Geçtiğimiz yıl @halukhepkon ile Cumhuriyet’i konuşmuştuk, bu sefer @baristerkoglu komünizm ve TKP hakkında akla geleni (ve gelmeyeni) sordu ben de ne sorduysa yanıtlamaya çalıştım. Teşekkürler @krmzkedikitap
Korkunç. Solunum cihazına bağlı tüm Kübalı hastalar hastanelerde ölüyor. Bir hastanede herkes ölmüş. Amerika gelen tankerleri ve diğer enerji kaynaklarını ülkeye sokmayarak bu insanları katletti.
Utanmadan "sosyalizmin yenilgisi" demeye devam edecekler bir de. ABD, Küba'ya oranla 90 kat büyük topraklara, 30 kat büyük nüfusa, 250 kat büyük askeri harcamaya sahip. Böyle kabadayı bir devlet tepenize çöktüğünde, dünyadaki hiçbir devlet, hiçbir silah, hiçbir güç, buna gıkını çıkarmadığında, yıkılan aslında sosyalist ideoloji değil, dünyanın onurudur.
Mustafa Kemal’e Saygıyla
Ne kadar çok şey sığdı bu uzun karşı devrime…
Köhnemiş ve utanç kaynağı olan saltanatı neredeyse yeniden diriltecekler, o kadar cüretliler.
Şeyhülislam özentisi Diyanet başkanları, tarikat ve cemaatleri; halkın, en önemlisi de, kadınların ve çocukların hayatlarının üzerine koyu bir karanlık gibi çökmüş durumda. Laikliğin izi bile kalmadı ülkemizde.
“Bağımsızlık benim karakterimdir” sözünün ilke edinildiği, işgale karşı ayağa kalkılarak kurulan ülkemizin dört bir yanında, bugün ABD ve NATO üsleri bulunuyor. Meclis’te grubu bulunan ve programında Amerikancılık olmayan tek bir parti yok.
Sahi, bir de Meclis vardı, değil mi?
Saray’ın iradesine karşı hâkimiyetin millette olduğunun simgesi olması gereken Meclis; erken emekliliğin, siyasi riyakârlığın, rantın ve ilkesizliğin merkezi hâline geldi.
Peki, nasıl geldik bugünlere?
Bugün 10 Kasım…
Ve tam da bugün bu soruyu sormak, bu sorunun yanıtını aramak zorundayız.
Ülkemizin tarihinde halkımız adına ileri olan birçok değer; kurtuluş, bağımsızlık, Cumhuriyet, laiklik, Meclis ve daha nicesi… Bütün bunlarda Mustafa Kemal’in iradesinin büyük payı var.
Ve bugün, ölümünün üzerinden geçen 87 yılın ardından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun okullarda anılmasından dahi rahatsız olan, bu nedenle okul tatilini öne çeken bir düzende yaşıyoruz. Farkındayız, değil mi?
Tekrar soralım: Nasıl geldik bugünlere?
Cumhuriyet’in, laikliğin, bağımsızlığın baş düşmanı olan patronların iktidarı, 1923’ten bu yana ilerici olan ne varsa hepsinin içini tek tek boşalttı.
Geriye, Cumhuriyet fikrine dahi düşman, acımasız bir tarikat ve patron düzeni kaldı.
Bugün, tam da bu düşmanlık nedeniyle çocuklar okulda değil. Bunu bilmek ve anlamak zorundayız.
Ve aradan geçen 87 yılın ardından, bir borcumuz olduğunu da yüksek sesle söylemek durumundayız.
Ortaklaşa ödememiz gereken bir borç bu.
En başta emekçi halkımıza, bugün Mustafa Kemal Atatürk’e saygılarını sunmasınlar diye okuldan uzaklaştırılan çocuklara, gençlere ve kadınlara olan bir borç...
Borcumuz var bu ülkeyi köhnemiş saltanat ve hilafetten, düşman işgalinden kurtaranlara; bağımsızlık için eline silah alan yoksul Anadolu köylüsüne; kurtuluş için can veren komünistlere; düşmana karşı elde silah, dağa çıkan çetecilere ve halkımıza kurtuluş yolunda önderlik edenlere.
Bu borcu ödemek için Cumhuriyet’i sosyalizmle ayağa kaldırmaktan başka bir çıkışımız yok.
Bunu anlamak zorundayız.
Hâlâ anlamamakta ısrar edenler varsa, bugün açıp Mustafa Kemal videolarını izlesin; tüm televizyon kanallarına ve gazetelere reklam veren patronların hazırlattığı o videoları... Sonra da bu videoların sahibi olan holdinglerin ve düzen siyasetçilerinin listesini çıkarsınlar.
Cumhuriyet’in gerçek düşmanlarını görecekler o listede.
Bizim düşmanımız, halkımızın düşmanı o listededir.
Hepsiyle hesaplaşmak ve ayağa kalkmak zorundayız, bir kez daha!
87 yılın ardından, bu bilinçle, Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyoruz.
Cumhuriyet düşmanlığına, Osmanlı hülyalarına geçit yok!
Emeğin cumhuriyetini birlikte kuracağız!
Bağımsız, laik bir ülke ve insanca yaşayacağımız onurlu bir gelecek için Cumhuriyet'in 102. yılında omuz omuza yürümeye davet ediyoruz.
#29Ekim#CumhuriyetYürüyüşü
Bu onurlu duruşun 1200 güne yaklaşan fotoğrafı her önüme geldiğinde, aralarında olmadığıma hayıflanıyorsam da kendimi onurlu nöbette sayıyorum ve önlerinde saygıyla eğilme duygusuyla RT ediyorum
Siz de edin
Tarihe geçecek çok büyük bir saygıyı hak ediyorlar BÜ nün büyük hocaları
📣TKP'nin 105'inci yaş gününde İzmir'in dört bir yanındaki binlerce İzmirli ile buluştuk.
Ülkemizin geleceğinin sosyalizmden geçtiğini bir kez daha söyledik. Dostlarımızı aramıza katılmaya, umudu, mücadeleyi ve geleceği hep birlikte büyütmeye çağırdık.
Alanlarda buluşamadığımız dostlarımıza çağrımızdır:
Halkın aklı ve vicdanı olan partiye, TKP'ye katılın!
➡️https://t.co/p3G0KbMcb2
#TKP105Yaşında
Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite, son toplantısının ardından aşağıdaki siyasi değerlendirmeyi kamuoyuyla paylaşmaktadır.
Türkiye’nin Meseleleri Komisyona Havale Edilemez
TEHLİKE GİDEREK BÜYÜYOR
1. İktidarın ısrarla “Terörsüz Türkiye” başlığında ele aldığı, ancak sürecin muhatapları başta olmak üzere, herkesin farklı adlandırdığı “yeni çözüm süreci”nin iktidarın bütün unsurlarının uzlaştığı bir planlama ve hedef dahilinde yürümediği, bu anlamda bir devlet aklından söz edilemeyeceği ortaya çıkmıştır. Süreç, Suriye’de ve bütün bölgede yaşananlarla birlikte İngiltere, İsrail, ABD, Fransa gibi uluslararası güçlerin müdahale ve inisiyatiflerine açık bir biçimde gelişmektedir. PKK, DEM, İmralı, SDG/PYD açısından da bütünlüklü bir yaklaşım olmadığı görülmektedir.
2. İçerik ve doğrultusundan bağımsız olarak, sürekli olarak yeni çatışma dinamiklerinin belirginleştiği bir bölgede, Türkiye büyüklüğünde bir ülkeyi yöneten iradenin büyük laflarla ilan ettiği bir açılımdaki plansızlık ve kafa karışıklığı ülkemiz ve halkımız için büyük bir tehlikedir. Partimiz bu kafa karışıklığının en belirgin örneğinin “Suriye’nin toprak bütünlüğü” hedefi ile son 15 yıldır uygulanmakta olan Suriye politikaları arasındaki açık çelişki olduğunu yıllardır söylemektedir. Ancak bu kafa karışıklığı, Suriye’nin toprak bütünlüğünün herkesin Şara’nın liderliğini yaptığı cihatçı örgüte boyun eğerek sağlanabileceği iddiası ile bir çılgınlığa dönüşmüştür. Şara İsrail, İngiltere ve ABD’nin adamıdır. Neyle yıkansa, nasıl cilalansa bir suçlu olduğu gerçeği değişmediği gibi, bu suçlara yenileri eklenmektedir. İktidar Şara’ya kefil olmakta ve aslında “Bizim de adamımız” demektedir.
3. Açıkça söyleyelim: Suriye’de yaşayan kimse kendi geleceğini Şara’ya teslim etmez. Bugün Şam’ı ele geçirmiş HTŞ, ister Sünni ister Alevi ister Kürt ister Dürzi olsun, kimseye bir gelecek sunamaz. Ayrıca Şara ve örgütünün Suriye’yi yönetecek bir gücü bulunmamaktadır. İktidarın İsrail’in Suriye’ye yerleşmek için mazeret olarak kullandığı Şara’nın çeteleriyle birlikte Suriyelileri hizaya getirmeye dönük adımlar atması, son süreçle birlikte kimi çevrelerin Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini sorgulama arayışına yardımcı olmaktan başka bir şeye yaramaz. Hele hele son günlerde marifet gibi dillendirilmeye başlanan ABD’yle birlikte hareket ederek İsrail planlarını boşa çıkarmak gibi fantastik düşünceler halkımızı ateşe atmaktan başka bir anlam ifade etmez.
4. AKP yıllardır kendisinden önceki hükümetleri ve muhalefetteki CHP’yi korkak bir dış politika anlayışını savunmakla eleştirmektedir. TKP eski hükümetlerin ve CHP’nin dış politika çizgisini savunacak değildir. Ancak bugün “cesur” ve “interaktif” diye pazarlanan dış politika, başından beri karşısında durduğumuz içeriğinden bağımsız olarak tutarsızdır, yamalı bohça görüntüsü vermektedir. O kadar ki, İsrail ile Suriye’de bilek güreşine hazırlanan iktidar, artık yok olma eşiğine gelmiş Gazze’yi lafta dahi unutmuştur.
5. İç politikadan bağımsız, ayrı bir dış politika olamaz. AKP’nin dış politika tutarsızlıkları iç politika tercihlerinden kaynaklanmaktadır. Bu anlamda “çözüm süreci”nin iç politika hedefleri de belirsizdir. Ek olarak, yönetim krizi bu meselede de karşımıza çıkmakta ve daha da derinleşmektedir. Türkiye’de diğer konulardan ayrı, bağımsız bir “Kürt sorunu” ya da “terör sorunu” yoktur. Ülkemizi yok oluşun eşiğine getirip halkımızın yaşama arzusunu elinden alan kapitalist sömürü düzeninin, tarikatların egemenliğini ilan ettiği ve Cumhuriyet ile laikliğin sistematik saldırılarla karşılaştığı bir siyasal yapının ve emperyalist sistem içinde kanlı işbirlikleri ve kirli pazarlık ve rekabete dayalı bir uluslararası konumlanışın herhangi bir sorunu çözme şansı yoktur. Halkımız bu saydığımız temel meselelerden bir tanesini dahi kenara itmeyen bir program etrafında kenetlenmelidir. Piyasacı ama demokrat, laik ama NATO’cu, Amerikancı ama özgürlükçü olunmaz, olunamaz!
6. Bu nedenle, “Çözümden yana mısın değil misin”, “Barış istiyor musun istemiyor musun” sorularını reddediyoruz. Her sorunu çözmek istiyoruz, elbette barış istiyoruz. Ama önümüze çıkarılan NATO’cu çözümleri, Lozan’ı ve Cumhuriyet'i sorgulama niyetlerini, yeni-Osmanlı projesini, etnik kimlikler üzerine kurulu bir siyasal sistemi, ümmet fikrinin pazarlanmasını kabul etmeye niyetimiz yok. Her şeye itiraz etmiyoruz. Ülkemizi ve halkımızı felakete sürükleyen bir düzene, onun siyasetçilerine ve politikalarına itiraz ediyoruz.
7. Çözüm süreci ve bağlantılı olarak Yeni Anayasa ile ilgili komisyonların kuruluşu, başta iktidar olmak üzere tarafların konuya ilişkin ne dediği belli değilken iyice tuhaf hâle gelmektedir. TKP bu iktidarın anayasa yapma meşruluğunun olmadığını defalarca vurgulamıştır. Öte yandan, Türkiye’de bütün konuların halkın önünde tartışılmasını savunuyoruz. Ancak, “Gelin, tartışalım”la olmaz. Taraflar gizli kapılar ardında ya da yuvarlak veya çelişkili ifadelerle değil, açık bir biçimde önerilerini dile getirmeden hiçbir tartışma gerçek değildir. Bu bir tuzaktır. Bu anlamda komisyon tuzağına düşülmemelidir. Bütün partiler, ülkenin temel konularına ilişkin ve elbette “çözüm süreci”ne ilişkin düşüncelerini halkımıza anlatmalı, somut bir biçimde göstermelidir. “Bu konuları tartışmak lazım” halkı aldatmaktan başka bir anlam ifade etmez. Halktan kaçamazsınız. Geçtiğimiz ay Türkiye’nin önemli meselelerinden biri olan NATO’ya üyelik konusunda siyasi partilere basit sorular yönelttik. Yanıt olarak sadece sessizlik var. Çünkü halkın karşısına çıkıp, “Biz NATO’dan vazgeçemeyiz” diyemiyorlar. Tercihlerinden utanıyorlar. İktidarından muhalefetine, Türkiye’de düzen siyaseti ilkesiz, korkak, tutarsızdır. Bu yüzden her şeyi komisyona havale etmektedirler. TKP bu komisyon siyasetini mahkûm etmekte, ülkemizin geleceğini holdinglerin, tarikatların, NATO ve emperyalist ülkelerin çıkar ve insafına terk eden akılsızlığa karşı halkımızı tavır almaya çağırmaktadır.
26 Temmuz Ulusal İsyan Günü’nde, Küba halkının 72 yıl önce Fidel Castro önderliğinde yaktığı devrim ateşini ve bugün hâlâ aynı cesaret ve inançla sürdürülen mücadeleyi selamlıyoruz.
ABD’nin insanlık dışı ablukasının yarattığı ağır koşullara rağmen sağlık, bilim, spor gibi birçok alanda başarılara imza atan Küba halkı sosyalizmde kararlılığını sürdürüyor.
Türkiye Komünist Partisi, tüm anti-komünist karalama kampanyalarına karşı Küba gerçeklerini ve Küba halkının kararlılığını anlatmaya devam edecek, Küba Komünist Partisi ile olan enternasyonalist dayanışmasını sürdürecek, abluka kalkana dek mücadeleyi birlikte yükseltecektir.
Yaşasın Küba Devrimi!