şehirlere, insanlara, hayatlara değip geçmekten yoruldum. nasıl olsa gideceğim diye toprağa tutunamamaktan.. ben artık tamam burası benim yerim hissini tadabilmek istiyorum. köşelerde uyuyakalmak değil bana ait olan bir yaşamı çerçeveme asmak istiyorum.
Birkaç yıl öncesine kadar fabrikada kadın çalışan bulundurmayan, attığım mailler yerine değişen ojemin rengini takip eden, kıyafetim ve görünüşüm üzerine yapılan yorumlara ve mobbinglere göz yuman çalıştığım şirket de 8 Mart Kadınlar Gününü kutlamış.
kadın adayların cvsini okumadan kıyafetine göre ilk aşamada eleyen, hamile diye işten çıkaran, mülakatta “evli misin, sevgilin var mı?” sorularını hadsizce yönelten, kadın çalışanlara erkeklerden daha az maaş teklif eden firmaların kadınlar günü paylaşımlarını izleme günü geldi
Ne zaman incinsem değişmeye ve soğukkanlı olmaya karar veriyorum. Ama kırgınlığım geçince yine eski konuşan, herkese inanan, cana yakın ve neşeli halime dönüyorum. Bu da kendime yaptığım en büyük kötülük
Çünkü kadınlar yaş ilerledikçe bir erkeğe çok da ihtiyaçları olmadıklarını iyi anlıyorlar.
Ayrıca kendi ayakları üzerinde duran bir kadını ikna ve manipüle etmek de biraz zor tabi sizler için
Kadınlar 30'u geçip hâlâ evlenmediyse hafif tırlatıp gym, koşu, pilates, yoga, zumba, rumba ne kadar sik sok iş varsa ikisiyle üçüyle birden uğraşıyorlar gibi bir tespitim var.
Erkek tabiatını bilemem ama kadın tabiatında kesinlikle 30'a kadar aile kurmak var.
İnsan bazen bırakır. Anlaşılmadığını günlerce fark ettiği yerde hiç durmak istemez; savaştığı şeyin hiç görülmediğini hissettiğinde geri çekilir. Zarifoğlu’nun dediği gibi: “Gelecektim ama daha kötü bir hatıram olsun istemedim.”