Bu yeni alınan herhangi bir tava değil, özel olarak Güneydoğu Asya'ya ait olan 'Wok' tavasıdır. Yapılan işlemin adı da 'seasoning' olarak geçer; paslanamayı ve yapışmayı önlediği gibi tavada bir lezzet katmanı oluşturur. Bu tavalar çok yüksek sıcaklıkta kullanıldıklarından yapılan işlem mutfakta mecburidir.
@irelia_99@CharlosMagics seni doğuran ana desin ki ben korkak ucube bir orospu evladı doğurdum. Allah bana nasib etsin de senin o ince boynunu tek hamlede omuzlarından ayırayım.
Roumelia was and will always be the land of Muslims; as we stood loyal to the Ottoman Khalifah, we have kept our oath to this very day, and we will be loyal to the next Ahl as-Sunnah Khilafah of this Ummah.
Roumelia was and will always be the land of Muslims; as we stood loyal to the Ottoman Khalifah, we have kept our oath to this very day, and we will be loyal to the next Ahl as-Sunnah Khilafah of this Ummah.
@cezrinizam Allah sana hidayet ihsan eylesin. Gözlerin kör, beynin kıt; ne görebiliyor ne okuduğunu anlayabiliyorsun. Allah o taşlaşmış kalbini imanın güzelliğiyle doldursun.
"فتى الزرقاء من يعيل اليتا��ى
بعدما فقدوك إماما
كنت أحيا بنور ولكن
بعدك العيش امسى ظلاما..."
هذه الكلمات تقول الكثير. بدونك يا شيخ، بقي العراق يتيماً..
🔴 Abdullah et-Trakyevî'den Hasan Karademir'e cevap gecikmedi.
🗣️ Abdullah et-Trakyevî:
"Bana reddiye yapan arkadaşta paylaşmaya değer ne buldunuz acaba? İçi boş, kof mantıkla hoş görünme çabasından doğan kelime kullanımları…”
Allah'tan korkun, kuldan utanın; cevap yetiştiremeyince ilkokul çocuğu seviyesinde ad-hominemler yapmayın. Buyrun varsa ŞAHSINIZA AİT bir fikriniz getirin tartışalım.
Ayrıca kof mantık sizin Yunan (feylesofu) mantığınızdır. O mantık ki kendini naklin, tevhidin önünde hesaba çekmemiştir; İslam'a Muhatap Anlayış'ın mümtaz süzgecinden geçmemiştir.
Mesela "Demokrasi Reddiyesi" yapıp da demokrasiyi kendi dinamikleri içinde eleştirmek gibi yazılan koskoca bir yazıda; Yunan diyaloglarından iktibaslar yapıp da o saf aklı nakil önünde, şeriat önünde hesaba çekip neden küfür olduğunu, neden şirk olduğunu açıklamadan yazılan bir yazı esasında "İçi boş, kof mantıkla hoş görünme çabasından doğan kelime kullanımları" değil midir?
Bir de üzerine bizi haramzade, kendisini de bu mirasın yegane sahibi ilan etmiş. Neresinden tutarsan tut elinde kalıyor. Tavizsiz ehli sünnet anlayışı Rafızîlerin savunuculuğunu yapmak, Slavların yamuk haçına ta'zim etmek değildir.
Trakyevî hiçbir şey yapmadıysa da bunları yapmadı, gerçek ve hakiki ehli sünnet anlayışın yanında durdu; hiçbir şey yapmadıysa da bu tek başına kâfidir.
Eğer fikir mirası anlayışınız Batı tefekkür dünyasını tevhid nuru önünde hesaba çekmeyen bir telekki ise, evet, ondan -Elhamdulillah- beriyiz.
Bu da son cevabımdır, bunun üzerine böylesine küstahça ifadeler kullanarak varlık mücadelesi verenler ile muhatap olmayacağım.
Selam, Allah Azze ve Celle'ye iman edip Allah'a karşı haddini aşanları reddedenlerin üzerine olsun.
"Bana reddiye yapan arkadaşta paylaşmaya değer ne buldunuz acaba? İçi boş, kof mantıkla hoş görünme çabasından doğan kelime kullanımları…”
Allah'tan korkun, kuldan utanın; cevap yetiştiremeyince ilkokul çocuğu seviyesinde ad-hominemler yapmayın. Buyrun varsa ŞAHSINIZA AİT bir fikriniz getirin tartışalım.
Ayrıca kof mantık sizin Yunan (feylesofu) mantığınızdır. O mantık ki kendini naklin, tevhidin önünde hesaba çekmemiştir; İslam'a Muhatap Anlayış'ın mümtaz süzgecinden geçmemiştir.
Mesela "Demokrasi Reddiyesi" yapıp da demokrasiyi kendi dinamikleri içinde eleştirmek gibi yazılan koskoca bir yazıda; Yunan diyaloglarından iktibaslar yapıp da o saf aklı nakil önünde, şeriat önünde hesaba çekip neden küfür olduğunu, neden şirk olduğunu açıklamadan yazılan bir yazı esasında "İçi boş, kof mantıkla hoş görünme çabasından doğan kelime kullanımları" değil midir? )
Bir de üzerine bizi haramzade, kendisini de bu mirasın yegane sahibi ilan etmiş. Neresinden tutarsan tut elinde kalıyor. Tavizsiz ehli sünnet anlayışı Rafızîlerin savunuculuğunu yapmak, Slavların yamuk haçına ta'zim etmek değildir.
Trakyevî hiçbir şey yapmadıysa da bunları yapmadı, gerçek ve hakiki ehli sünnet anlayışın yanında durdu; hiçbir şey yapmadıysa da bu tek başına kâfidir.
Eğer fikir mirası anlayışınız Batı tefekkür dünyasını tevhid nuru önünde hesaba çekmeyen bir telekki ise, evet, ondan -Elhamdulillah- beriyiz.
Bu da son cevabımdır, bunun üzerine böylesine küstahça ifadeler kullanarak varlık mücadelesi verenler ile muhatap olmayacağım.
Selam, Allah Azze ve Celle'ye iman edip Allah'a karşı haddini aşanları reddedenlerin üzerine olsun.
İlla kendimize anti-emperyalist bir güç seçmek zorunda mıyız? Rusya ile Nato'yu, Çin ile İngiltere'yi kıyas etmek zorunda mıyız? Belki iki taraftan olmayıp 3. bir taraf olmak daha iyidir? Madem ki ben varım o vakit bu dava var, bu dava var ise 3. bir taraf da var.
❗Hasan Karademir'in yazısına Abdullah et-Trakyevî'den reddiye:
🗣️ Abdullah et-Trakyevî:
Bugün, kendisini İBDA Dünya Görüşü’ne nisbet eden bir zatın yazısını okudum ve yazının seviyesi sebebi ile aşırı hüsrana uğradım. Kendisine cevap mahiyetinde ise bu satırları yazıyorum.
Hala daha bir BOP iddiası peşinden ulusalcı paranoyaların menzilinde; akidenizi ve menhecinizi ne yana bıraktınız? Tahran kırsalına mı yoksa ‘Pod-Moskovskiy Gorod’lara mı?
Bir Vahhabi seviciliği türküsüdür ki almış başını gidiyor, nerede bu Vahhabiler tam olarak, Suudi Arabistan’da mı? Bilakis, ne kadar Vahhabi alim varsa hepsi şu an ya hapisteler, ya öldürüldüler ya da kayıplar. Nerede Halid er-Raşid’ler, nerede Süleyman el-Ulvan’lar, nerede Abdülaziz et-Tarifi’ler ve daha niceleri, söyleyin? Yoksa Vahhabi olarak Suud devletinin sözcülüğünü yapan, Vahhabilerin ve cihadi menhecin de reddedip sonuna kadar eleştirdiği ‘Saray Ulemaları’nı mı Vahhabi kabul ediyorsunuz? Hani şu haçlıların Haram topraklara ayak basmasına fetva veren ve Müslüman Irak’lı kardeşlerine karşı Haçlıları destekleyenler.. Parantez içinde söyleyelim ki Saray uleması olmayan Vahhabiler; Allah’a karşı haddini aşan Suud devletini de tekfir etmektedirler, nitekim bizim derdimiz onları aklamak yahut savunmak değil, sizin bu 'ucuz' algı operasyonunuzu ortaya çıkarmaktır.
Daha Selefi akide ile Vahhabiliğin ayrımına varamayanlar, bu kavramlar üzerine popülist söylemlerle fayda devşirme peşindeler. Yemezler! Şeyh Usame er-Rifai; Şam beldesinde, Eş’arilerin, Maturidilerin ve Ehli Hadis’in İslam şemsiyesinde birleştiğini söylüyor, yine sizin o Nusayri seviciliğinizden ötürü fütursuzca eleştirdiğiniz Şeyh Cevlani’nin Eş’ari akideye geçtiğini bildiriyor. Güncel konjönktürü takip edip bu gelişmelerden haberdar olmamanız olası değil, eğer öyle ise siz müfsidlik ediyorsunuz demektir.
Tutturdukları bir Husilik propagandası ki gidiyor? Kim bunlar, kafir İran Rejimi’nin uydusu değil mi? Sahabe’ye -Radiyallahu anhum- sebbedenler bunlar değil mi? Akidenizle kumar oynamak bu kadar kolay olmamalı. Bu aşağılık Rafızilerin ne halt olduklarını size tek tek anlatmamız mı gerekiyor, Husilerin Zeydi olmadıklarını bal gibi de biliyorsunuz.
Yemen topraklarında büyük ehli sünnet mücahidler var iken, Yemen Tanzim'i var iken, Rafızi seviciliğinden ötürü husilere muhabbet beslemek, en basit hali ile, bid’at ehlinin bidatini desteklemektir, ki diğer bir g��rüşe göre de kafirin küfrüne razı ve yardımcı olmaktır. Bir de çıkıp bunları eleştiren herkesi “münafıklar cephesi” olarak isimlendiriyorsunuz. Güler misin ağlar mısın? Eğer münafıktan maksadınız nifak çıkaran ise bu görüşlerinizden ala nifak yoktur. Diğer ihtimali konuşmuyorum bile. Allah Teala sizlere hidayet nasip etsin. Nitekim Dahhak’tan rivayet olunduğuna göre İbn Abbas şöyle buyurdu:
“Kim bir bid’at sahibinin bid’atini reddederse o Allah yolundadır.”
Bizleri kendi yolunda kılan Allah Teala’ya hamd olsun.
Öte yandan Ehli Sünnet olan, “parmağımdan biri Şii olsa keser atarım” diyen Saddam Hüseyin ile diğer zındıkları aynı kefede değerlendirmeniz, “İslam’a Muhatap Anlayış”tan zerre nasiplenmediğinizin en büyük alametidir. Zira eğer ki bu idrake sahip olunsa idi, eşya ve hadiseler; evvela İslam önünde hesaba çekilirdi, kendi “ajandalarınız” önünde değil. Nitekim Saddam’ı tekfir eden alimler dahi Amerika önderliğindeki haçlı ittifakının Irak’a girmesi manasına gelmeyeceğini açıkça belirtmişlerdir. Amerikan ve Siyonist emperyalizminden dem vurup Moskof postalına ve Şia mollası sarığına sarılmak da şer odağına hizmettir, aynı ihanetin simetriğidir.
Nasıl Anbar’ın aslanları, Selahaddin’in yiğitleri, Bağdad’ın erleri ve Kürdistan’ın korkusuz savaşçıları Irak’ta İran destekli Rafızileri hezimete uğrattılar; nasıl ki İdlib’in cengaver muhacir ve ensarları, Haleb’in kahramanları Suriye’de Nusayri köpeklerini, Hizbuşşeytan’ı, İran'ı ve Rusya’yı kovarak bir devrim yaptılar; duamız odur ki Yemen’de de ehli sünnet galip gelsin.
Evet, açık ve net olarak sizlere söylüyorum: Bu adamlar hain ve ahmak. Müslümanlıklarından ise şüphe ediyorum. Nitekim Rafıziler açıkça Yahudi ve Hristiyanlardan dahi daha şerlilerdir. Bakın, gördünüz, mezheb üzerinden politika yapıyorum; tağuta tağut, kafire kafir diyorum. Aynı “omurgalı duruş”u sizden de bekliyorum.
En büyük işbirlikçilik Müslümanlara karşı kafirlerin yanında olmaktır, en büyük işbirlikçilik ehli sünnete karşı Rafızi eşeklerinin sırtına binmektir. En büyük zulüm ise Allah’ın indirdiklerini inkar etmek, onlarla yönetmemek ve onlarla yönetilmemektir.
Her şeyin doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir, duamızdır ki bizleri hak yol olan Ehli Sünnet ve’l Cemaat’ten ayırmasın, küfür ve bid’at ehline karşı muhabbet nasib etmesin ve onların gücünü kırsın.
ben 'ideal' olandan bahsediyorum hanımefendi, yoksa tabi ki dini hassasiyeti olan kişilere pek çok alanda ihtiyaç var. Ayrıca, en başta, içinde bulunduğumuz toprakların İslam Devleti olmadığını da göz önünde bulundurmak gerekiyor ki bu bütün dinamikleri alt-üst ediyor. Diğer açıdan ehem-mühim ayrımı yapmak da gerekiyor. Allah bizleri ve neslimizi kendisine karşı haddini aşanlardan ve onların tiranlığından korusun..
modern toplum kadına, erkeğin yaptığı her işi yapabileceğini vaad etti. Sadece cinsiyet rolleri bakımından değil, her vecheden bu propaganda edildi ve bu propaganda hiçbir değer ölçütü tanımadan bütün dünyaya yayıldı. Aklen imkansız olmayan her şey; din, kültür, fıtrat tanımadan 'ortaklaştırıldı'. Sonuç ise fıtratıyla mücadele halinde olan hayatı çelişkinin pençesinde geçen erkek ve kadınlar..
Şu sorunuz bile aslında 'neden olmaması' gerektiğinin bir vesikası. Evvelen; kadının fıtratı duygu muhakemesine meyyal olduğundan hukukçu olması makul değildir. Saniyyen; kadınların yöneticilik yapması yasaklanmıştır. Buradan da üç görüş doğmuştur: Bir görüşe göre kadınların hakimliği tamamı ile geçersidir denilmektedir. İmam-ı Âzam'ın görüşüne göre ancak had ve kısas dışındaki davalarda kadın hakimlik edebilir. Zahiri mezhebi ve günümüze kadar yaşamamış bazı mezheblerin görüşe göre ise bu caizdir.
Bu anlattıklarımın üzerine şu da eklenmelidir ki bir kadının hukuk ilminin inceliklerini öğrenmesi ile hukuk'u icra edecek kişi olması arasında büyük farklar vardır.
Allah her şeyin doğrusunu bilendir.
Salah'ın Trabzon'da çıktığı yaylada oturduğu taşın başına gelenler:
▬ Nevzat Aydın taşın üzerinde oturarak kuymak yedi.
▬ Bir şahıs, taşa sprey boyayla Salah yazdı.
▬ Bazı taraftarlar taşı öptü ve kokladı.
▬ Ta��ın yanına 'Salah Yaylası' tabelası asıldı.
▬ Yoğun ilgi nedeniyle taşın yanına bank konuldu.
▬ Taşı görmek ve fotoğraf çekinmek isteyenler yaylada uzun kuyruklar oluşturdu.