Bence tüm İslami yapılar bu belgeseli ilgilendikleri insanlara izletmeli ve medyanın hayatımızı bu denli kuşattığı bir dünyada bazı dersler çıkarmalıdır. Ben şu dersleri çıkardım.
▪️ Medyanın ve soruşturma ekibinin, tüm Türkiye'nin gözleri önünde bir yalanı "gerçek" diye nasıl pazarladığı ibretle görülmelidir. Zulüm sistemi tüm kurumlarında sadece zulüm üretmektedir.
▪️Türkiye'deki medyanın ve resmî kurumların ahlaktan ve insanlıktan nasıl uzaklaştıkları bu belgesel üzerinden analiz edilmelidir.
▪️Bir haber değerlendirilirken, İslam'ın pak ölçülerinin bireyi ve toplumu itikadi ve ahlaki sefaletten nasıl koruduğu üzerinde durulmalıdır.
▪️Hakkında kesin bilgi sahibi olunmayan şeylerin peşine düşmenin; insanı nasıl zalim, cahil ve müfteri konumuna düşürdüğü net bir şekilde gösterilmelidir.
Rabbim bir çocuğun cesedi üzerinden reyting devşirmeye kalkanları helak etsin, ailenin yaşadığı acıyı onlara da yaşatsın. Bizleri de bu cahiliye medyasının rezilliğinden muhafaza etsin.
@Halis_Bayancuk Rabbim dünyanın doğusunda ve batısında Îla'i Kelimetullah için mücadele eden tüm mümin,mazlum ve mustazafların yardımcısı olsun...
Rabbim onları muzaffer eylesin...
Rabbim esaret altında onların esaret bağlarını çözsün...
Bizi onlar gibi azimli kılsın...
Bir grup kardeşimizin tahliyesi hepimizi sevindirse de Mustafa Yağbasa Hoca ve birçok Müslümanın tutukluluk durumunun devamına hükmedilmiş.
Allah zulme uğrayan mustazafların hakkını savunsun, her birinin tahliyesiyle sevincimizi kemale erdirsin. Dua etmeyi unutmayalım.
Tecvid derslerimizde zıt sıfatların dördüncü ve son grubu olan Itbak ve İnfitah sıfatlarını işliyoruz. Bu dersimizde; harfin telaffuzu sırasında sesin dil ile damak arasında hapsolma durumunu, bazı kalın harflerin neden diğerlerinden daha "tok" ve "dolgun" seslendirildiğini detaylarıyla ele alıyoruz.
📽️ Harflerin Sıfatları 4 | Itbak ve İnfitah | Tecvid Dersleri 14
Kalıcı projeler, geçici yardımların ötesine geçerek insanlara sürekli bir rızık kapısı ve izzetli bir yaşam imkânı sunar.
Yemen’deki arıcılık projesi bunun güzel bir örneği. Rabbimiz bu hayra vesile olanların amelini kabul etsin, bereketini daim kılsın.
DYA û Îsraîl a sergêrên tûxyan û qûretî û xerabî ya vê sedsalê, bi pejirandina rûniştina maseyê têkçûyîneke herî mezin qebûl kirine.
Naveroka peymanê an mijara girêdayî mayîna ehdên xwe li alîyekê; qebûlkirina rûniştina maseyê bixwe jî bi me dide zanîn ku bêvila herdu navenda fesadê hatîye herikandin û mexlûbîyeta wan a li dij Îran hate tomarkirin.
Hevsengîya hêzê ya di navbera wan de û zimanê ku di rojên destpêka şer de bikar dianîn, delîlê wê ye ku rûniştina li ser maseyê jî ji aliyê wan ve wek têkçûn dihê dîtin.
Hemd ji Allah re be, pêşî li Îraq û li Efxanistan û niha jî li dij Îran nîşanî me da ku ew ne destnedayî û ne têkneçûyî û ne jî 'lâ yusel' in (nepirsyarîkirî ne.)
Lewre dîrok, gelek caran peytandîye ku ew hejanîyên di lûtkeya pozbilindîyê de dibe destpêka dawiyê.
Di dîrokê de împeratoriyên mezin bi vê şêweyê tûne bûn:
Birînên biçûk, têkçûnên nûxamtî û ligel vegotinên "em ne hedimîne, li ser pîyan in" gav bi gav qels bûne; axir bi derbeya rihsitendinê di rûpelên bixubar ên dîrokê de bûne wesîqeyên îbretê.
Bu yüzyılın tuğyan, istikbar ve ifsat merkezli iki öncüsü olan ABD ve İsrail, masaya oturmayı kabul etmekle büyük bir yenilgiyi kabul etmişlerdir.
Antlaşmanın içeriği veya verdikleri sözlere sadık kalıp kalmayacakları meselesi bir yana; masaya oturmayı dahi kabul etmiş olmaları, her iki ifsat odağının burnunun sürtüldüğünü ve İran karşısındaki mağlubiyetlerinin tescillendiğini göstermektedir. Aradaki güç dengesi ve savaşa başladıkları ilk günlerde kullandıkları dil, masaya oturmanın dahi onlar açısından bir yenilgi olduğunun kanıtıdır.
Onların dokunulmaz, yenilmez ve 'lâ yüsel' (sorgulanamaz) olmadıklarını önce Irak ve Afganistan’da, şimdi de İran karşısında gösteren Allah’a hamdolsun. Zira tarih, kibrin zirvesindeyken gelen bu tür sarsıntıların, aslında sonun başlangıcı olduğunu defalarca kanıtlamıştır.
Tarihteki büyük imparatorluklar hep bu seyirle yok olmuşlardır: Küçük yaralar, üstü örtülen yenilgiler ve 'yıkılmadık, ayaktayız' söylemleri eşliğinde peyderpey zayıf düşmüş; nihayetinde öldürücü bir darbeyle tarihin tozlu sayfalarında birer ibret vesikasına dönüşmüşlerdir.