Hep kucağıma zıplamaya çalışırdı hiç sevmezdim. Ameliyat oldum dizimden, hiç zıplamadı bi daha sanki anlamış gibi. Hep yanına yattı dizimin, sessizce durdu. Bir daha da hiç kucağıma atlamadı. Benim de değil, arkadaşımın köpeğiydi. Arkadaşım geri almadı. Öyle de kaldı…
20 Temmuz 1974’ün ilk ışıklarında, Kıbrıs semalarını bembeyaz çiçekler gibi süsleyen Türk askerleri, yıllar süren karanlık bir geceyi aydınlığa kavuşturan şafak yıldızlarıydı. Onlar adaya sadece gökyüzünden inmediler; Akdeniz'in lacivert sularını yarıp gelen gemilerle, yıllardır hasretle beklenen bir sevdayı, özgürlüğü taşıdılar o sıcak topraklara.
Mücahit ile Mehmetçiğin omuz omuza verip toprağa düştüğü o sabah, acının vuslata dönüştüğü andı. Beşparmak Dağları’nın zirvelerinden esen rüzgar, o günden beri bağımsızlığın en gururlu, en romantik şarkısını fısıldar.
Adaya barışı bir sevda gibi işleyen, şafak vakti gökyüzünü bir umut tablosuna çeviren tüm kahramanlarımızın ruhları şad olsun!
Gazi eylem mi yapar!
Er gaziler, günlerdir Ankara Güvenpark’ta hak arama eylemi yapıyor. Er olarak gazi oldukları için maaşları ve imkânları sınırlı.
Muvazzaf gazilerle aynı imkânlara sahip olmak istiyorlar.
Hepsi vatan toprağına bir parçasını bırakmış.
Milliyetçiliğe, tarihimizle övünmeye gelince mangalda kül bırakmıyoruz.
Kahraman gazilerimizin böyle bir talebi dile getirmek zorunda kalmalarından bile vatandaş olarak utandım.
Onlar söylemeden, bu gibi ayrımlar yapılmaksızın tüm hakları teslim edilmeliydi.
En kısa zamanda haksızlık ve adaletsizliklerin giderilmesi, tüm haklarının da teslim edilmesi gerekiyor.
Güvenpark’ın çimlerinde vatan topraklarının sahipleri hak arıyor!
Bu ülkenin bir ferdi olarak kendilerinden yürekten özür diliyorum.