@HavaForum Bölgesel ölçümlerle yapılan manüplasyondan ibaret yayınlaşmış makaleler kutupların daha önce de olduğu gibi kaymaya başladığını gösteriyor. Yani bir yer erirken bir yer donuyor.
Asıl bilinmeyen çekirdek yine niye akışını değiştiriyor?
Komisyoncuların üreticiye üç kuruş verip hale getirdikleri ürünlerin marketlerde rafa gelene kadar katlanan fiyatlarını yıllardır yazıyoruz.
Önceki gün savcılık tarafından düzenlenen operasyonun yankıları sürerken, marketlerdeki mevcut durumu incelemeye devam ediyoruz!
If you are a lab researcher, I urge you to consider what the next few years will actually feel like. Do you want to kick off a superintelligent RL run without a rigorous understanding of its mind? Should you put your head down because “it’s happening anyway” - or take this moment to call for different conditions?
I am optimistic about the potential for coordination. Warning shots like the Hugging Face attack have made pacing agreements between U.S. labs more viable. I don’t feel like we’re on track to prevent a global race, which may require costly actions such as a temporary ban on improving model capabilities.
Accepting this race and entering the “endgame” is a hubristic gamble that should not be launched from a private company’s Slack. Attempting to speedrun alignment should require extraordinary confidence that there are no better trajectories available.
A common response is “if they truly believe this, why are they still building it?” At OpenAI, many have not deeply internalized the civilizational stakes. At Anthropic, the stakes are well-understood, but they are locked in a race to get there first - they believe no one else will act responsibly, so they must do it themselves, despite the risk.
The people building AI earnestly believe that it could kill us all by the end of the decade. This is not a marketing stunt. If anything, many executives and senior researchers will couch their phrasing in the press to sound sensible - but I hear the same people express fear privately. No other human activity poses this level of danger.
Do not underestimate the power of this technology. These will soon be superhuman systems that can hack anything, revolutionize any field overnight, and acquire real power and resources. We have all witnessed the progress in each of these domains, and progress is not slowing.
I resigned from Anthropic today. I spent the last three years doing pretraining research at both OpenAI and Anthropic. Neither company is acting responsibly. They are racing straight to self-improving superintelligence and gambling with our lives. More thoughts below.
Faşizmi yalnızca son aşamasında, yani açık diktatörlük, tek parti, kitlesel şiddet biçiminde ararsak çok geç kalmış oluruz. Süreç çok daha önce başlıyor: kriz → korku →düşman yaratma →dilin değişmesi →aşırının normalleşmesi → merkezin sağa kayması...
https://t.co/6TfQpKRsyF
parçalanmasıyla sonuçlandı(...)Bu durumda yapılması gereken libidinal ekonominin bir eleştirisidir: Politik ekonominin yeni bir eleştirisi gereklidir ve bu, libidinal ekonominin farmakolojik eleştirisiyle mümkündür."
-Bernard Stiegler
GTA 6 'yı sızdıran hacker, kendisine mesaj atabilmen için 170 bin dolar istiyor ve parayı nasıl istediği, istediği rakamdan çok daha çılgın.
Adam tüm gameplay'i sızdırıyor, karşılığında 400 $XMR talep ediyor. Sitesi de merkeziyetsiz şekilde Arweave'de duruyor.
"Contact" sekmesine bastığın anda site otomatik olarak şunları yapıyor:
→ Session'da (izi sürülemeyen bir mesajlaşma uygulaması) sana anonim bir hesap açıyor
→ 12 kelimelik seed veriyor, hesabın şifresi o. Kaybettin mi, bitti.
→ Sana özel bir Monero tutarı üretiyor:
400.818811529987 XMR
Virgülden sonraki o rakamlar aslında senin kimliğin.
Bu tutarı kuruşu kuruşuna, kendi cüzdanından göndermen gerekiyor (Cake Wallet, Feather vs.). Borsadan gönderirsen yuvarlıyor, o virgülden sonrası kayboluyor ve adam seni asla bulamıyor.
İşlem Monero zincirine düştüğünde hacker virgülden sonraki rakamları okuyor, hangi Session hesabı senin olduğunu anlıyor ve sana yazıyor.
Kimlik yok, sunucu yok, aracı yok. Sadece ondalık haneler. Privacy coin'lerin geldiği nokta bu. Teknik olarak hayranlık verici ama açıkçası bu işin nereye evrileceğinden pek emin değilim..
Alparslan Kuytul meselesini kendi özgüllüğü içinde incelediğimizde karşımıza şu tablo çıkıyor:
1-) Adana gibi suç örgütlerinin, uyuşturucu ekonomisinin ve yoksulluğun toplumsal hayat üzerinde ciddi bir ağırlık oluşturduğu bir şehirde; mülk biriktirmeden, kişisel zenginleşme eksenli bir yapı kurmadan dini söylem geliştirmek ve binlerce insanı daha disiplinli, dürüst bir yaşam anlayışı etrafında örgütlemek belirli bir irade ve örgütleme becerisi gerektirir. Bu açıdan Kuytul'un etrafında toplanan insanların önemli bir bölümünü, içinde bulundukları toplumsal koşullardan çıkış arayan ve bunun yolunu dinde bulan kimseler olarak değerlendirmek gerekir.
2-) Marx'ın meşhur ifadesiyle din, belirli toplumsal koşullarda “halkın afyonu” işlevi görebilir. Fakat Kuytul, ortodoks dini çizgisine rağmen, iktidarla bütünleşen ve insanları edilginleştiren bir din anlayışına açıkça itiraz etmiş; İslam'ı kendi kavrayışı doğrultusunda siyasal ve ahlaki bir tutum olarak savunmaya çalışmış ve bunun sonucunda defalarca devlet baskısıyla karşı karşıya kalmıştır.
Üstelik istese, sahip olduğu hitabet gücü ve örgütleme kapasitesiyle Menzil benzeri ekonomik ve toplumsal bir yapı kurabilecek ölçekte etki sahibi olabilecek bir isimdir. Buna rağmen konuşmalarında Marx'tan Hobbes'a kadar farklı düşünürlere göndermeler yapması, yalnızca geleneksel bir dini hatip olmadığını, belirli bir entelektüel ve felsefi meraka da sahip olduğunu gösteriyor.
İran, Hizbullah ve Esad konularındaki tutumu da onu iktidarla uyumlu dini yapılardan ayıran başka bir noktadır. Suriye konusunda mezhepçi veya fanatik bir sevinç üretmemesi, Esad'ın devrilmesini otomatik biçimde “zafer” olarak değerlendirmemesi bu farkın örneklerinden biridir. Bu bakımdan bazı konularda, kendisini ilerici veya sol olarak tanımlayan çevrelerden dahi daha tutarlı bir anti-emperyalist ve bölgesel okuma geliştirebildiği söylenebilir.
3-) Geçmişte yoksul mahallelerde uyuşturucu satıcılarına ve suç ağlarına karşı mücadele eden devrimci örgütlere neden operasyon yapıldıysa, Kuytul ve çevresine yönelik baskıyı da aynı toplumsal mekanizma içerisinde değerlendirmek mümkündür. Devlet açısından mesele yalnızca insanların hangi ideolojiye veya dine inandıkları değildir; yoksul mahallelerde kimin örgütlenme kapasitesi geliştirdiği, kimin insanlar üzerinde alternatif bir otorite oluşturduğu da önemlidir.
Kuytul'un, kamuoyunda organize suç çevreleriyle bağlantılı olduğu ileri sürülen kişiler tarafından hedef gösterilmesi de bu nedenle ayrıca dikkat çekicidir. Burada asıl sorgulanması gereken, Adana başta olmak üzere yoksul şehirlerin toplumsal dokusunun hangi güçler tarafından ve hangi yönde şekillendirilmek istendiğidir. Sermaye, siyasal iktidar, tarikat ilişkileri ve suç ekonomisi arasındaki bağların sınıfsal ve siyasal boyutu tam da bu noktada incelenmelidir.
4-) Kendilerini komünist olarak tanımlayan çevrelerin önemli bir bölümünün bu mesele karşısındaki tavrı ise başka bir problemi ortaya çıkarıyor. Yoksul halkın gerçek eğilimlerini tanımayan, dini yalnızca soyut bir “gericilik” kategorisi içerisinde değerlendiren ve somut güç ilişkilerini okuyamayan bir siyaset, diyalektik olmaktan uzaklaşır.
Devletin ve sermayenin hangi toplumsal güçleri teşvik edip hangilerini baskıladığına bakmadan yalnızca ideolojik etiketlerle siyaset yapmak, strateji üretme kapasitesini de ortadan kaldırır. İktidara gerçekten talip olan bir hareket açısından temel soru şudur: Devlet neden bazı dini yapılarla uyum içinde yaşarken bazılarını sürekli baskı altında tutuyor?
Eğer bugün kendisini komünist olarak tanımlayan yapıların önemli bir bölümü gerçekten mevcut sınıfsal düzen açısından tehlike oluşturabilecek bir örgütlenme kapasitesine sahip olsaydı, aynı baskı mekanizmalarının onlara karşı da çok daha sert biçimde çalışması beklenirdi. Bu nedenle sistem açısından bütünüyle zararsız hale gelmiş bir siyasetin kendi yüksek “aydınlanmışlığını” devrimcilik olarak sunması da ayrıca sorgulanmalıdır.
Mao'nun şu sözü bu tartışmanın temel meselesini oldukça açık biçimde ortaya koyuyor:
“Bazı kapitalist ülkelerde, burjuvazinin temel çıkarlarını tehlikeye sokmamak şartıyla, komünist partilerin kurulmalarına kanunla izin verilmiştir. Bu sınırı aştıkları vakit hukuken var olamazlar.”
— Mao Zedung
Kendi varlığı demokrasiye karşı bu rejimden demokratik çözüm beklenemeyeceği açık… Çerçeve yasa da Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin değil…
Silahların susması ve savaşın sona ermesi, tüm toplumun ortak özlemidir. Bunun için atılacak adımlar da kimsenin karşı çıkacağı şeyler değildir.
Bugün önemli olan, geniş toplumsal kesimlerin de ortak ve haklı kaygısı olan, sürecin iktidarın ömrünü uzatacak bir pazarlığa dönüştürülmemesidir.
İktidarın hedefi, sürecin en başında ortaya koyduğu ifadelerde de yer aldığı üzere, Erdoğan’a ömür boyu başkanlık yolunu açmak ve yeni anayasa ile siyasal İslamcı faşist rejimi kalıcılaştırmaktır.
Bu süreç, ABD ve İsrail’in Orta Doğu’ya yönelik yeni düzen kurgusunun bir parçası olarak dayatılmaktadır. Etnik ve mezhepsel temelde bölünmüş, “Yeni Osmanlı Milletler Sistemi” olarak ifade edilen bu gerici-monarşik düzende barışa ve demokrasiye yer olmayacaktır.
Bütün ezilen halkların özgür geleceği için mücadele edenler, ABD ve İsrail’in Büyük Orta Doğu bataklığında kurdurmak istediği bu gerici-faşist rejim dayatmasına karşı birleşerek demokrasinin, kardeşliğin, barışın ve bir arada yaşamın yolunu açabilecek güçtedir.
Yeter ki ülkemiz ve bölge halklarının başına nice belalar açmış kişilerden ve güçlerden ezilen halklarımıza hiçbir hayır gelmeyeceğinin bilinciyle, onların kurdukları tuzaklara aldanmadan birlik ve dayanışma içinde mücadele edelim.