2012’de o gazete kupürünü arıyordum.
2018’de o gazete kupürünü arıyordum.
2021’de o gazete kupürünü arıyordum.
Bugün dönüp bakınca,
kupürü bulamamış olmaktan mutsuz değilim ama onu arayan Şima’yı özlüyorum.
O gazeteyi ve o Şima’yı bulacağıma
biraz yarım inanıyorum. 🎶
“Ben hastalanmayacağım, ölmeyeceğim. Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının bu ülkeye vereceği hizmetleri göreceğim.”
Bu sözlerin sahibi Hakkı amca 75 yaşında.
Hayatım boyunca gördüğüm en temiz pırıl pırıl bürokratlardan olan kardeşim Gürkan Akgün’ün babası.
Tutuklandığımızda annesi ve babası oğlumuzun nefes aldığı havayı soluyacağız diyerek Silivri Cezaevi’ne yakın bir eve taşındılar. Orada yaşıyorlar, oğulları ile aynı havayı soluyorlar.
Yarın 1 Mayıs, Gürkan’ın doğum günü.
Her yıl onun doğum günü şerefine boş Taksim Meydanı’na birlikte giderdik. Yarın bu defa oğlumla birlikte tüm arkadaşlarım ve başkanlarım için Kadıköy’de işçilerin ve emekçilerin arasında olacağım.
Doğum günün kutlu olsun Gürkancım. 1 Mayıs İşçi Bayramımız kutlu olsun ❤️🌿 #1Mayıs @akgungurkan@ailedayanismagi
Bilmiyorum, size bunları neden yaşatıyorlar bilmiyorum
Yıllar oldu, her Fenerbahçe maçını abimle evde izleriz, öyle dışarıda oturup maç izleme adetimiz yoktur. Enes’in evinde buluştuk, formasını giyip geldi yine abim. “Oh rahatım he iki avukatım da yanımda, geçen bir de utanmadan beraber yurt dışına çıktınız siz yokken alsalar beni n’apıcaktım” dedim abime sataşarak. “Sen de bir rahat dur” dedi huysuz suratını büzerek abim. “Ne rahat durması oğlum, onlar rahat dursun ben gayet rahatım” diye dönüp bir sigara tellendirdim. Hapisteki gibi keyifli olmuyor bazen sigara içmek, yarıya gelmeden söndürüyorum kimi zaman.
Hastayım da şu sıralar zaten hapisten çıktığımdan beri hasta olmadığım gün yok, iyileşemiyorum, başım çabuk dönüyor, yemek yiyince midem bulanıyor. Aman boşver bize çalışan adam lazım yemek görünce gözü dönen değil, mızmızlanacak insan mıyız lan biz? Maç bitti bir sigara daha tellendirdim, “Yeter gari” dedim bizimkilere dönüp “Yatıyorum ben, yarın zaten Silivri’ye gideceğiz Ahmet Hoca’nın duruşması var.”
Rüya mı görüyordum yoksa ateşim çıktığı için delirdim mi bilemedim. “Evet benim, Furkan burada” konuşmaları geldi kulağıma, uyuyor muyum uyanık mıyım anlayamadım. “Furkan kalk seni almaya geldiler” dedi Enes. “Ne oluyor lan ne alması”, “Mali Şube geldi”, “Ne mali şubesi lan” deyip kahkaha patlattım. Bir Mali Şube’miz eksikti. Polisleri gördüm kapıda, deri ceketimi sırtıma geçirip çıktım evden. Asansörde Mali Şube yelekli polise dönüp, “Abi sizle hiç mesaimiz olmamıştı, bak devletimiz hep yeni şeyler yaşatıyor bize” dedim. Gülümsedi Mali Şube polisi, apartman çıkışında bir sigara yerleştirdim dudaklarımın arasına, ne de olsa nezarette kaç gün kalacağımız belli değil her fırsatta sigara içmek lazım. “Dur yakma şimdi sigara” dedi polis, iyi tamam yakmayayım. “Bir video alacağız arabaya binerken”, “He iyi alın bakalım, kısa filmleri hep sevmişimdir çekelim bir kısa film” dedim uyku sersemliğiyle biraz matraklık yapıyordum.
Hastanede sağlık kontrolü sonrası gözlerimi açtığımda Vatan Emniyet karşımdaydı. “Vay be her şeyi özledim de seni hiç özlemedim lan” dedim içeriye adımımı atarken. Şubeye geçtik, bir sandalye çektim, hemen ayakkabılarımın bağcıklarını söktüm, saatimi, kemerimi çıkarıp masaya koydum. Hapisten çıktığımdan beri yanımda olan kehribar tesbihimi de parmaklarımda bir tur dolayarak masaya koydum, “Nezarete geçeceğiz zaten önden çıkarayım da uğraşmayalım” dedim, gülümsedi Mali Şube polisi. Hakkımdaki suçlamaya baktım, soruşturma dosyasının numarası 2024/228233’tü. “Ulan İBB ana dosyasına eklenmişiz” dedim: “Hadi abi at beni nezarete de uyuyayım.”
Organizenin yer altındaki rezil nezaretine geçtik, üç adımlık yerde üç kişi yan yana yattık. “Ulan” dedim, "Buranın pisliği de hiçbir yerde yok götünü koyduğun yerde hemen kaşıntı başlıyor." Neyse ki her yerde her koşulda uyurum, yattım uyudum. Ortodoks Aslan hapisteyken derdi, “Oğlum kafanı koyduğun an uyuyorsun çok özeniyorum sana.” “Uyurum tabii abi” derdim, “Benim uykularımı kaçıracak pişmanlıklarım yok kafam rahat.”
“Altımıza sıçıcaz abi açın zindanı” diye bağırdı gençler. Pislikten, tozdan çapaklanan gözlerimi araladım. Tuvalete gitmek için demir parmaklıklarının kilitlerinin açılması lazım, görevli polis de saatte bir anca gelir. “3 gündür buradayız abi yeter, nedir bu ya bitlendim kaşınıyorum, leş gibi kokuyorum. Alın beni tutuklayın cezaevine gideyim temizleneyim nasıl bir işkence bu ya” diye bağırıyordu gençler. Öyle bir yer işte nezaret, insanlar buradan kurtulmak için tutuklanma hayali kuruyor.
Benim haberimin bir Twitter hesabından paylaşılması nedeniyle bir kişi daha gözaltına alınmış, “Adamın da başını yakmışız” dedim. “Ne başını yakması lan sanki yanlış bir şey yaptık, paylaşacaklar tabi haberi paylaşacaklar ki namussuzlar namuslulara neler yapıyormuş görsünler” dedim kendi kendime. Hapisten kalma huy deliririm bazen kendimle de konuşurum en çok da kendimi aşağılarım. Hep bir üstüne koymak lazım hep bir üstüne. Küreklere asılmak lazım akıntıya karşı kürekleri kıra kıra gitmek lazım.
Meğer haberimi paylaşan hesabın sahibi beraber gözaltında olduğum kişi değilmiş. Bitli süngerlerden kalkıp apar topar sağlık kontrolünün ardından götürüldüğümüz Çağlayan Adliyesi’nde, nezarette beklerken öğrendim. 40 yaşında bir kuryeymiş, babası kız arkadaşı ve ablasıyla yaşıyormuş. “Sen kesin hesabı sattın, sattığın hesaptan paylaşım yapılınca hesap senin diye gelip seni mi aldılar” dedim sürekli kaşınan gözlerimi görmeyinceye kadar ovaladıktan sonra.
İç çekti, nezaretin saçını başını dağıttığı perişan haldeki adam. “Birkaç yıl önce de böyle olmuştu abi aldılar beni günlerce gözaltında tuttular sonra bıraktılar, hesap benim değil 10 yıl önce satmıştım, ama yine benimmiş gibi gelip beni aldılar” dedi kafasını önüne eğerek. Ağlamaya başladı, koca adam gözümün önünde ağlıyordu, “Annem ve abim yeni vefat etti, babamın psikolojisi iyi değil. Beraber yaşıyoruz zaten çok çalışıyorum kız arkadaşıma da gerekli zamanı ayıramıyorum. Ben aileme yetişmeye çalışırken bir gece kapıma polis gelip beni alıyor abi, babam zaten iyi değil çok kötü oldu ya kalp krizi geçirse bir şey olsa bunun hesabını kim verecek” dedi titreyerek. Ne diyeceğimi bilemedim sıktım dişlerimi, yüzüme baka baka yalan söyleyen savcıyı düşündüm, ona bunu yaşatanları oturttum karşıma hiç kalkmamak üzere.
“Abi bir de adliyeye geldik avukatların, arkadaşların seni karşıladı benim kimsem yok gördüm o kadar canım acıdı ki… Yanlış anlama güzel bir şey bu senin böyle seviliyor olman ama abi bizim kimsemiz yok ki. Bir de abi çağırsalar beni ben gelirim zaten bana babama aileme neden bunları yaşatıyorlar ki” dedi.
Bilmiyorum güzel insan, bilmiyorum, size bunları neden yaşatıyorlar bilmiyorum. Ama siz hayat yaşayın diye biz bunları yaşamaktan çekinmeyeceğiz.
Selam olsun, yaşatmak için yaşamlarından verenlere, Tayfunlara, Canlara, Emrahlara, Selçuklara, Osmanlara, Selahattinlere, Mehmetlere mahpuslara…
İstanbul Dayanışma Ayı 🌿
Sadece Ocak ayında
✅ 94.303 çocuğumuza Sen Oku Diye sosyal desteği: 282.909.000 TL
✅ 100.000 genç üniversiteli 1. taksit: 1.000.000.000 TL
✅ 10.000 genç üniversiteli giysi desteği: 50.000.000 TL
✅ 20.000 genç üniversiteli ulaşım desteği: 9.880.000 TL
✅ 176.066 haneye İstanbulkart: 352.132.000 TL
✅ 15.655 çocuğumuza okul beslenme desteği: 31.310.000 TL
⏳ 83 çift için evlilik desteği: 2.490.000 TL
⏳ 15.637 engelli çocuğu olan anneye destek: 93.822.000 TL
#İBBSoyalDestek
🌿 İstanbul Dayanışma Ayı
Sadece Ocak ayında 1.822.543.000 TL ile sosyal dayanışmamız sürüyor.
🎓 Genç Üniversiteli Desteği
•100.000 üniversiteli 1. taksit: 1.000.000.000 TL
•Giysi desteği: 50.000.000 TL
•Ulaşım desteği: 9.880.000 TL
➡️ Toplam: 1.059.880.000 TL
Ayrıca Ocak ayı içerisinde:
📌 İstanbulkart: 352.132.000 TL
📌 Sen Oku Diye: 282.909.000 TL
📌 Engelli Çocuğu Olan Annelere Destek: 93.822.000 TL
📌 Okul Beslenme Desteği: 31.310.000 TL
📌 Evlilik Desteği: 2.490.000 TL
#İBBSosyalHizmetler
Eşim Tayfun Kahraman, yıllardır tedavisini üstlenen hekimlerin gözetiminde olacak.
Bu süreç boyunca bizlerin yanında olan tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum. Ayrıca bu zorlu süreçte her türlü kolaylığı ve bilgilendirmeyi sağlayan Marmara Kapalı Cezaevi idaresi ve Adalet Bakanlığı yetkililerine de teşekkür ederim.
Haklılığımız ve masumiyetimiz apaçık ortadayken, Anayasa Mahkemesi’nin kararı tartışmasız bir biçimde önümüze konmuşken tüm bunların yaşanmasından dolayı büyük bir keder duyuyorum.
Artık adalet bizim için bir yaşam hakkı meselesidir...
Tarihi Kentler Birliği Encümen Üyemiz, Şehzadeler Belediye Başkanımız Gülşah Durbay’ı genç yaşında kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz.
Yüreği kentine, demokrasiye ve eşitliğe adanmış çok kıymetli bir yol arkadaşımızdı. Yerel yönetimlerde kadınların sesini büyüten, gençlere yön veren mücadelesiyle hepimize ilham oldu. Onu tanımak, çatı altında çalışmak büyük bir onurdu.
Başımız sağ olsun… 🍂
Işığı kentlerimizin üzerinde kalacak.
Tayfun Kahraman (@tayfun_kahraman) hakkında Anayasa Mahkemesi’nin (@AYMBASKANLIGI) verdiği “Adil Yargılanma Hakkı İhlali Kararı”, tartışmasız şekilde yerel mahkemenin Yargılamanın Yenilenmesi Kararı vermesi gereken bir durumdur.
Bunun aksi, bugüne kadar yaşanmamıştı. Hiçbir hukukçunun bu yaşanılanı hayal dahi edebileceğini sanmıyorum.
Tayfun Kahraman’a yaşatılan sadece onun açısından değil, tüm vatandaşlar yönüyle Hukuk Güvenliği’ni tehdit eden bir durumdur.
#HukukGüvenliği #HukukDevleti #AdilYargılanmaHakkı
Bugün 186. kez Vera ile birlikte Tayfun’u cam ardından 1 saat görmek için Silivri’ye gidiyorum.
Bugün diğer günlerden, önceki ziyaretlerimizden farklı.
13. Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı yaptığımız 32 sayfalık itirazımız 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gündem yoğunluğu içinde 2 satırda reddedildi.
Yıllardır tüm kamuoyuna Tayfun’un cebir ve şiddetle hiçbir alakasının olmadığını, masumiyetimizi anlattım, belgeledim.
Anayasa Mahkemesi de bu gerçeği hukuken doğruladı, belgeledi.
Ülkemizde, devletimizin varlığını, bekasını koruyan Anayasamız yürürlüktedir; Anayasa Mahkemesi’nin de esastan aldığı kararlar teknik ya da siyasi bir tartışmaya açık değildir.
Bugün gelinen aşamada ortaya çıkan vaziyet bizim ailemizin, Tayfun’un masumiyetinin çok ötesinde ülkemizdeki her bireyin anayasal güvenceleriyle ilgilidir.
Tüm samimiyetimizle hem yaşadıklarımız hem de ortaya çıkan vaziyetin nesnesi olmanın çok derin üzüntüsü içindeyiz.
Dolayısıyla bugün itibariyle 44 aydır sürdürdüğüm haftalık iletişimimizi sonlandırıyorum.
Sözün bittiği yerde değiliz, söz bitmez.
Ancak bugünden sonra benim paylaşacaklarım olsa olsa sıradan bir ailenin fotoğraf albümü mahiyetinde olacaktır.
Bugünden sonraki ihtimallere dair söz hukukçuların, siyasilerindir.
Ocağımıza düşen bu yangını söndürmek için bizimle beraber su taşıyan herkese minnetle…
Allah kimseyi masumiyetini müdafaa etmek zorunda bırakmasın.
Topkapı Maltepe Mezarlığı’nda yer alan “Şeyhler Makberesi”
17. yüzyıl İstanbul’unun gönül insanı Sarı Abdullah Halife ve dervişlerinin emanetlerini barındırıyor.
Uzun yıllar bakımsız bir şekilde kaderine terk edilen bu sofadaki 15 mezar taşını,
İBB Miras olarak restore ettik ve hak ettikleri özenle yeniden ziyarete sunduk. 🌿
İBB Miras, İstanbul’un hafızasını, yüzyıllar öncesinden gelen insan izlerini korumak;
bu şehrin kültür haritasını geleceğe taşımak ve hak ettikleri saygıyı göstermek için çalışmaya devam ediyor.
#İBBMiras #İstanbulunHafızası 💛
Tekrar ediyorum Devrim Çetinkasap faildir. Şiddetli münakaşa dediği şey bana yaptığı fiziksel saldırıdır. Özetle aldattığı için yaptım demiş, tabii ki inkara da başvurarak. Şaşırmadım, sabahtan beri trollerine "aldatma" bahanesiyle küfür ve hakaret ettiriyorsun.
30 Ağustos; cephede kazanılıp, kentlerin taşına, meydanların sesine, belleğimizin derinliklerine kazınan özgürlüktür.
Bu özgürlüğün yolunu açan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyoruz.
30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun 🇹🇷
#30AgustosZaferBayrami
Günlerdir yaşanan ifşalar ve okuduğum her bir vakada kız kardeşlerimin yanındayım, lütfen susmayın. Ben de bugüne kadar sustuğum için pişmanlığım bir yana, sizlerden cesaret alarak İş Bankası Kültür Yayınları editörü @Devrimcetinksap'ın fail olduğunu duyurmak istiyorum.