Alman ekonomisi geçici bir krizle değil, derin bir yapısal sorunla karşı karşıya. 2019 sonundan bu yana ekonomik büyüme sıfır noktasına gelirken, işsiz sayısı ise 3 milyonu aşmış, iflaslar rekor seviyeye ulaşmış ve nüfusun yaşlanması ile bürokrasi ekonomiyi baskılamaya başlamış durumda. Avrupa ekonomisinin de motoru olan Almanya, artık ayrıca Avrupa ekonomisini sürükleyici gücü rolünü de üstlenememekte.
Son 30 yılda Almanya; Berlin Duvarı'nın yıkılışı, Çin'in dünya ekonomisine entegrasyonu ve serbest ticaret gibi unsurlarla küreselleşmenin en büyük kazananlarından biriydi. Ancak günümüzde küresel ticaret kuralları artık Washington ve Pekin tarafından yazılıyor. Ve Merkel'den sonra artık Almanya'nın Brüksel'deki gücü de zayıflıyor.
Bu dönemde Çin, devlet destekli üretim ve aşırı kapasite sayesinde sadece Almanya'nın daha önce dominant olduğu sektörlerde pazar paylarını kapmakla kalmıyor, ayrıca birçok gelecek sektöründe fiyatları ve standartları belirler hale gelmiş durumda. Bir taraftan sübvanse edilen ucuz Çin ürünleri, serbest piyasa koşullarında Avrupalı üreticiler için adil olmayan bir rekabet baskısı oluştururken, diğer tarafta gelecek sektörlerin Ar-Ge'si şimdiden Çin hakimiyetine geçmiş durumda.
Serbest ticaret yerini stratejik rekabete, korumacılığa ve devlet odaklı sanayi politikalarına bırakmış durumda. ABD askeri gücünü ekonomik çıkarları için kullanırken, Çin serbest ticareti savunuyor gibi görünse de piyasayı ucuz mallarla dolduruyor. Türkiye'nin 2025'te Çin'e dış ticaret açığı 46 milyar doları aşarken bunun Türkiye GSYIH içindeki payı yaklaşık %4. Almanya'nın da Çin'den ithalatı 2025'te 170 milyar Euroya ve GSYIH'nin %3.8'ine ulaşırken, Almanya'nın Çin'e karşı dış ticaret açığı 90 milyar Euroya yani GSYIH'nin %2'sine ulaşmış durumda (Grafik).
Mesela Alman ekonomisinin belkemiği olan otomotiv sektörü, küresel talep düşüşü, Almanya'daki yüksek enerji, personel ve mevzuat maliyetleri yüzünden zorlanıyor. Ayrıca "Dizel Skandalı" (Volkswagen'e maliyeti 33 milyar Euroyu buldu), elektrikli araçlara geçişte geç kalınması ve yazılım odaklı araç teknolojisinin küçümsenmesi gibi yönetim hataları sektöre ağır darbe vurdu. Bu durum istihdam kayıplarına ve dolayısıyla sosyal güvenlik sistemlerinin finansman temeline de zarar veriyor.
Diğer taraftan ise Alman DAX endeksindeki büyük şirketleri küresel çapta önemli karlar elde etmeye devam ediyor. DAX şirketlerinin bu yıl 130 milyar Euro rekor kâr elde etmesi bekleniyor. Ancak bu karlar Almanya içinde değil, yurt dışında üretiliyor.
Buradaki temel sorun, küreselleşmenin bitmemiş olmasına rağmen Almanya'nın küresel üretim modelinin (Standort Deutschland) artık çökmüş olması. Bu da sanayisizleşmeyi getiriyor. Alman şirketler üretimlerini enerjinin ucuz, bürokrasinin az ve nitelikli iş gücünün bulunduğu ülkelere kaydırmaktalar. Almanya şirketlerin hukuki merkezi olarak kalırken, katma değer, üretim ve hatta Ar-Ge artık başka ülkelerde gerçekleşiyor. Ve burada da Çin yine öne çıkıyor.
Alman hükümeti çok geç de olsa bu krizin farkına vararak reform adımları atmaya başlasa da, asıl mesele sektörel çözümler ve Almanya'nın bir zamanlar domine ettiği eski sanayileri ne pahasına olursa olsun korumak olmamalı. Yapısal reformların amacı Joseph Schumpeter'in "yaratıcı yıkım" olarak adlandırdığı kavram doğrultusunda, yeni girişimlerin doğmasına ve şirketlerin yeniden Almanya'da yatırım yapmasına imkan sağlayacak koşulları yaratmak olmalı. Bunun için sadece yapısal reform yapmak da yetmiyor. Toplumun zihninde ve DNA'sında da birtakım formatların atılması gerekiyor. Yoksa buna yönelik bir ilerleme sağlanmadan yapılacak tüm reform çabaları da sonuç vermekte zorlanacaktır...
🏥♨️Besuch im Krankenhaus. Innen 33 Grad. Auf Gängen, in Zimmern Menschen, nahezu unbekleidet, oft apathisch wirkend.
Deutschland hat kein Geld für moderne Klimatechnik in Krankenhäusern, Altenheime, Schulen. Aber Millionen für ineffiziente Energiewende-Technik, das geht natürlich.
Şunun bilincinde olmamızı istiyorum: 150 yıllık kurumsal kazanımlar çöp oldu. Filmi başa sardılar. Mevcut durumun 1878 Türkiyesi'nden farkı yok. Direnenler tarihten ders almazsa bu topraklar tekrar anayasal düzene sittinsene geçemez.
Avrupa'da milyarderlerin %73'ü servetini miras almış.
Almanya'da sadece %25'i self-made.
Belçika'da %27.
İspanya'da %26.
İtalya'da %36.
Bir çocuğun gelir seviyesini en güçlü belirleyen faktör akşam rutini değil, doğduğu mahalle, ailesinin gelir dilimi ve erişebildiği eğitim kalitesi.
"Erken yat erken kalk" diyerek yapısal eşitsizliği bireysel disiplin sorununa çevirmeye gerek yok.
kemal sunal'ın filmine denk gelince hangi film olduğunu ancak diğer karakterleri gördüğümde anlayabiliyorum.. aynı tip, mimik, ses tonu, görüntü ve sıfır oyunculukla bin tane film çekmiş adam..
Döneri de sen mi kesicen?
Ya hadi Avrupa'nın az göçmen alan ülkelerini geçtim, Almanya'da yarın sadece Türkler 1 gün iş bıraksa, cumartesi günü Berlin'e Ruslar bayrağı diker.
Bu popülist aşırı sağ ve onlara oy veren cahil thrash gruptaki herkes cidden geri zekalı.
normal tibb elminin yazılmış qanunları, yazılmamış raconlarına ən hörmətli tibb mərkəzlərində də (əhəmiyyətli dərəcədə) məhəl qoyulmamasıdır. Pul ikinci dərəcəli məsələdir. Həkim onsuz da qazanır Azərbaycanda.
Həmişə demişəm, Türkiyənin ölmüş vəziyyəti belə Azərbaycana min basar. Adamlar ona görə Avropada alınmadığını görüb qayıda bilirlər. Ya bizlər? Azacıq nizam, elementar qanunçuluq meyilləri yaransa bizdə də qayıdanlar artar. Həkimlərin qayıtmağına əngəl olan ən birinci səbəb,
@Kaspia_Wagabond Şortik məsələsinə 2010lara qədər bu qədər aqressiv reaksiya yox idi məsələn. Geyinənlər də indikindən xeyli çox idi. 2008-ci il Azərbaycan orta məktəb sistemini kökündən dəyişdirən kurrikulum sistemi gətiriləndən sonra cəmiyyətdə total deqradasiya başladı.
İran Savaşı'ndan uzak kalabildiğimiz için bir kesim Atatürk'e bir kesim de Erdoğan'a teşekkür ediyor. Şüphesiz haklılık payları var ama teşekkürü en çok İsmet İnönü ve Adnan Menderes hak ediyor çünkü Türkiye'yi NATO'ya sokan onlar.
Almanya'nın temel sorunu verimsizlik, risk almaktan korkmak ve yeniliğe kapalı olmak. Risk almamak ve süregelmiş düzeni bozmamak adına her şeyi daha önceden olduğu gibi, yavaş ve mümkünse inisiyatif almadan ilerletme kültürü hayatın her alanına sinmiş halde. Siz Almanya'da insanları 7 gün 24 saat çalıştırsanız da bu ülkenin Çin ile aradaki farkı kapatması mümkün değil, çünkü mesele az çalışılması değil.
yurtdışında daha mutlu olacak 2 kesim var; burada hiçbir şeyi olmayanlar ve halihazırda zengin olanlar.. öyle veya böyle burada bir düzen oturtmuş kişiler için sıfırdan hayat kurmaya değecek bir getirisi var mı yok mu tartışılır..