir sistem geliştirilmelidir. Bu sistem, "yıllık vergi yayılımı" şeklinde adlandırılabilir. Önerilen modelde, çalışanın yıllık geliri yıl başında tahmin edilir ve buna göre ortalama bir vergi oranı belirlenerek yıl boyunca bu sabit orandan kesinti yapılır. Böylece çalışan her ay aynı net maaşı alır, yıl içinde ani düşüşlerle karşılaşmaz. Yıl sonunda ise gerçek gelir ile ödenen vergi karşılaştırılarak gerekirse küçük bir fark iade edilir ya da tamamlanır.
Bu sistem, hem vergi idaresi açısından gelir kaybı yaratmaz hem de işverenlerin bordro işlemlerini sadeleştirir. En önemlisi ise çalışanların motivasyonunu ve gelir güvencesini artırır. Uygulamanın yasal zemini de mevcuttur. Gelir Vergisi Kanunu, verginin hesaplanması ve uygulanmasında Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yetki vermektedir. Bu kapsamda çıkarılacak bir düzenleme ile yıllık ortalama vergi oranına göre sabit kesinti yapılması mümkün hale getirilebilir.
Alternatif olarak, çalışanların yıl içinde yaşadığı net gelir kaybı yıl sonunda iade mekanizması ile telafi edilebilir. Bu iade doğrudan vergi yoluyla olabileceği gibi, işveren destekli bir prim veya ikramiye şeklinde de düzenlenebilir. Gelir vergisinin mevcut uygulama biçimi çalışanlar açısından gelirde istikrarsızlık yaratmakta ve bunun sonucu olarak verim düşüklüğü ve memnuniyetsizlik ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun çözümü mümkündür ve yasal zemine dayalı olarak gelir vergisinin uygulanma şeklinin yeniden düzenlenmesi gereklidir. Bu sayede hem devletin vergi geliri korunur hem de çalışanların yıl boyunca aynı net maaşı alması sağlanarak iş barışı güçlendirilmiş olur.
Güne Merhaba
ÇOK DİKKAT.
Atatürk’ün Arkasına Saklanarak Esat Rejimi Hayali Kurmak.
YENİ İTTİFAK;
FETÖ VE FETÖCÜ KEMALİZM.
Atatürk’ün olmadığı Atatürkçülük kimlik kartını kullanan bazı çevreler,
bu kimlik üzerinden kendilerine,kendilerinin belirlediği sınırsız ve sorumsuz hükümranlık esaslı geniş bir meşruiyet alanı ilan ediyorlar tıpkı geçmişte FETÖ gibi.
Ancak bu kendi
belirledikleri üstelikte Atatürk’ün olmadığı meşruiyetin arkasına saklanarak aslında geçmişteki Suriye’de devrilen Esat tipi bir rejim kurma hayali yatıyor.
Bu noktada,
Atatürksüz Kemalizm ile FETÖ’nün aynı çizgide buluştuğu; yeni bir 28 Şubat’ın ötesinde bir planın peşinde oldukları dikkat çekiyor.
Yanlarına Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) tepe yönetimini ve işgal edilmiş bazı cemaatlerin yöneticilerini de alarak, önce ekonomik bir darbe teşebbüsünde bulundular.
Ancak bu girişim, yargı ve bürokrasinin kararlı duruşu sayesinde boşa çıktı.
Şimdi ise yeni bir hazırlık içerisindeler.
FETÖ - Atatürksüz Kemalizm İttifakı ve Türkiye’yi Sabote Etme Girişimi.
Hiçbir zaman yan yana gelme ihtimali olmadığı düşünülen FETÖ ile Atatürksüz Kemalizm, sinsi bir plan içinde birlikte hareket ediyor. Türkiye’nin “terörsüz bir ülke” hedefi doğrultusunda, devlet aklının ve siyasi otoritenin kararlı yürüyüşü, bu odakların planlarını bozmuş durumda.
Bu bozulmayı görenler, Oded Yinon Planı’nın artık işe yaramadığını fark ettikleri için şimdi içeriye yönelmiş durumdalar. Atatürk üzerinden Atatürk ile aldatarak yeni bir Evangelist Siyonist Atlantik ötesi operasyon planlıyorlar.
Özellikle Evangelist-Siyonist çizginin Türkiye’deki darbeler tarihiyle olan bağlantısını çok iyi anlamamız gerekiyor.
Darbeler Tarihinde Atatürk’ün Kullanılışı ve Atatürksüz Kemalizm
Türkiye’de gerçekleşen tüm darbelerde, Atatürk çoğu zaman gerekçe olarak gösterilmiş; ancak darbecilerin ideolojisi, Atatürk’ün gerçekliğiyle hiçbir bağ kurmamıştır. Bu Atatürksüz Kemalist akıl, 28 Şubat’ta başaramadığını şimdi FETÖ ile birlikte gerçekleştirmeye çalışıyor.
Hedefleri açıktır: “Terörsüz Türkiye” hedefini sabote etmek, Türkiye’yi demokrasi dışı yöntemlere mahkûm ederek enerjisini içe kilitlemek.
Kemalizm, 1940-50 Dönemi ve Batıya Teslimiyet
Bugüne kadar Atatürk adı kullanılarak yapılan darbeler, aslında Türkiye’yi Batı’nın ve Atlantik ötesinin çıkarlarına kurban etmiştir. Atatürk’ün gerçekliğiyle ilgisi olmayan bu Kemalizm anlayışı, 1940-1950 arası dönemde yapılan ikili anlaşmalar yoluyla Türkiye’nin bağımsızlığını Batı’ya neredeyse tamamen teslim etmiştir.
Türkiye’nin kalkınamaması, büyüyememesi ve Batı’nın bir “taşra uzantısı” gibi konumlandırılması ancak çok sonra fark edilmiştir. Bu dönemi Çetin Yetkin, isabetli biçimde “tek parti şeflik rejimine karşı bir karşı devrim” olarak tanımlar ve CHP’nin Amerikancılaşma sürecini etkili biçimde anlatır.
FETÖ ve Atatürksüz Kemalist Aklın Stratejik Hedefi
Bugün FETÖ ile bu zihniyetin stratejik hedefi, Suriye’de kaybeden Esat modelini Türkiye’ye uyarlamaktır. Bu, Anadolu topraklarının İmam-ı Azam – İmam Mâtürîdî çizgisindeki Hanif aklını, kültürünü ve fikrî derinliğini katliamlarla yok etme girişimidir.
Bu cinnet hali, İsrail’in işini kolaylaştıran bir darbe modeli oluşturma çabasıdır. Çünkü bu iki yapının yolları Siyonist İsrail’de kesişmektedir.
Anadolu Aleviliği ve Sadakati
Ancak Anadolu’nun yaşayan hakikati olan Anadolu Aleviliği, bu oyuna asla izin vermeyecektir. Anadolu Alevileri, Türkmen-Bektaşi çizgisinde, toprağına, milletine ve devletine sadakatle bağlıdır. Bugüne kadar uğradıkları tüm dışlanmalara rağmen hiçbir zaman samimiyetsizlik yapmamışlardır.
Evet, bu Türkmen-Bektaşi-Alevi damarına bugüne kadar gereken değer verilmemiştir.
Bunun farkındayız.
Ancak buna rağmen bu damar, Türk Devleti’nin Anadolu’daki varlığının temel gücü ve savunucusu olmuştur.
Anadolu Aleviliği, Siyonist İsrail’in Türkiye üzerindeki hiçbir planına evet demez, ülkesine asla ihanet etmez.
Radar sorunu, toplumun her kesiminden ciddi tepki gördü.
Uzunca aradan sonra belki ilk kez farklı siyasi görüşlere sahip kitleler, sorunun varlığına dair görüş birliğine vardı.
Toplumsal öfkeye kulak vermek, hataları düzeltmek, doğruyu aramak yerine, bazı ‘hatırlı’ hesaplarla algı çalışması tercih edildi.
İtirazı olanlar haksız yere ‘ölümden/kazalardan yana’ gibi gösterildi.
Oysa.
İtiraz, kurala değil kuralsızlığa ve kurnazlığaydı.
Bu ülkede aklı başında herkes trafikte huzur ve güveni tesis edecek, can güvenliğini sağlayacak tedbirlerden yanadır.
Duble yolda 100 metre arayla hız sınırı 70 km, 50 km ve 30 km’ye düşüyor, radarı 30 km hız eşiğine yerleştiriyorsanız, burada tedbir değil tuzak vardır.
Ayrıca radar yerleştirilen birçok yolda hız sınır levhası yoktur, vatandaş ceza ödediği yolda uyması gereken kuraldan habersizdir.
O vakit yapılması gereken öncelikli iş bellidir:
-Kurallarda standart sağlanmalı.
-İşaret levhaları yerleştirilmeli.
Ayrıca, hız kontrolüyle insan hayatının korunması düşünülüyorsa, kurallarda muafiyet olmamalıdır.
Bolca radar örneği verilen batı ülkelerinde olduğu gibi.
30 km hızla geçilmesi gereken yeri, ‘ya oradan bir çocuk fırlarsa’ metaforuyla açıklayanlara sormak gerekir.
Bu risk, vatandaş Ali için var, bakan Ali için, vali Davut için, vekil Şamil için, genel müdür Mahmut için yok mu?
Yani, vatandaş o yoldan hız sınırına uymazsa birinin hayatını riske ediyor ama protokol eşrafı 180 km hızla ve onlarca çakarlı araçla geçerken bu risk bir anda ortadan kalkıyor, öyle mi?
Uygulamada tuzak, kurallarda keyfiyet ve muafiyeti kaldıralım, ondan sonra istediğiniz yere radar koyun, hız sınırında standartı siz belirleyin.
Hayırlı bayramlar.
Kazasız, sağlıcakla, huzur dolu günler🤲
@samiltayyar27 Çözümün süreci Şam'a dayandı. Bu terörist başından medet ummakta nerden çıktı? Suriye milli ordusu bir gece daha operasyon yapsa ypg pyd diye bir illet de kalmaz. Anlaşılan SMO da 🇹🇷TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'🇹🇷ne bizden buraya kadar demiş olabilir. Reis'e güveniyoruz...
@samiltayyar27 Değerli üstad; burada yanlış olan şey şudur; asgari ücret tespit edilirken, bugün ki enflasyon oranına göre değil, hedeflenen enflasyon oranına göre belirlenmiştir. Siz doğruyu yanlış ifade etmişsiniz.