Bir yerden gelip bir yerlere gitme halidir hayat. Nereden gelip nereye gittiğimizi bazen hiç bilemeyiz. Ama gittiğimiz yer geldiğimiz yerden daha iyi bir yerdir. Hep bunu düşünür bunu dileriz.
Freud'un bir anlatısına göre genç bir insanın hayatını mahveden üç şey vardır: duygusallık, farkındalık ve fazla düşünmek. yüksek bir bilinç düzeyi, en büyük cehennemdir. Bunu, anksiyete nöbetlerinin tam ortasında anlarsın.
Aslında başka şeyler hayal etmiştim tabi ama olsun, var mı öyle pat diye hayallere ulaşmak. Neler yaşadım ne insanlar tanıdım çoğunu unutmuş olsamda unutuşun bile bir cazibesi var bence. İnsan birazda zamanın içinde süzülmeli iyi ve kötü anıları birbirine karışıp silinip gitmeli.
Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer. Wayne Dyerin dediği gibi "İnsanı en çok acıtan şey hayal kırıklıkları değil yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutlukluklardır."
Bardağı hafif buğulu, kıyısına yarım limon dilimi takılmış, içinde bir tatlı kaşığı çıngıltılı buz kırığı, azıcık limon kabuğuyla, taze nane kokan, limonatayı içemezsin. Yerine maden suyu içersin.
Yaşamında hiç limonata içmemiş biri, limonatayı çok pahalı bir serinletici sanabilir. Oysa çok ucuz bir serinleticidir. Bir bardak suya bir çorba kaşığı toz şekeri döküp, iyice karıştırdıktan sonra, üstüne doğru dürüst sıkılıp çay süzgecinden geçirilmiş, yarım limon suyu eklersin
Yahut limon sıkacağını komşu almıştır. Zaten nane de yoktur. Çay süzgeci yıkanmamıştır. Görkemli uzun bardak bir gün önce kırılmıştı. Ama limonata yerine, soğuk maden suyu vardır... Ve yeni icatlar çıkarmak da, insanı üzmekten başka hiçbir işe yaramaz...