CAMİAMIZA HİTABEN AÇIKLAMAMIZDIR
GAYEMİZ: İBDA camiası içerisindeki bütün cephelerin gelişmelerini, faaliyetlerini, açıklamalarını ve önem arz eden gündemlerini tek bir çatı altında toplamak; bütün bu gelişmeleri camianın tamamının tek bir yerden, düzenli ve bütünlüklü biçimde takip edebilmesini sağlamak.
İBDA Objektif'in ortaya çıkış sebebi tam olarak budur!
Diliyoruz ki;
Camiamızın farklı cephelerinde meydana gelen gelişmeler dağınık mecralarda kalmasın.
Bir cephede ne olduğunu öğrenmek isteyen başka bir yerde, diğer cephede ne olduğunu öğrenmek isteyen başka bir yerde aramak zorunda kalmasın.
Bütün cephelerin faaliyetleri, önemli gelişmeleri ve açıklamaları tek bir sayfa üzerinden takip edilebilsin.
GAYEMİZ YALNIZCA BUNDAN İBARETTİR.
Bunun altını özellikle ve tekrar tekrar çiziyoruz:
İBDA - Objektif BİR PROPOGANDA SAYFASI DEĞİLDİR!
Bir gazetecilik ve medya sayfasıdır.
Hatta yapılan işin mahiyeti düşünüldüğünde, ortaya koyduğumuz gazetecilik faaliyetinin çok ileri düzeyde bir araştırmacı gazetecilik olduğunu da iddia etmiyoruz. Çoğu zaman yaptığımız şey, cephelerin ve camia içerisindeki aktörlerin kendi mecralarında yayımladıkları içerikleri takip etmek, bunları derlemek ve kamuoyuna aktarmaktır. Başka bir ifadeyle, "kopyala-yapıştır" haberciliği yapıyoruz.
Hal böyleyken, bir cephenin kamuya açık paylaşımını kendi sayfamızda aktarmamızın nasıl olup da o cephenin propagandasına dönüştürülebildiğini anlamakta güçlük çekiyoruz.
Şimdi sizi empatiye davet ediyoruz:
A cephesinin faaliyetlerini paylaşırken A cephesi mensupları bize özelden teşekkürler, övgüler yağdırırken ertesi gün B cephesinin faaliyetini paylaştığımızda A cephesi mensupları bize özelden tehditler ve küfürlerler sarf ediyorlar.
Açıkça ifade ediyoruz:
Özelden edilen küfürler, hakaretler ve tehditler sayfamızı değil, bunları gerçekleştirenlerin mensubu oldukları cepheyi küçük düşürür.
Çünkü bir insan yalnızca kendisini temsil etmez. Özellikle bir teşkilatın veya cephenin mensubu olarak hareket ettiğini açıkça ortaya koyduğu anda, ortaya koyduğu tavır kendi şahsiyetinin yanında mensubu bulunduğu yapıya dair de bir fikir verir.
Dolayısıyla dışarıdan bakıldığında fikir, aksiyon ve teşkilat iddiası taşıyan insanların; ortaya bir fikir dahi koymadan yalnızca küfür, hakaret ve tehdit üzerinden cevap vermesi, en başta kendi cephesinin ve kendi mensubiyetinin aleyhine bir görüntü meydana getirir.
İBDA Hareketinin kümülatif kültürü bize gösteriyor ki bu hareket; geçmişten bugüne cephe faaliyetleri üzerinden yürümüş, farklı cephelerin kendi imkânları ve anlayışları doğrultusunda faaliyet göstermesiyle canlılığını muhafaza etmiş bir harekettir.
Harekâtın kültür birikiminden doğan yazılı olmayan bir kural vardır ki: Herhangi bir İBDA mensubunun kendi cephesini oluşturması ve kendi imkânlarıyla faaliyet ortaya koyması onun dokunulmaz hakkıdır.
İBDA Hareketi hiç kimsenin şahsî mülkü değildir.
"İBDA" isminin telif hakkı hiç kimsede değildir.
Hiçbir şahıs veya hiçbir cephe, İBDA'nın bütününü kendi uhdesinde bulunan bir mülk gibi görerek başka bir İBDA mensubunun cephe faaliyetini veya yayın faaliyetini kendisine karşı bir saldırı olarak değerlendiremez.
Harekatımızda ve kültürümüzde; cephe açma hakkının herhangi bir şahıs veya grup tarafından gasp edilemeyecek kadar meşru bir zemini vardır.
ELBETTE ORTADA GERÇEK BİR İHLAL OLSAYDI DURUM FARKLI OLURDU:
Bir cephenin sözlerini çarpıtsak, açıklamalarını bağlamından koparsak, söylemediği bir sözü ona mal etsek, iftira atsak, hakaret etsek veya bilinçli şekilde itibarını zedelemeye yönelik yayın yapsak; o zaman ortaya konulacak itirazın fikrî ve ahlâkî bir zemini bulunabilirdi.
Fakat ortada bunların hiçbiri yoktur.
Yaptığımız şey, kamuya açık gelişmeleri objektif biçimde paylaşmaktır.
Üstelik objektiflik prensibimizi öylesine tavizsiz uyguluyoruz ki; Kendi sayfamıza yönelik eleştirileri (hakaret içermesine rağmen) kendi sayfamızda yayımladık.
Bize özelden küfür ve hakaret edenlere sürekli söylediğimiz gibi:
Sayfamıza yönelik gerçekten fikrî bir eleştiri yazın; biz de o yazıyı kendi sayfamızda yayımlayalım.
Kendi sayfamızı eleştiren bir yazının kendi sayfamızda yayımlanmasını, objektiflik prensibimizin en açık göstergelerinden biri olarak kabul ediyoruz.
Küfür, fikir değildir.
Hakaret, tenkit değildir.
Tehdit, cevap değildir.
Bunların hiçbiri bir fikrî mücadele biçimi değildir.
İBDA gibi fikir iddiasını merkeze alan bir hareketin mensuplarına yakışan tavır da zaten bu olmamalıdır.
Halkımız, İBDA mensuplarını dışarıdan fikir sahibi insanlar ve fikirleri uğruna mücadele eden şahsiyetler olarak görürken; bir mesele karşısında fikrî cevap üretmek yerine küfür ve hakaretle karşılık verilmesi; yalnızca ilgili şahsın değil, bütün camianın dışarıdan algısını olumsuz etkiler.
Yıllardır camia içi bazı çevrelerde alışkanlık hâline gelmiş olan bu küfür ve hakaret dilinin artık terk edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Burada özellikle bir yanlış anlaşılmanın daha önüne geçmek istiyoruz:
Bir cephenin paylaşımını yapmak, o cephenin propagandasını yapmak değildir.
Bir cephenin faaliyetini paylaşmak başka, o cephenin ideolojik çizgisini savunmak başkadır.
Bir cephenin açıklamasını aktarmak başka, o açıklamayı kendi görüşümüz olarak benimsemek başkadır.
Gazeteciliğin mantığı zaten budur: Haber ile kanaati birbirine karıştırmamak.
Sayfamızın yayın çizgisi takip edildiğinde herhangi bir cephenin propaganda sayfası olmadığımız açıkça görülebilir.
Çünkü bizim gayemiz: Camianın bütününü tek bir çatı altında takip edilebilir kılmaktır.
Bundan başka bir anlam çıkarmaya çalışmak, sayfanın söylemediği bir maksadı sayfaya yüklemek ve ardından o varsayılan maksada karşı düşmanlık geliştirmek, sağlıklı bir değerlendirme değildir.
Sayfa ne söylüyorsa onunla değerlendirilmelidir.
Kimsenin sayfayı kendi kafasındaki bir tevile göre yeniden anlamlandırıp, o tevil üzerinden sayfaya düşmanlık beslemesine gerek yoktur.
İBDA Objektif bütün cephelere karşı eşit mesafededir.
Bir cephenin faaliyetini yayımladığımızda teşekkür edip, başka bir cephenin faaliyetini yayımladığımızda tehdit ve hakaret etmek; objektifliğe karşı bir itiraz değil, objektifliğin sonucuna tahammülsüzlüktür.
Bunun da gazetecilik açısından savunulabilir bir tarafı yoktur.
Buradan özel mesaj yoluyla küfür, hakaret ve tehdit yöneltenlere de açık bir çağrımız var:
Eforunuzu yanlış yerde tüketmeyin.
Bir medya sayfasına saldırmakla, birbirinize hakaret etmekle, başka bir cephenin paylaşılmasına tahammülsüzlük göstermekle ne cephe güçlenir ne teşkilat güçlenir ne de fikir gelişir.
Oysa harcanabilecek çok daha kıymetli bir enerji vardır.
İslâm ihtilâl ve inkılâbı davasına, kendi cephenizdeki teşkilatlara, teşkilatın teorik ve pratik ideolojik gelişim özüne, fikrî birikime ve gerçek faaliyete harcanması gereken bir enerji.
Onca küfür ve tehditten sonra camia içine küçük bir eleştiri hakkımızın doğduğuna inanarak belirtiyoruz ki: Enerjisini böyle magazinsel, gündelik ve basit mevzulara (mesela kopyala yapıştır haber yapan bir sayfaya bile saldırarak) harcayanlar, harekatın terakkiyatını kamçılayan sizlersiniz.
Tamamen objektif bir yayın yapan, herhangi bir cephenin propaganda sayfası olmayan ve yalnızca kamuya açık içerikleri derleyerek kopyala-yapıştır haberciliği yapan bir sayfayla uğraşmak için harcanan enerji, aslında enerjinin ne kadar yanlış bir istikamete yöneltildiğini göstermektedir.
Hiçbir cepheyi kendimize düşman veya dost ilan ederek yayın yapmıyoruz.
Bizim tavizsiz ölçümüz tektir: objektiflik.
Kendi sayfamıza yönelik eleştiriyi dahi yayımlamaktan çekinmiyorsak, bunun sebebi herhangi bir cepheye kendimizi ispatlama ihtiyacı değil; objektiflik prensibini gerçekten bir yayın ilkesi olarak kabul etmemizdir.
Lütfen hiç kimse objektif gazetecilik faaliyetini kendi cephesine karşı yürütülmüş bir düşmanlık olarak yorumlamasın.
Biz bütün cephelerin gelişmelerini aktarmak için buradayız.
Bütün cepheleri takip edilebilir kılmak için buradayız.
Propaganda yapmak için değil, haber aktarmak için buradayız.
Hakaretleşmek için değil, fikirlerin görünür olmasına zemin hazırlamak için buradayız.
Ve dağınık gündem yerine, camianın bütün gelişmelerinin tek bir merkezden takip edilebildiği bir medya anlayışına sahibiz.
İBDA-Objektif'in faaliyetleri bundan ibarettir.
Bunun dışında sayfaya yüklenen her türlü anlam, sayfanın kendi yayın çizgisinin değil, onu yükleyen kişinin yorumudur.
Bütün cepheler tek çatıda.
Tek takip noktası.
Objektif yayın.
-İBDA OBJEKTİF
🔴 Necip Fazıl’ın ‘Amerikancılığı’
“Sol Kemalizm’in davarlığına dayanan ucuz bir yafta. ‘Onunmuş gibi dur ama onun olma’ anlamına gelen ‘ABD’ye karşı nazlı sevgili gibi ol’ lafını ‘ABD’nin kucağına otur’ diye anlarlar.”
✍️ Reha Kansu (@proentelekt)
📑 Yazının tamamına erişmek için: https://t.co/VhDVwmaQIM
🔴 Fatma Parmaksız, Furkan Hareketi’nin Salih Mirzabeyoğlu için yayımladığı taziye mesajını paylaşarak Furkan Hareketi ve Alparslan Kuytul hakkında değerlendirmelerde bulundu.
🗣️ Fatma Parmaksız: Furkan Hareketi ve Alparslan Kuytul'un
fikirleri, söylemleri, din anlayışı, siyasi muhalefeti... Ya da henüz ispatlanmamış, olan ya da olmayan "suç" veya "suçları" bir yana... Bu mesaj bir değerdir.
Hukuk layıkıyla işlerse her şey ve herkes layığını bulur. İnşaallah...
Tutuklanmasının ertesi günü (bugün) sınır dışı edilen Vaha İbrahimov açıklamalarda bulundu:
"Seyahatim gerçekleşmedi. 21'inin sabahında İstanbul'a ilk uçakla gittim. Ama vardığımda yerel yetkililer benim için çoktan oradaydılar.
Kendi topraklarında hiçbir eylem yapılmamasını çok kibar bir şekilde rica ettiler ve sosyal medyadaki hararetli tartışmaların ve Çeçen heyetinin ziyaretinin farkında olduklarını belirttiler. Bu nedenle ülkeye girişime izin vermeyeceklerini söylediler. Bir sınır dışı edilme raporu hazırlandı.
Dün bütün gün sınır dışı edilme nezaretinde kaldım, bu yüzden durum hakkında haber yapamadım. Sadece bugün, birkaç saat önce geri döndüm."
🔴 Adımlar Platformu Üyesi Adnan Demir:
Amerika ve İsrail ile ilişkilerin sürebilmesi için, "Amerikancı" olduğunu gizleme gereği görmeyen içimizdeki Amerikancıları dost edinen bir tayfa, bu gerçeği gizlemek için Rusya düşmanlığı pelerini giymişler ve bunu İslamî mücadele tarihinin emeğinin arkasına gizlenip yapıyorlar.
🔴 5. Devre’den dikkat çeken sessizlik
Sosyal medya platformlarında düzenli ve verimli paylaşımlarıyla öne çıkan 5. Devre, bir süredir tüm platformlarda sessizliğini koruyor.
Uzun süredir devam eden bu sessizlik, camia içerisinde merak konusu oldu.
🔴 ADIMLAR ALMANYA: RUSYA GÖNLÜMÜZÜ ALMIŞ OLDU.
🗣️ Adımlar Almanya Cephesi Yazarı Nihan Öztürk:
"...Mevzu yamyamca sömürü, istilâ, işgâl, emperyalizm ise işin içinde en başta Amerika, İngiltere, sonra Belçika, İtalya, Hollanda derken en son Almanya da var.
Rusya’nın da var çok acımasız tarihî mevzuları. Ama altın için olduğuna hiç rastlamış değilim. Şahsî güçlerin, sarayın merakı vardır o ayrı. Rusya daha değişik kafaydı ve hâlâ öyle. Ama Rusya’da, dandik ve sapık Batı’ya karşı aslana dönüşmesiyle gönlümüzü almış oldu."
Yazının tamamını okumak için:
https://t.co/hd0p8BfQ2Q
🗣️ Mehmet Fırat:
Bu fotoğraftaki beş kişinin (Alpaslan Kuytul, Fetullah Gülen, Cübbeli Ahmet, Adnan Oktar, Alihan Kuriş) ortak özelliği nedir?
Sürekli Peygamber Efendimiz adına rüyalar uydurarak Mehdi pozu kesmeleri
Sürekli para-pul işlerinde adlarının anılması
Sürekli dış servislerle içli-dışlı olmaları
🔵 Akademya Dergisi:
Alparslan Kuytul için İrancı denip operasyon yapılıyor da Doğu Perinçek ve Aydınlıkçılar için niçin Çinci diye operasyon yapılmıyor? Nereleri yerli-millî-ulusalcı? Yahut diğer CHP kafalılar için Rusçu, İsrailci, Amerikancı, İngilizci vs diye? Tabiî, Müslümanlar şamar oğlanı.
🗣️ Letta Kurucu Lideri Ali Kılıç:
Şunları söyleyip uzun bir müddet için -en azından bu mecrada- sessizliğe geçiyorum.
Önümüzdeki 1-1.5 sene çok yoğun ve hareketli geçecek; sonrasındaki birkaç sene ile beraber Anadolu'da SON sunî nizamî sekans, Allahualem.
Akabinde gong'a dair yaşanacaklarla beraber müthiş bir ÇOK YÖNLÜ "altüst oluş" süreci öngörüyorum, Allahualem.
Mevcudu normalleştiren, bugünün şartlarını ebedî zanneden -söylemese de "hali ile" bunu gösteren- herkes büyük hayal kırıklıkları ve çeşitli şoklar yaşayacaklar, ALLAHUALEM.
Daha sonrası mı,
"... Bir hatırlatma yaptık, PARA mecazıyla… Allah’tan lütfedeceği mucizeyi beklerken, duayı icrada arama şuuru bâki, hep hazır duralım yeni “Hazırol”lara..."
🗣️ Büyük Doğu Akıncıları Derneği Üyesi Ahmet Ali Reis:
Alparslan Kuytul'dan ve Süleymancılardan nefret ediyorum ve bunlarla herhangi bir bağlantımız veya ilişkimiz yok. Ancak Müslümanların son gelişmeler karşısındaki tepkileri rezalet. Kişilere veya kurumlara duyduğunuz nefret sizi adaletsizliğe götürüyor!
Bu Kemalist rejim, bu yapılara neden operasyon çekiyor? Akidesi bozuk olduğu için mi? Gaflet içinde oldukları için mi? Hayır! Tamamen kendi çıkarını düşünerek bunu yapıyor. Peki, gözümüzde meşruiyeti olmayan Furkancıları veya Süleymancıları alan bu rejimin meşruiyeti ne?
Bu rejimde iman yok, adalet yok, eğitim yok... Neyi referans alarak operasyonlara girişiyor. Yarın öbür gün sağlam Müslümanları alıp medya ile karalama yaptığı zaman ne yapacaksınız? Yine destek mi olacaksınız? Müslümanlar kendine gelmeli ve kimin peşinden gittiğini sorgulamalı!
Devlet eğer İslam devleti ise bizim için devlettir ve meşruiyeti vardır. "Osmanlı'nın günahı, Türkiye'nin sevabından hayırlıdır!" çünkü Osmanlı karar alırken İslamı referans aldı (yanlış karar almış olabilir, içtihad hatası olabilir... bu önemsiz) Türkiye dini tanımıyor!
🗣️ Akademya Dergisi:
Reis "süreç yönetip" zaman kazanmaya ve askerî, siyasî, iktisadî hazırlıkları tamamlamadan yumruğunu indirmemeye çalışıyor ama KADER'in acelesi var görünüyor, Reis'i içerde-dışarda BÜYÜK DOĞU'yu kurmaya zorluyor. Allah yâr ve yardımcımız olsun.
İbn Sina ve Kant'a Dair
Tayfun hocanın çalışmasını okuyorum. Metinde İbn Sina'nın varlığı şartsız biçimde ele almasından dolayı Kant'ın epistemik eleştirilerinden etkilenmeyeceğini belirtiyor. Kitabın bu konuda tespit edebildiğim haliyle iki önermesi var:
1. Mutlak varlık manası herhangi bir kayıt içermeden tüm varlıkları kuşatır, bu yönüyle Eflatuncu ya da Aristocu metafiziklerden ayrışır.
2. Mutlak varlık manasının zorunlu lazımları, mutlak varlık herhangi bir kayıt içermediği için, tüm varlıklar (zihni, harici vb.) için de geçerli olmalıdır.
Kant'ın itirazlarının 1. önermeye yönelik olmadığını, burada bir uyuşmazlık bulunmadığını, ancak 1. önermeden 2. önermeye geçişin Kant'ın transendental eleştirisine konu olduğunu düşünüyorum. Nitekim Kant'ın itirazı mutlak varlık manasının kayıt içerip içermemesine yönelik değil, varlığa ilişkin düşünmek zorunda olduğumuz biçimin varlığın kendinde yapısını gerektirmemesi üzerine.
Daha anlaşılır ifade etmek gerekirse: "Zihnimizde kullandığımız en genel kavramların gerçekliğin kendisi hakkında geçerli olduğunu nereden biliyoruz?"
Mutlak varlık manasından türetilecek bir kavram üzerinden bahsi sonlandırmak istiyorum. Mutlak varlık manasının lazımı olarak nedenselliği çıkarsadığımızda, tüm var olanların kendinde nedenselliğin bulunduğunu da göstermiş olur muyuz, yoksa nedensellik olmadan zihnimizin nesneyi kuramadığını, bir diğer deyişle nedenselliğin zihnimizin nesneyi kurmasını mümkün kılan a priori bir şartı olduğunu mu göstermiş oluyoruz?
Çeçen Cihadına İhanet Eden Emperyalizmin Köpeklerinin Adı Vatanımızda Yaşatılamaz!
Çeçenistan’da Rus işgaline karşı can veren izzetli şehitlerin davası karşısında, katil ve kukla Kadirov’un adını parklarımızda yaşatmak kabul edilemez!
Keçiören’deki bu utanç lekesinin derhal önüne geçilmeli, Müslüman Türk milletinin vicdanını yaralayan bu adıma son verilmelidir. Şehitlerimizin mirasına sahip çıkıyor, bu kirli ismin kaldırılmasını talep ediyoruz!
#KeçiörenKadirovParkınaHayır