@uranosoglu@slmhktn Bu refah arayışının askeri olarak yeterli güç olduğunda savaşla aranmayacağının bir garantisi yok. Türkiye’nin en büyük ekonomik ve stratejik derdi enerji açığı. Enerji açığı giderilirse refah artar. Enerji ise güneyde. Bu gidişi görmemek zor.
@uranosoglu@slmhktn Haklısınız. Ama şöyle bir perspektif katayım. Türk devrimi işe yaradı ve ne derseniz deyin ölümün kıyısından dönüp tekrar güçlenmeye başlıyoruz. Ancak ticaretle, sanayi ve teknolojiyle refah üretemiyoruz. O açık kapanmıyor. ↘️
@Anketimsi Kimden vekalet aldınız da seküler kesim adına bu denli aptalca beyanlar ileri sürüyorsunuz.
Kendi iğfal edilmiş zihninizin ürünlerini kendinize saklayın.
@bdincaslan1 Bunlar rahmetli Fatma Seher Erden’i (Kara Fatma) duysalar, metil alkolle yapılmış kaçak içki içenler gibi “woke”zehirlenmesinden ölürler herhalde.
@mixoparthenos1@clashreport An excellent choice of gift for a military ally. Furthermore, such gifts are not personal. They are presented to the office represented and inventory-recorded. We do not expect them to wear it on their belt and carry it around.
Görünen o ki öyle ya da böyle, NATO Ankara Zirvesi’yle batı ittifakıyla zedelenen, kopma noktasına gelen yeminlerimizi tazelemiş; yaklaşan karmaşa döneminde o safta yerimizi tekrar almış bulunuyoruz.
Vatana ve millete hayırlı sonuçlar getirir umarız.
NATO 3.0’a Türkiye Merkezli Bakmak
Ankara Zirvesi, sıradan bir NATO toplantısı değildir. Bu zirve, ABD’nin Avrupa güvenliğindeki rolünü yeniden tanımladığı; Avrupa’nın konvansiyonel savunma yükünü daha fazla üstlenmeye zorlandığı; NATO’nun kriz yönetimi döneminden yeniden caydırıcılık, üretim ve savaş hazırlığı merkezli bir ittifaka döndüğü kritik bir eşiği ifade etmektedir.
Ankara Zirvesi'nde asıl mesele, NATO’nun yeni güvenlik mimarisinde Türkiye’nin yük taşıyan bir cephe ülkesi mi, yoksa karar süreçlerinde etkili, teknoloji üreten ve jeopolitik değerini millî güce dönüştüren merkezî bir aktör mü olacağıdır.
NATO Ankara Zirvesi ve NATO 3.0 tartışması, Türkiye’de yüzeysel bir “NATO karşıtlığı” ya da “NATO taraftarlığı” ikilemine sıkıştırılamaz. Mesele yalnızca Ankara’da bir zirve yapılması, liderlerin bir araya gelmesi veya Türkiye’nin ev sahipliği değildir. Asıl mesele, NATO’nun yeni dönemde nasıl bir güvenlik mimarisine dönüşeceği ve Türkiye’nin bu mimaride hangi konuma yerleşeceğidir.
NATO 3.0, ittifakın Soğuk Savaş sonrası kriz yönetimi ve alan dışı operasyonlar döneminden yeniden caydırıcılık, kolektif savunma, savunma sanayii, mühimmat üretimi, hava savunma, ISR, siber güvenlik, lojistik ve veri üstünlüğü merkezli bir yapıya yöneldiğini göstermektedir.
Yeni dönemde güç sadece asker sayısıyla, tankla, uçakla veya üslerle ölçülmüyor. Güç; üretim kapasitesiyle, mühimmat stokuyla, gerçek zamanlı istihbaratla, uydu ağlarıyla, insansız sistemlerle, veri işleme kabiliyetiyle ve karar süreçlerinde etkili olabilme imkânıyla ölçülüyor.
Bu nedenle Türkiye, NATO Ankara Zirvesi’ne ve NATO 3.0’a sadece “Batı ile ilişkiler” başlığından bakamaz. Bu dönüşüm; Türkiye’nin güvenliği, millî çıkarları, jeopolitik konumu, savunma sanayii, Karadeniz dengesi, Doğu Akdeniz hakları, güney sınır güvenliği, terörle mücadele öncelikleri ve stratejik özerklik hedefi bakımından değerlendirilmelidir.
Türkiye bu yeni dönemde sadece risk alan, sahada yük taşıyan ve kriz bölgelerinde görev üstlenen bir ülke mi olacaktır; yoksa karar süreçlerinde etkili olan, savunma sanayiiyle üretim zincirlerine katılan, yüksek teknoloji projelerinde yer alan, veri ve istihbarat mimarisine erişen, kendi güvenlik önceliklerini ittifak gündemine taşıyan merkezî bir aktör mü olacaktır?
Bu ayrım hayati önemdedir. Çünkü yeni NATO düzeninde cephe hattında bulunmak tek başına değer üretmez. Gerçek değer, coğrafi konumu stratejik pazarlık gücüne dönüştürebilmektir. Türkiye’nin Boğazları, ordusu, üsleri, savunma sanayii, İHA/SİHA kabiliyeti, deniz gücü, kara tecrübesi ve bölgesel diplomasi kapasitesi, ancak doğru bir stratejik akılla birleştirildiğinde millî çıkar üretir.
Türkiye NATO içinde kalabilir; fakat NATO içinde edilgenleşemez. Türkiye Batı güvenlik mimarisinin parçası olabilir; fakat bu durum Türkiye’nin Karadeniz’deki denge siyasetini, Doğu Akdeniz’deki haklarını, terörle mücadele önceliklerini, Türk dünyası ve Kafkasya açılımını, Orta Doğu gerçekliğini ve millî savunma sanayii hedeflerini sınırlayan bir çerçeveye dönüşemez.
Bugün tartışılması gereken mesele, bu zirvenin Türkiye’ye ne getirdiği, Türkiye’den ne götürdüğü, Türkiye’ye hangi sorumlulukları yüklediği ve Türkiye’nin hangi alanlarda söz sahibi olmasını sağladığıdır.
Bu bakımdan Türkiye’nin NATO 3.0’a bakışı millî bir stratejiyle kurulmalıdır. Ne kör bir NATO karşıtlığı ne de sorgusuz bir NATO uyumu Türkiye’nin çıkarına hizmet eder. Doğru çizgi; güçlü Türkiye, eşit ortaklık, stratejik özerklik, millî savunma sanayii, dengeli diplomasi ve çok boyutlu güvenlik aklıdır.
Türkiye, NATO içinde yer alırken kendi karar alanını korumalıdır. Karadeniz’de Montrö rejimini tavizsiz savunmalı, Doğu Akdeniz’de millî haklarından geri adım atmamalı, güney sınırında terörle mücadele önceliklerini ittifak gündemine taşımalı, savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltmalı, Avrupa güvenliği tartışmalarında dışlanmaya rıza göstermemeli ve küresel rekabetin her başlığında otomatik hizalanma baskısına teslim olmamalıdır.
Ankara Zirvesi, bu nedenle Türkiye için sadece diplomatik görünürlük değil, stratejik konumlanma meselesidir. Türkiye bu zirveye ve NATO 3.0’a alkış ya da itiraz refleksiyle değil; soğukkanlı, millî, jeopolitik ve çıkar merkezli bir akılla bakmalıdır.
1. Casus Belli kararı Ağustos 1995te alındı. 30 senedir bir kişinin burnu bile kanamadı. 12mile çıktığı taktirde oluşacak kargaşanın yanında bu zorlayıcı diplomasinin bir parçası olarak oldukça verimli bir karar oldu. Kardak Krizi #Yunanistan daki şovmen bir belediye başkanının
7- Sonuç olarak; 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesini tamamen terk etmemiz gerekmez. Ancak bunu pasifist bir teslimiyetçilik olarak değil; caydırıcı bir askeri güç ve aktif bir diplomasi ile barışı dayatabilen dinamik bir politika olarak yorumlamalıyız.
1- Bir Atatürkçü olarak Teoman’ın bu tespitine katılıyorum. Atatürk, gücünün ve sınırlarının son derece farkında olan, dahi derecesinde realist ve pragmatist bir liderdi. 1923 Türkiyesi, hayalperest maceralara atılacak durumda değildi.
Teoman:
— Yurtta barış cihanda barışla ülke yönetemezsin.
— Eğer Türkiye, Atatürk zamanında güçsüz bir ülke olmasaydı o kadar da barışçı olmazdı Mustafa Kemal Atatürk.
— Eğer Türkiye, Atatürk zamanında ekonomik, siyasi, askeri alanda bu kadar güçsüz olmasaydı, benim tahminim belki de hırslı bir insan olan Atatürk o kadar da "Yurtta barış, cihanda barış" demezdi.
— Kendisi pragmatist bir politikacıydı.
— İsmet İnönü de onun için "politikacılığı askerliğinden çok daha iyidir" der zaten.
— Musul'u falan bırakacağına savaşa devam ederdi. Atatürk çok zeki, dahi derecede zeki bir adamdı.
— Gücünün ne olduğunu biliyordu.
— Ona göre savaştı, ona göre barış yaptı.
6- Buna rağmen, bölgemizdeki jeopolitik gerçekler ve komşularımızla yaşadığımız çözümsüz, kronik uyuşmazlıklar bizi istemesek de eninde sonunda caydırıcılığımızı sahada kullanmaya ve savaşmaya zorlayabilir. Bu kaçınılmaz bir güvenlik ikilemidir.
@elonmusk Refahı ve huzuru dünya ile adilce paylaşmadıkça göç krizine çözüm bulunamayacağını anlamamakta ısrar edip suçu yine başkalarında aramak büyük bir körlüktür. Paylaşılan bu 'Shire' gönderisi de bu sorumluluktan kaçışın ve sistemik inkarın en net kanıtıdır.
@kemalozturk2020 Hiç mi gündemi takip etmiyorsunuz.İspanyollar üstelik başbakan düzeyinde Filistin’de yapılanlara dünyada en net tepkiyi verirken.. Üstelik görüntüler de eski. İspanya ve Türkiye Akdeniz’de konjonktürel olarak doğal müttefik iken bu yazdıklarınız sadece İsrail’i memnun eder.
@ermnbzyka@borsaninizinden Keşke öyle olsaydı. Uzun zamandır gitmediğinizi anlıyorum. Yerleşik nüfusu, kayıtlı adresini almayanları da sayarsak yaklaşık 150.000 civarında. Neredeyse küçük bir il olmuş. Keşke çocukluğumun Didim’i kalsaydı, gerçek bir cennetti.
• Geri çekmediği için mi?
Haklı bir alacak takibinden neden feragat edilsin? Bu nasıl bir haber dili?
Sokak ortasında gencecik bir Avukat katledilmiş.
• Devlet alacağını alırken tüm olanaklardan yararlanırken; vatandaş alacaklı olduğunda vekili, borçlu ile yüzyüze kalmamalı.
6- Bu yüzden bu dosyalar devletin namusudur! Failler yönetici sıfından olsa dahi, normal vatandaştan farklı bir muamele göremez, görmemelidir. #GülistanDoku#RojinKabaiş
1- Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş... Bunlar, kendi halinde, çocuklarının üniversite eğitimi almasına istekli, modern devletin istediği vatandaş olmuş, uyum sağlamış ancak görece hala dezavantajlı olan Kürt ailelerin çocuklarıydı. Her ikisi de öldü gitti.
Rabia Naz Vatan ve Rojin Kabaiş’in ölümlerine ilişkin dosyalar sil baştan incelenmelidir.
Bugün Gülistan Doku dosyasında, kamusal gücün olayların üzerini örtmek için nasıl kullanıldığına dair gerçekler giderek gün yüzüne çıkmaktadır. Aynı şekilde, Rabia Naz Vatan ve Rojin Kabaiş dosyalarında da benzer bulgular, emareler ve ciddi şüpheler bulunmaktadır.
Bu nedenle söz konusu dosyaların yeniden, bağımsız, tarafsız ve etkili bir biçimde ele alınması gerekiyor.
5- Türk toplumunun yapısına göre bu çocuklara yapılan büyük bir namussuzluktur. Tarih boyunca bu böyledir. Türk toplumu için devlet kutsaldır; ama bu kutsallığı hak etmeyen hiçbir devletini yaşatmamış, yenisini kurmuştur.