Hele bi bak 👇
📌YUSUFELİ BARAJI
Yükseklik bakımından Türkiye'de 1'inci, Dünya'da 3'üncü.
Tüm dünya'nın takip ettiği bir mühendislik harikası.
📌Erdoğan Yaptı
Yer işaretlerine ekleyelim mümkünse
@gokceekatuun Bu plaj eşkiyalarına kim dur diyecek devletin hazinenin tüm vatandaşlarının hakkı olan yeri gasp Edip bu cüreti nereden buluyorlar kim bunlardan hesap soracak?
SKANDAL GÖRÜNTÜLER!
Mersin'de şezlong kiralayan işletme çalışanı, halka açık alanda oturan vatandaşlardan plajı terk etmelerini isteyerek üzerlerine kum fırlattı;
➕️"Kalk baba! Kalkacaksın bu kadar basit ilerle!"
➖️Tamam, kalkacağız, sakin ol!
➕️"3 dakikanız var."
Bu işletme mühürlenmelidir!
Sahillerimiz işgal altında toplu tepkiler şart oldu artık!
SONER YALÇIN - Bir kadın ezberi bozdu
Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.
Doktor tavsiyesi sebebiyle:
– Yumurta yemezdi…
– Kırmızı eti ağzına sürmezdi…
– Tereyağı eve sokmazdı…
Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!
Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca hüzün yaşanırdı!
Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:
İyi kolesterol ve kötü kolesterol!
İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!
Annem 17 yıl önce vefat etti…
Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!
Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.
Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…
Annem…
– Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.
– Gluten nedir duymadı.
– Kandida nedir duymadı.
– Probiyotik nedir duymadı.
– Glutatyon nedir duymadı.
“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!
Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…
Hele…
Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…
Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…
KİM BU DOKTOR?
Elazığ 1943 doğumlu.
Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.
Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.
İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardakçı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.
Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.
1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…
Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.
Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.
1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.
İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…
Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…
Peki annemle ne ilgisi var?
50'NCİ YIL “ÖDÜLÜ”
Yıl, 2010…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:
– “Kolesterol diye hastalık yoktur.”
– “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”
Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?
Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…
Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.
Canan Karatay ezber bozuyordu:
– Yumurta yiyin, diyordu.
– Tereyağ yiyin, diyordu.
– Kırmızı et yiyin, diyordu.
– Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.
Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!
Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…
Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.
Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.
– “Bilim karşıtı” dendi.
– “Şöhret peşinde” dendi.
– “Söyledikleri spekülasyon” dendi.
Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.
Bu yıl…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!
Şaşırtıcı değil; her aydınlanmacının başına gelenler Prof. Dr. Canan Karatay'ın da. başına geliyor!
Alıntıdır
Denizin dalgasının kıyıya vurduğu noktadan itibaren 50 metre içeriye kadar olan bölümü, yani kumsalı; hiç bir otel veya işletme şezlong, şemsiye, platform ve benzeri şeyler koyarak işgal edemez.
Bu bölüm, Anayasa ve Kıyı kanunu gereği, ücretsiz olarak tüm vatandaşların kullanımına açıktır.
İşletmeler, ancak bu bölümün dışında mülkiyetleri altındaki veya kiraladıkları alanda; duş alma yeri, şemsiye, şezlong, havlu vb denize girmek için gerekli eşya ve levazımatı bulundurabilir ve kiraya verebilirler.
Kamunun kullanımına açık 50 metrelik alanda denize girmek üzere; isteyen herkes kendi şezlongunu, şemsiyesini, koyarak veya havlusunu sererek güneşlenebilir ve denize girebilir.
İşletme adı altında sahili işgal eden şebekelerin, belediyeye veya herhangi bir merciye “işgaliye bedeli” ödemiş olmaları;
-Yaptıkları işgali yasal hale getirmez ve “işgallerinin devamına dair izin almış oldukları” anlamına gelmez.
-Vatandaşların kamuya açık ve ücretsiz kullanma hakları olduğu bu bölümden faydalanma haklarını ortadan kaldırmaz.
-Kendilerine vatandaşları oraya sokmama veya oradan faydalanmalarına engel olma hakkı vermez.
Mevzuat böyle olduğu halde; Deli Dumrul gibi gelen kişileri bu alana sokmayan, yolunu kesen, tehdit eden veya para ödemeye mecbur bırakan işletmeler veya kişiler düpedüz eşkıyadır, haramidir ve hayduttur.
Bunu yapanlar hakkında;
-İnsanları hürriyetlerinden yoksun bırakma,
-Kamuya açık alanları işgal etme,
-Haydutluk ve eşkıyalık yapma suçlarından işlem yapılması gerekir.
Bu konuda kendilerine suç ihbarında bulunulan emniyet makamları ve savcılıklar; işgalci ve yol kesenler hakkında gereken işlemi yapmadıkları ve bunların çıkardıkları engelleri kaldırmadıkları takdirde, kanuni görevlerini yerine getirmemiş olur ve “görevi ihmal” suçunu işlemiş olurlar.
Eğer resmi yetkililer, kendilerine ihbar geldiği halde işgalciler ve vatandaşları engelleyenler hakkında suç takibatı yapmaz ve işgali kaldırmazlarsa; bu defa onlar hakkında, görevlerini ihmal ettiklerine dair üst mercilerine suç duyurusunda bulunulması gerekir.
🔴 Türkiye’nin lityum konusunda en büyük avantajı, sanıldığı gibi dev yer altı rezervleri değil.
Asıl avantaj, dünyada çok az ülkenin geliştirdiği bir teknoloji.
Bor üretirken aynı zamanda lityum da kazanabilmek.
Bugün Avustralya, Şili ve Arjantin gibi ülkeler lityumu doğrudan madenlerden çıkarıyor.
Türkiye ise farklı bir yol izliyor.
Eti Maden, Eskişehir Kırka’daki tesislerinde bor üretimi sırasında oluşan sıvı atıklardan lityum karbonat üretmeyi başardı.
Bu amaçla önce 10 ton/yıl kapasiteli pilot tesis kuruldu ve teknoloji başarıyla test edildi.
Bir sonraki hedef ise 600 ton/yıl kapasiteli lityum karbonat üretim tesisini devreye almak.
Bu, yeni bir lityum madeni açmadan; mevcut bor üretiminden ikinci bir stratejik ürün elde etmek anlamına geliyor.
Yani mesele sadece lityum üretmek değil…
Boru çok daha yüksek katma değerli bir ürüne dönüştürmek.
Peki hedeflenen üretim kapasitesine ulaşılırsa ne değişebilir?
🔷Elektrikli araç bataryalarının en kritik ham maddelerinden biri için yerli kaynak oluşabilir.
🔷Enerji depolama sistemlerinde dışa bağımlılık kısmen azaltılabilir.
🔷Yerli batarya üreticilerinin hammadde tedariki güçlenebilir.
🔷Savunma sanayii, uzay teknolojileri, insansız sistemler ve yüksek teknoloji sektörlerinde kullanılan batarya çözümleri desteklenebilir.
🔷Türkiye yalnızca bor ihraç eden değil; lityum karbonat üreten ve işleyen ülkeler arasına girme fırsatı yakalayabilir.
Ancak burada asıl kritik nokta şu:
Lityumu üretmek tek başına yeterli değil.
Gerçek katma değer;
lityumu rafine edebilmek,
katot ve anot malzemelerine dönüştürebilmek,
batarya hücresi üretebilmek
ve sonunda kendi batarya ekosistemini kurabilmektir.
Bugün küresel rekabet sadece petrol ve doğalgaz üzerinden şekillenmiyor.
Lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri kadar…
Bu mineralleri teknolojiye dönüştürebilen ülkeler geleceğin ekonomik ve stratejik gücünü belirleyecek.
Belki de Türkiye’nin gerçek fırsatı, dünyanın en büyük lityum rezervine sahip olmak değil…
Bor zenginliğini, lityum teknolojisiyle birleştirerek yüksek katma değer üreten ülkeler arasına girebilmektir.
Amerikalı bir adam Londra'da bir restorana girdi. İçeri girer girmez köşede oturan bir Kızılderili fark etti.
Tezgaha doğru yürüdü, cüzdanını çıkardı ve bağırdı, "Garson! Bu restorandaki herkes için yiyecek alıyorum, şuradaki Kızıldereli adam hariç!"
Böylece garson adamdan parayı topladı ve restoranda Kızılderili hariç herkese bedava yemek sunmaya başladı.
Bununla birlikte, Kızılderili üzülmek yerine basitçe Amerikalıya baktı ve
"Teşekkür ederim!" diye bağırdı.
Bu adamı çileden çıkardı. Amerikalı bir kez daha cüzdanını çıkardı ve "Garson! Bu sefer köşede oturan Kızılderili dışında bu bardaki herkes için şişe şarap ve ek yiyecek alıyorum!" Diye bağırdı. Böylece garson adamdan parayı topladı ve ücretsiz yiyecek ve şarap ikram etmeye başladı.
Kızıldereli hariç bardaki herkes.
Garson yiyecek ve içecek servisini bitirdiğinde, bir kez daha kızmak yerine Kızılderili, Amerikalı adama gülümsedi ve "Teşekkürler!"
Bu Amerikalıyı öfkelendirdi.
Böylece tezgahın üzerine eğildi ve bekçiye,
"O Kızıldereli adamın nesi var?
Bu bardaki kendisi hariç herkes için yiyecek ve içecek aldım, ama kızmak yerine orada oturup bana gülümsüyor ve 'Teşekkürler' diye bağırıyor.
Deli mi ??? "
Garson Amerikalıya gülümsedi ve dedi ki,
"Hayır, deli değil. Bu restoranın sahibi.
Düşmanlarınız bilmeden sizin lehinize çalışsın.😊
💬 Öfkeden uzak durun .. Acıtır .. Sadece Seni!
💬 Eğer haklıysan kızmana gerek yok,
💬 Ve eğer yanılıyorsan sinirlenmeye hakkın yok.
▪️Gezi olaylarında “Yapılmasın” denilen projeler teker teker hayata geçti…
▪️Olan, olaylarda hayatını kaybeden, provoke edilen gencecik insanlara, ülke ekonomisine oldu. Şu projelere karşı çıkmanın makul bir gerekçesi var mıydı? Ya da kimler için vardı?
📌Yavuz Sultan Selim Köprüsü:
İnşaatı tamamlandı, 2016’da hizmete açıldı.
📌İstanbul Havalimanı
Tamamlandı, 2018’de açıldı ve Türkiye’nin ana uluslararası havalimanı haline geldi.
📌Kanal İstanbul
Tam anlamıyla hayata geçirilmedi. Bazı bağlantı yolları ve altyapı çalışmaları yapıldı ancak kanal kazısı başlamadı. Proje resmen iptal edilmiş değil, fakat fiilen beklemede.
📌Akkuyu Nükleer Güç Santrali
İnşaatı devam ediyor. İlk reaktörün devreye alınması hedefleniyor.
MOTORU YERLİ DEĞİL !!!
Brezilya gemisavar füzesi üretmeye hazırlanıyor.
Motoru da Türkiye 'den !!!
Brezilya, MANSUP-ER adlı yeni uzun menzilli anti-gemi füzesinin geliştirilmesinde Türkiye’den Kale Jet Engines’in KTJ-3200 turbojet motorunu kullanacak. (Atmaca ve SOM füzelerimizde kullandığımız turbojet motor)
Peki Brezilya 'da :
"Bu füzenin motoru yerli değil." diyen olimpos çocuğu çıkacak mı?
Zannetmiyorum. Onlar bir tek bizde var.
Bir kadın sorar:
— Yumurtalarınızı kaça satıyorsunuz?
Yaşlı satıcı cevap verir:
— Bir yumurta 10 TL, hanımefendi.
Kadın der ki:
— 6 yumurtayı 50 TL'ye alırım, yoksa giderim.
Yaşlı satıcı cevaplar:
— Hanımefendi, istediğiniz fiyata alın. Bugün henüz bir tane bile yumurta satamadım ve geçinebilmem için buna ihtiyacım var. Bu benim için iyi bir başlangıç olur.
Kadın yumurtaları pazarlıkla aldığı fiyattan satın alır ve kazandığını düşünerek oradan ayrılır. Şık arabasına biner ve arkadaşıyla birlikte lüks bir restorana gider.
Kadın ve arkadaşı istediklerini sipariş ederler. Azıcık yerler, ancak birçok şeyi yarım bırakırlar.
Hesap geldiğinde toplam 3800 TL tutmuştur. Kadınlar 4000 TL verir ve restoran sahibine üstü kalsın, bahşiş olsun derler.
Bu hikâye lüks bir restoranın sahibi açısından gayet normal görünebilir. Ama yumurta satan yaşlı adam için oldukça adaletsizdir…
Ortaya çıkan soru şudur:
Neden ihtiyacı olanlardan bir şey alırken gücümüzü göstermeye ihtiyaç duyarız?
Ve neden asıl ihtiyacı olmayanlara karşı cömert oluruz?
Bir keresinde bir yerde şöyle bir şey okumuştum:
“Babam, yoksullardan ihtiyaç duymasa bile bazı eşyaları yüksek fiyatlara satın alırdı.
Bazen normalinden daha fazla para verirdi.
Buna çok şaşırırdım. Bir gün ona sordum: ‘Neden böyle yapıyorsun baba?’
Babam şöyle dedi:
‘Bu, onura sarılı bir hayırdır, oğlum.’”
Biliyorum ki çoğunuz bu mesajı paylaşmayacak.
Ama buraya kadar okuyacak kadar zaman ayırdıysanız…
Belki siz de o onurlu hayırseverlerden birisinizdir.
كيف يتم تحويل برميل النفط الخام في معامل التكرير إلى بنزين وديزل ووقود طائرات ووقود سفن وغيرها؟!
عند تسخن النفط، يرتفع داخل "برج تقطير عملاق"، وعند درجات غليان مختلفة، يُنتج البنزين والديزل والكيروسين والبقية كما في المقط
BANU AVAR yazdı, soruyor;
"TÜRK NEREDE?!"
-Ön plandaki siyasetçiler "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki sanatçılar "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki iş adamları ve zenginler Türk olmadıklarını açıklıyorlar.
Üstelik bu alanlar Türkler'e kapatılmış durumda.
*Siyasetçi olmaya kalksa engellenir!
*Sanatçı olsa kimse adını anmaz.
*İş insanıı olsa batırılır.
Peki Türk nerede?
-Türk oy veriyor.
-Türk asker olup ölüyor.
-Türk polis olup ölüyor.
-Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor.
-Türk fabrikada işçi,
-Türk dairede memur.
Aynı Osmanlı'ya dönmüşüz!
Sonra biz bunları söyleyip "Uyan Türk!" deyince "Türkçüler ırkçı" diyorlar!
Oysa Türk olmayanların ırkçılığından, Türkçüler'e ırkçılık yapma imkanı kalmamış ki, Türk ırkçılık yapsın!
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye'de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor!
Banu Avar
Ne mutlu Türk'üm diyene ! diyen GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü anlamamış , ifadeyi anlamamış olanlar ırkçılık yapıyor.
Columbia Üniversitesi’nde bir öğrenci, matematik dersinde uyuyakaldı.
Uyandığında, diğer öğrenciler sınıftan çıkarken tahtada yazılı iki problem gördü. Bunların ödev olduğunu sanarak defterine not aldı ve eve gidince çözmeye karar verdi.
Evine vardığında, bu problemlerin son derece zor olduğunu fark etti. Ancak yılmadı. Durmaksızın çalıştı, araştırmalar yaptı, kütüphanede kitaplar inceledi… ve sonunda, dört sayfalık uzun hesaplamalarla bu problemlerden birini çözmeyi başardı.
Bir sonraki derste, profesörün bu sözde ödevden hiç söz etmediğini görünce şaşırdı. Elini kaldırarak sordu:
— Hocam, geçen derste verdiğiniz ödev hakkında neden hiç konuşmadınız?
Profesör şaşkınlıkla cevap verdi:
— Ödev mi? Onlar ödev değildi… Şimdiye kadar kimsenin çözmeyi başaramadığı matematik problemlerinden örneklerdi sadece!
Öğrenci afallamış halde yanıtladı:
— Ama… ben ikisinden birini çözdüm!
Çözümü incelendi, doğruluğu onaylandı ve Columbia Üniversitesi kayıtlarına, artık onun adıyla birlikte geçti. Bu hikâye hâlâ üniversite koridorlarında anlatılır.
Farkı yaratan neydi?
Profesörün bu problemlerin “imkânsız” olduğunu söylediğini duymamıştı.
Sadece, çözülmeleri gereken problemler olduğunu düşünmüştü.
Zorluğa boyun eğmedi. Azim, kararlılık ve cesaretle hareket etti.
Ders:
Sana “yapamazsın” diyenleri dinleme.
Bu mesaj sınıfta uyumayı teşvik etmiyor; ne olursa olsun kendi potansiyeline inanmanı söylüyor.
Fiziksel olarak bir yerde bulunmak yetmez.
Farkı yaratan senin kararlılığın olacak.
Başarı seninle olsun.
Hakim, kamu görevlisidir.
Polis de kamu görevlisidir.
Adliyede, yargılama görevini ifa ettiği saatlerin dışında; trafikte arabasıyla seyreden bir hakim görevinin başında değildir.
O esnada trafikte denetleme yapan polis memuru ise görevinin başındadır.
Bir trafik ihlali tespit eden polis memuru, araçtaki sürücü kim olursa olsun; onu ikaz etme, gerektiğinde işlem yapma yetkisine sahiptir.
Yargı mensuplarının trafik cezalarından muaf tutulma hakkı vardır. Ama bu, sadece trafik ihlalinin sonucundan; yani para cezasından muaf tutulma hakkıdır. Kendisine kimlik sorulmama veya belge istenmeme hakkı değildir.
Kim olursa olsun kendisine kimliği veya ruhsatı sorulan kişi, istenen belgeleri ibraz etmek zorundadır. Kendisinden bilgi veya belge isteyen kişiyi herhangi bir nedenle suçlayamaz.
Polis, trafik denetimi sırasında muhatap olduğu sürücülere nazik ve saygılı davranmak; polisin sorgulamasına muhatap olan kişiler de polise karşı saygılı olmak durumundadır. Bu, her şeyden önce beşeri davranış kuralları gereğidir.
Görev yapan polisle ikaz edilen ve kimliği sorulan sürücü arasında her hangi bir şekilde tartışma yaşanabilir.
Olayımızda yaşanan tartışma, sonuç itibariyle resmi görevini yerine getirmekte olan bir kamu görevlisiyle (polisle); görevi dışında oradan geçmekte olan bir başka kamu görevlisi (hakim) arasında yaşanan bir tartışmadır.
Kamu görevini yerine getirmekte olan kişi, devlet otoritesi adına görev ifasında bulunur. Dolayısıyla bu esnada, nezaket ve saygı kuralları çerçevesinde kalmak kaydıyla, kendi hiyerarşik amiri dışında kim olursa olsun sorguladığı kişiye karşı üst konumdadır.
Biri görevini ifa etmekte olan, diğeri görev yapana bilgi ve belge ibraz etmekle yükümlü olan iki kişinin yaşadığı tartışmada; eğer tarafların birinden diğerine yönelik kişilik haklarına saldırı, hakaret veya kaba muamele gelmemişse, sırf tartışmaya sebebiyet vermiş olmaktan dolayı birbirlerini suçlayamazlar.
Hakimin, adli görevini ifa ettiği yer ve saatlerin dışında, sırf bir belge ibrazı talebinden doğan bir tartışmaya maruz kaldı diye, kendisini sorgulayan kişiye cezai bir suç isnadında bulunmasını haklı gösterecek herhangi bir meşru gerekçe veya hukuk normu yoktur.
Eğer polis memuru, görev sorumluluğunu ve davranış kurallarını aşan bir tavır göstermişse bu bir disiplin sorunudur ve yapılması gereken şey, ancak kendi teşkilatından talep edilmesi halinde usulünce yürütülmesi gereken bir disiplin soruşturması olabilir.
Bunun dışında ortada herhangi bir suç yoktur ve suç olmayan bir eylemden dolayı polis memuru hakkında adli işlem uygulanamaz.
Görevini yapmakta olan bir polis memuru hakkında, dayanağı olmayan bir suç isnadı ile böyle bir adli işlem süreci başlatmak; hele tutuklamak, açıkça keyfi ve yetki sınırlarını aşan bir uygulamadır.
Ayrıca bu, “kişi dokunulmazlığını ihlal” ve “kişiyi hürriyetinden mahrum bırakma” anlamına gelir ve buna sebebiyet verenlerin sorumluluğunu gerektirir.
Yarın bir nükleer saldırı olursa insanların %95’i patlamadan değil, tek bir basit bilgiyi bilmedikleri için hayatını kaybeder❗️
1) Çoğu kişi nükleer saldırının kilometrelerce alanda herkesi anında öldürdüğünü düşünür.
Bu bir efsane.
Birçok ülkenin savunma araştırmaları gösteriyor ki ilk darbede değil, sonraki 24–72 saat içinde insanlar hayatını kaybediyor. Oysa ilk ne yabilmek her şeyi değiştirir.
2) En kritik nokta şu: En tehlikeli kısım patlama değil,radyoaktif serpintidir.
Bu parçacıklar 15–30 dakika içinde yere iner. Bu sırada dışarıdaki biri, binaya giren kişiye göre 50–100 kat daha fazla radyasyon alır.
Beton bir bodrum kat dozu 200–500 kat azaltabilir.
3) En sert gerçek şu: İnsanların büyük kısmı saldırıdan sonra dışarı çıkar.
Meraktan, panikten ya da yakınlarını aramak için.
Ama en tehlikeli zaman tam da ilk 30 dakikadır. Asıl risk patlama değil, açık alandaki serpintidir.
4) Çok az kişinin bildiği bir algoritma var: Parlama anında yere yat,başını kapat,ışığa bakma. Ardından hemen en yakın binaya gir.
Pencereleri ve havalandırmayı kapat. Girişte üst kıyafetini çıkar. Yüzünü yıka.
En az 24 saat dışarı çıkma. Radyoyu aç ve resmi duyuruları dinle.
5) Sivil savunma bunun için vardır.
Sadece artık öğretilmiyor.
Oysa hayat kurtaran bilgi hâlâ basit ve ulaşılabilir. bilgi: @ tazebirmuhendis
Bir MIT profesörü, 40 yıl boyunca her Ocak ayında aynı dersi verdi ve her seferinde salon tıklım tıklım dolu oluyordu.
Ben bunu sabah 2’de izledim ve düşünme şeklim tamamen değişti.
Profesör Patrick Winston’dan bahsediyorum. Dersin adı “Nasıl Konuşulur?”
Winston’ın dersine giriş cümlesi bile her şeyi özetliyor:
"Hayattaki başarınız: konuşma yeteneğiniz, yazma beceriniz ve fikirlerinizin kalitesiyle belirlenir."
Mesele ne not ortalamanız, ne eğitiminiz, ne de zekanızdır. Sizi kalabalıktan ayıran ve dinleten tek şey, kendinizi nasıl ifade ettiğinizdir.
İşte Patrick Winston’ın 40 yıl boyunca MIT öğrencilerine aşıladığı altın kurallar:
• Vakit Kaybetmeyin:
Konuşmaya asla şakayla başlamayın. İlk 60 saniyede dinleyiciye şunu hissettirin: “Burada oturmaya değer bir şey öğreneceksiniz.” İnsanlara en başta bir vaatte bulunun.
• Akılda Kalıcılığın Formülü:
Bir fikrin unutulmaması için şu 5 unsurdan en az üçünü içermesi gerekir: Sembol, Slogan, Sürpriz, Dikkat Çekici Detay ve Hikaye.
• “Neredeyse Doğru” Tekniği:
Beni en çok etkileyen kısım buydu. Sadece doğruyu anlatmayın; doğruya çok benzeyen ama yanlış olan o ince çizgiyi de gösterin. Beyin, bu farkı gördüğü an bilgiyi kalıcı olarak hafızaya kazıyor.
• Kapanışı İyi Yapın:
Konuşmayı özetleyerek bitirmeyin; bir katkıyla bitirin. Dinleyicilere salona girmeden önce sahip olmadıkları yeni bir vizyon verin. Kendinizi tekrar etmeyin, iz bırakın.
Patrick Winston 2019’da vefat etti ama bu ders milyonlarca kişiye ulaşmaya devam ediyor. MIT gibi bir teknoloji devinin paylaştığı en değerli dersin kod veya matematik değil, 'kendini dinletme sanatı' olması çok şey anlatıyor aslında.
50 Yaşında Bir Adamın Doğum Gününde Yazdığı 21 Maddelik Hayat Dersi
“Her gün ne kadar aptal olduğumu daha iyi anlıyorum. Aptal olmak normaldir.
Ama ben 18 yaşındayken kendimi bir dâhi sanıyordum. Şimdi ise tam bir ahmak olduğumu fark ediyorum.”
…
1) “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
2) “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
3) “Parayla ilgili üç yetenek vardır: Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden çok farklı yeteneklerdir.”
4) “Çocuk sahibi olmak korkunç bir şeydir. Ama çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.”
5) “Bu konudaki tüm bilimsel çalışmaları bir kenara bırakarak söyleyebilirim ki, sekiz saatlik bir uyku çok önemlidir.”
6) “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”
7) “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”
8)“İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin. Böylece dinlemeyi ve nâzik olmayı öğrenirsiniz.”
9) “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”
10) “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”
11) “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlhâm ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”
12) “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”
13) “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”
14) “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 25 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 20’yi çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”
15) “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”
16) “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”
17) “Isaac Newton kalkülüsü icat etti; fakat aynı zamanda simyaya da inanıyordu. Pek çok aptalca şey yapmadan zeki ve başarılı olmanız mümkün değildir.”
18) “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”
19) “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”
20) “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”
21) “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”
Alıntı