Harvard ve MIT, Dünya nüfusuna denk 8.3 milyar sanal insan yarattı. Dünya nüfusunun dijital ikizi de diyebiliriz buna.
Adı: MatrAIx. Her birinin 1.290 farklı özelliği var: yaş, psikoloji, harcama alışkanlığı, teknik bilgisi, hatta “fiyat artınca ne kadar tereddüt eder” seviyesinde detay. Tabi bu bilgiler bizim sanal dünyaya bir şekilde sunduğumuz bilgilerden derlenmiş.
Nitekim sanal insanlar GPT ve Claude gibi modellerin içine giydirilince, anketlerde, sohbetlerde, web sitelerinde ve uygulamalarda neredeyse gerçek gibi davranıyorlar. Testlerde kişilik tutarlılığı %91.5.
Artık bir meseleyi muhtemelen sanal dünyadaki bu bireylere yani matrixteki izdüşümlerimize yaşatıp istedikleri sonucu alırlarsa gerçek dünyada hayata geçirecekler. Pazar araştırması firmalarını, odak gruplarını, haftalar süren anketleri beklemeden… Tek bir sunucuda, bir gecede.
Bu, pazarlamanın, ürün geliştirmenin ve davranışsal bilimin kurallarını sessizce değiştiren bir kilometre taşı.
Dünya nüfusunun dijital ikizi ya da woodo bebeği artık ellerinde.
Bu yasanın demokratikleşme veya Kürtlerin sorunlarını çözme amacıyla hazırlanmadığını herkes biliyor. Ne barış ne de Kürtlere huzur getirmeyeceğini de. Yasanın tek amacı Erdoğan'ın yeniden seçilmesinin sağlamak. DEM milletvekilleri de Öcalan'a yaranıp bir dönem daha ... +++
Çerçeve yasa konusunda en zor sınavı Yeni Parti verecek. Muhalefetin Kürt sorununda iki uç noktaya sahip siyasi aktörleri içinde barındırması, iktidarın süreci otoriterleşme yönünde araçsallaştırması ve ana muhalefetin sürecin çelişkilerini bir türlü siyasi tartışma konusu yapamaması Yeni Parti'nin işini bu noktada iyice güçleştiriyor. Peki @yenipartiyiz ne yapabilir?
Özgür Özel, haklı olarak, yasanın "özensiz, kötü hazırlanmış ve teknik eleştiriye açık" olduğunu söyledi. Ana muhalefet de kendi önerileriyle komisyonda tasarıyı toplumsal barışa ve demokratikleşmeye katkı sağlayacak şekilde geliştirmeye çalıştı. Ancak komisyondaki değişiklik önerilerinin tamamı iktidar oylarıyla reddedildi. Bu durumda Yeni Parti'den kendisinin de sorunlu bulduğu bir yasaya Meclis'te evet demesi bekleniyor. Bu gerçekten ilkeli bir tavır olur mu?
Özel komisyona katılma kararını iki gerekçeyle açıklamıştı: (1) süreci Meclis'te demokratikleşme yönünde şekillendirmek, (2) şehit yakınları ve gazilerin haklarını savunmak. Çerçeve yasada bu iki hedef de gerçekleşmedi. Metni Meclis hazırlamadı; hiçbir muhalefet partisi tasarıyı önceden görmedi. Komisyon, iktidar dışındaki partilerin önerilerini dikkate almadan yasayı alelacele Genel Kurul'a gönderdi. Ayrıca şehit yakınlarının tasarıya destek vermediği de ortada. Özel'in kendi koyduğu ölçütler esas alınırsa, bu tasarıya evet oyu verilmemesi gerekiyor. Peki, hayır oyu gerçekten barışı baltalar mı?
Referanduma götürülmesinden çekinilen, toplumsal desteği tartışmalı ve iktidarın revize etmeye yanaşmadığı bir yasa ülkeye kalıcı barış getirmez. Nitekim yaklaşık iki yıldır devam eden süreç, Kürt siyasi hareketinin iktidara bağımlılığını artırırken ana muhalefet üzerindeki baskının da ağırlaşmasına engel olmadı. Cumhurbaşkanı'na geniş bir inisiyatif tanıyan bu yasa, bundan sonraki her aşamada erken seçimden anayasa değişikliklerine kadar iktidarın pazarlık gücünü artıracaktır.
Yeni Parti'nin lider kadrosu, partiyi milletin kurduğunu ve örgütte tabana söz hakkı vereceğini söylüyor. Eğer bu iddia gerçekten yeni siyaset anlayışının temeliyse, böylesine önemli bir konuda parti tabanının sesine de kulak verilmesi gerekir. Çerçeve yasa bu açıdan Yeni Parti'nin CHP'den gerçekten farklı bir siyaset anlayışı geliştirip geliştiremeyeceğini ve kendi seçmenini temsil etme kapasitesini ölçen ilk ciddi turnusol olacak.
Bu tasarıya verilecek evet oyunun, tabanın önemli bir bölümü tarafından "ilkeli siyaset" olarak okunacağını sanmıyorum. Daha çok, sorunları açıkça kabul edilen bir tasarı karşısında sergilenen yeni bir "yetmez ama evet" tavrı olarak görülecektir.
Lazarus'a yuva çıkmadı ilginç bir şekilde biz de şaşkınız. Kendisini terrier kuşu da emanet ettiğimiz Ankara'daki pansiyona emanet edeceğiz gelecek hafta. Belki bahtı oradadır kim bilir.
Lazarus'u Ankara'ya taşıdıktan sonra barınaktan beşinci köpeği de çıkaracağız. Şimdiye kadar üç köpeğe yuva bulduk şansımızı denemeye devam. Lazarus için de bahçesine, evine, fabrikasına nitelikli bekçi arayan bir tanıdığınız olursa haberleşelim olur mu?
Barınakta bekleyen köpek çok, bütçemiz kısıtlı hadi yuva bulalım ki daha fazlasını çıkaralım.
deniz göktaş hakkında ağzından çıkmış gibi ifadeler kullanan avukat cemil çiçek, hesabını bu sayfaya dönüştürmüş. kendisi etkileşim delisidir. beğeni almak için yaymayacağı yalan yoktur. kendisine prim vermeyin.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Bu ay barınaktan çıkardığımız dört köpek arasından sadece bu laz çocuk kaldı elimizde diğerlerine çok güzel yuvalar bulduk. Hadi bu çocuğa da bir an önce evini bulalım.
Kendisi 2 yaşında, erkek, kısır bir siyah alman kurdudur ve aşırı insancıldır. Diğer köpeklerle sosyal olmakla birlikte kedilerle ilişkisini maalesef bilmiyoruz. Böyle kucağa alıp hunharca sevildiğinde bile sesini çıkarmayacak kadar oyun hamuru kıvamındadır. Tek sorunu barınakta çok aç kaldığı için yemek konusunda biraz takıntılı ve obur olması. İnsan yanında olmayı istiyor her zaman. Olabilecek en iyi yol arkadaşı türlerden biridir. Yuva olmak isterseniz bana yazabilirsiniz. Şehir Eskişehir, iyi bir aile olacağına inanırsak her yere göndeririz seve seve.
Bu meselenin tartışılması gereken asıl yönü CHP içindeki delegasyon süreci. Bu adamı kim seçtirdi, hangi ağ aracılığı ile belediye başkanı oldu? Hangi hemşehri ağları yurttaşın iradesine çökülmesine neden oldu? Yeni Parti'de bu ağları istemiyoruz. Asla! Herkes üye olmalı herkes!
Barınaktan kurtardığımız bu güzellik dişi ve 2 yaşında. Ömürlük yuvasını arıyor. Şu an Ankara’da bir pansiyonda. Başka illere ulaşımını sağlarız, yeter ki güzel bir yuva çıksın 🥹
Benim ilk ifadeye çağırılışım ancak Uğur'un ve Berkant abinin sayısızdır.
Gazeteciler yargı sopasına, soruşturmalarla susturma çabalarına, ifadeler gözaltılar ve tutuklamalara alışkın olduğu kadar dirençli de.
Her zaman olduğu gibi birlikte olacağız, gideceğiz ve ifademizi vereceğiz.
Korkutmaya çalışanlara cevabım: korkmuyorum BirGün benim, halk BirGün'ün arkasında.