Ülkede aşırı muhafazakar 15 kişi festival engelletti. Biz ise hala sansürde boguluyoruz. Şu adamlar kadar örgütlenip cevap bile veremiyoruz. Herkes kendi ekranından bağırıyor. Bu da bize dert olsun.
Madencilerin tutsak avukatı Selçuk Kozağaçlı;
''Bu dosyaya eli değmiş 79 tane yargıç ve savcının isim ve sicil numaralarından bir listem var, bu 79 kişinin isim soy isim ve sicillerini sağ olduğum sürece takip edeceğim.
Babalarımız, annelerimiz, sevdiğimiz insanlar öldü. Siz bizi haksız yere hapiste tutarken çocuklarımızdan ayrı kaldık, sevdiklerimizden ayrı kaldık.
Bizi kapattınız ve sizinle helalleşmeyeceğiz, asla helalleşmeyeceğimizi bilin!''
Polis lojmanlarında polis sevgilisi tarafından vuruldu, arkadaşları polisin elini kolonya ile yıkadılar, olayı örtbas ettiler. İntihar dendi. Yeşimin elinde barut izi bile yoktu
Hazar Ergüçlü içinden geldiği maden işçiliği evrenini anlatmış. Samimice.
Yaşar ne Yaşar ne yaşamaz.. bu evrenin hakikati!
Her türlü zorlukla mücadele ederek onurlu bir yaşam bütün dertleri!
Bu dert değiştirecek zorba düzeni!
Yaşar için kavgayı seçin!
Daha önce de göçük altında kalmış, emekli olmuş ama işe devam ediyor, aklına çocukları geliyor, maaşını düzenli alamıyor.
Ülke tarihi adına, milli utancın videosu olabilir.
Bu adamların hakkını helal etmediği bir düzende kim başarılı addedilebilir?
İoanna Kuçuradi’nin adını ilk duyduğumda, 25 yıl önceydi.
2015’te biyografisini yazmak istedim.
Kabul etmedi.
Daha zamanı vardı.
Geçen yıl “Tamam yapalım” dedi ve başladık.
Biyografiyi 90 yaşına kadar “tamamlamayı” istedim.
Planı gösterince
“90’a kadar yaşayacağımı nereden biliyorsun?” dedi.
İki gün vardı 90. yaşına.
Giremedi.
Günlerce, saatlerce, defalarca…
Akla gelen her şeyi konuştuk.
Çok özel sorularda
Beni “fazla meraklı” buldu ama kırmadı.
Yazmamak kaydıyla, cevapladı.
Kitap taslağı tamamdı.
Dört profesör dostu/öğrencisi “Okusun” istedi
Okuyorlardı.
O da Zoe Karelli’nin “Kassandra” şiirinin çevirisini bitirmeye çalışıyordu kitap için.
Yıllarca bu şiiri çevirme konusunda kendini borçlu gördüğünü söylemişti.
Veda etmeden bu borcu ödemek,
sözünü tutmak istiyordu.
Bir gün önce hastane odasında, yanındaydım.
Aklında yine Kassandra vardı.
Kulağıma “Şiiri getir, bir de kalem” diye fısıldayınca…
“Artık Kassandra’yı çevirmeyi düşünmeyin” dedim.
“Benim borcum, ölmezsem, ben çevireceğim” dedi.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra şeftali istedi ve afiyetle yedi.
O hali, yanından ayrılırken,
bana huzur verdi.
İyi olacağına inandım.
Meğer o an son sahnemizmiş.
Şimdi çok eksiğiz:
“İnsan” için çok çabalayan “iyi insanı” kaybettik.
Artık onu izleri yaşatacak.
Her birini kendi çocuğu gibi sevdiği, onu hiç yalnız bırakmayan öğrencileri / dostları…
Ondan kalan izlerin, dünyamıza ışık tutması dileğiyle… #ioannakucuradi #sevgiyle #saygıyla
Soma'da İmbat Madencilik'e ait ocakta dün yaşanan iş cinayetinde katledilen madencileri binler uğurladı
Kerim Ören'in oğlu Yaşar Ören, babasının tabutunun başından ayrılmadı
📷Mahmut Serdar Alakuş/AA
https://t.co/Rha1Y8kG50
100 milyona ev satıp her gün “Maliyetler çok yüksek” diye ağlayan inşaatçıların aldığı önlem bu!!!!
Rüzgar esse insan öldürecek şekilde inşaat yapıp kazançlarını hak ettiklerini iddia edenler bu milletin tepesine binip eleştireni eleştiren mallar sayesinde zengin oldular!!!
Deniz Göktaş savunma yapıyor. Kahkahalarla dinliyoruz.
“Bütün arkadaşlarım bir gelecek görmedikleri için yurt dışına taşındılar ve ikinci sınıf vatandaş olarak oturum izni almayı kabul ettiler. Ben onları vazgeçirmeye çalışan kişiyim.
Hala ikna etmeye çalışacağım ama işim daha da zorlaştı. Ben beyin göçünü engellemeye çalıştıkça Türkiye bana engel oluyor.
(Havalimanında) Bütün polis memurları bana ‘Deniz, salak mısın neden döndün?” dediler. “Senin yerinde olsam bi dakika durmam”dediler. Harbiye’de gösteri yaptım şakalarıma güldüler diye sürgün olarak yaşamayı teklif ettiler bana. Kendi derdimi unuttum polislere üzüldüm.
Deniz Göktaş savunmasını yapıyor. Kılıçdaroğlu ile görüştürülmesine ilişkin şunu söyledi: "Adliye koridorunda beklerken aileme ve avukatlarıma üç kez Kılıçdaroğlu'nun geldiği görüşmek istediğini söylediler. Hepsinde de sert bir şekilde reddettim. En sonunda polis zoruyla görüştürdüler. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa ben de giderim' dedi."
Deniz Göktaş: “Sahneye çıkan biri yasaklanmamalı. Bu tüm vatandaşlar için endişe vericidir. Siyasiler bu eleştirilere göğüs germelidir. İddianamede Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğüyle ilgili kararlarından bahsedilmiş, buna göre benim sözlerim suç değil. Ben çocukken Levent Kırca ve Ferhan Şensoy izlerdim. Onlar beni izlese yumuşak bulurdu sözlerimi. Tutuklu yargılama gibi bir şey mümkün değildi. Levent Kırca televizyonda yapıp herkesin evine giriyordu. O yıllarda ifade özgürlüğünü koruyan yasalar değişmedi, ama şu an bir komedyen hapis yatıyor. Değişen şaka kaldıramayan, kırılgan siyasetçiler.”
Deniz Göktaş salona geldi konuşmasına bu cümlelerle başladı.
“Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda stand-up gösterimde bir komedyen olarak komedyen kimliğimle söylediğim dört cümle sebebiyle 88 gündür bir hücrede tutukluyum. Yani cümle başına 22 gündür yüksek güvenlikli bir ceza infaz kurumunda hücredeyim; cümle başına 22 gün, tabii bunlar şimdilik minimum rakamlar, artırılabilir. Tabii ki bir komedyen olarak bu cümlelerin etki gücünün böyle yüksek olduğunu sizin huzurunuzda görmek beni gururlandırıyor. Ama ülkenin vatandaşı olarak Türkiye'nin ifade özgürlüğü sicili açısından çok üzücü buluyorum.”#DenizGöktaşSerbestBırakılsın