TKP’den Ali Şekeroğlu’nun ardından Ankara’da eylem: Ekmeğimiz ve onurumuz için!
❝ Adeta bizden bir an önce ölmemizi istiyorlar. Oysa bizler bu ülkeyi, o zenginliği yaratanlarız. Yıllarca çalıştık, değer ürettik. Onurlu bir yaşamı hak ediyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz. Güvenli bir geleceği ancak birlikte kurabileceğimizi biliyoruz. ❞
https://t.co/XcVE0cOvhz
Uyarıyoruz…
Ülkemizi İsrail, ABD ve Suudi Arabistan’ın yanında Yemen savaşına sokamazsınız!
“Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen'i bu hale kimler getirdi? Yemen şu anda ne durumda? On binlerce insan Yemen'de ölmedi mi? Ey Suudi Arabistan, siz önce bunların hesabını verin.”
2019’daki bu sözlerin sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarı, şimdi aynı Suudi Arabistan’ın yanında Yemen’e karşı bir savaşta yer almak üzere son derece hevesli açıklamalar yapıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Yemen tarafından Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine çok ciddi saldırılar olduğunu iddia ederken, “sözümüzün eriyiz” deyip, “Askeri ihtiyaçları özellikle belli teknik konularda olabilir. Bunu da karşılama yönünde sıkıntımız olmaz” ifadesini kullanıyor.
Öncelikle Hakan Fidan ve AKP iktidarına hatırlatıyoruz.
Meclis’e getirme zahmetinde dahi bulunmadığınız Mekke Anlaşması vesilesiyle, TBMM'den bir karar çıkarmadan Yemen’e karşı saldırıların parçası olamazsınız.
Eğer cesaretiniz varsa anlaşma ve savaş kararını Meclis’e getirin ve halkımızın gözünün içine bakarak “evet” oyu kullanın da görelim.
Ülkemizi Suudi Arabistan’ın Yemen’deki insanlık dışı, işgalci ve baştan aşağı hukuksuz saldırılarının parçası yapamayacaksınız.
Yeni Osmanlıcı iktidarın, Osmanlı’nın “Yemen hafızasını” diriltmeye çalışmasına asla izin vermeyeceğiz. Türkiye'yi Suudi Arabistan, İsrail ve ABD'nin Yemen'de işlediği suçun ortağı yapamayacaksınız..
Halkımız, İsrail ve ABD saldırganlığına karşı direnen Yemen halkını katledecek bir onursuzluğun parçası olmayacak, bunu sakın aklınızdan çıkarmayın!
Öyle bir parti var
📢10 Eylül 1920 tarihinde kurulan Türkiye Komünist Partisi (@tkpninsesi ) 106. yaşına girdi!
Dergimizin Eylül sayısında TKP'nin yakın siyasi tarihe kritik müdahalelerine yer veriyoruz
📌"TKP düzenin hiçbir unsuruyla, ne sosyal demokrasiyle ne de liberal-milliyetçi Kürt siyasetiyle ittifaka girmedi ve onlardan demokrasi, özgürlük beklemedi. TKP sorunu asla Erdoğan’a ya da AKP’ye daraltmadı, 'Saray rejimi' gibi kolaya kaçan ve son tahlilde sömürü düzenini aklayan tanımlar yapmadı"
Ortaklaşa’ya;
🏙️kent meydanlarında kurulan stantlardan,
🏠 @tkpninsesi semt evlerinden,
📚 @NHKMKitabevi şubelerinden, çeşitli kitabevleri ve satış noktalarından,
🗞️ @soLHaber2026 'in abonelik sisteminden,
🖇️ @YazilamaYayin 'nin internet sitesinden ulaşabilir ya da
💬sayfamıza mesaj atabilirsiniz!
Yeni Yüzyılda Cumhuriyet Olacaksa;
TKP İLE GÖREV BAŞINA!
Türkiye Komünist Partisi tam 106 yaşında, ülkemizi esir alan karanlığı defetmek için mücadele ediyor!
Sesimizin ulaştığı her emekçiyi, yurtseveri ve cumhuriyetçiyi safları sıklaştırmaya, Türkiye Komünist Partisi'nde örgütlenmeye davet ediyoruz.
Yaşasın TKP!
Yaşasın Sosyalist Cumhuriyet!
soL Haber'e yönelik saldırının ardından
📍soL Haber'in X hesabı bugün Siber Güvenlik Başkanlığı kararıyla kapatıldı.
📍İktidarın Meclis'ten geçirdiği düzenlemenin nasıl büyük bir tehdit anlamına geldiğini duyurmuştuk. ⤵️
https://t.co/vxIKD9kerJ
Okurlarımıza sözümüz var: soL Haber susmayacak!
İktidarın talebiyle üçüncü kez soL Haber’in X hesabına erişim engellendi.
“Halka yalan söylemek suçtur!” demiştik yola çıkarken, bir adım bile geri atmayacağımızı yeniden ilan ediyoruz.👇
https://t.co/uiWMqV5cfT
Dünya büyük bir savaşa doğru yol alırken…
Gerçek bir barış için bu düzen yıkılmalı
Ukrayna, İran, Filistin, Lübnan, Yemen ve Sudan…
ABD ve batılı emperyalist güçlerin kendi hegemonyalarını koruma ve yeniden tesis etme kaygısı ile farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği siyasi ve askeri müdahalelerin sonucu olarak yaşanan bu savaşlar giderek çok daha kapsamlı, büyük bir savaşın, dünya savaşının provası haline geliyor.
Dünyanın en büyük terör örgütü NATO’nun öncülüğünde Ukrayna savaşı üzerinden ülkemizi de içine alacak şekilde bir Avrupa-Rusya boğazlaşması sürekli olarak masaya getiriliyor.
Taktik nükleer silahların kullanılacağı, birçok ülkenin parçası olacağı söylenen böylesi bir kanlı hesaplaşma için başta İngiliz, Alman ve Fransız emperyalizmi olmak üzere birçok Avrupa ülkesi hazırlık yaparken, ABD ise bu sürecin arkasındaki gölge kuvvet olmayı sürdürüyor.
Öte yandan ABD emperyalizmi sadece bu bölgeye değil, dünyanın dört bir yanına ateş saçmaya devam ediyor.
Bu yılın başında, 3 Ocak’ta Venezuela’ya yapılan saldırıyla başlayan yeni dönemi İran’a yönelik tam 6 aydır devam eden savaş takip ediyor.
Bu saldırganlığın tehdit ettiği ülkelerden biri olan sosyalist Küba, yarım asrı aşan kesintisiz ve boğucu bir ablukayla karşı karşıya.
Yine Meksika ve Grönland da Trump’ın “buralar bizim olmalı” saldırganlığının öne çıkan hedefleri arasında yer alıyor.
Bunların yanı sıra emperyalizmin esas hesaplaşma alanı olarak öne çıkan Asya-Pasifik’te Çin’i çevrelemek adına son derece tehlikeli bir başka süreç işlemeye devam ediyor.
Filistin ve Lübnan’da ise soykırımcı İsrail’in vahşeti İsrail seçimleri öncesi Netanyahu’nun seçim yatırımı olarak yeniden harlanıyor.
Böylesi bir dünya tablosunda ülkemiz için olası tehditler neler peki?
AKP iktidarının yaptığı son anlaşmalar ülkemizin bağımsızlığını ve egemenliğini tamamen ortadan kaldırırken, batılı emperyalist güçlerin yanında İran, Ukrayna ve Yemen’de devam eden savaşların ve kanlı hesaplaşmaların da suç ortağı haline getirmek üzere.
İran’a dönük ABD ve İsrail saldırganlığının doğrudan parçası olamayan AKP iktidarı, şimdi barış masallarıyla süslenen Yeni Osmanlıcı “çözüm süreci” üzerinden halkı bu savaşa ikna etmeye çalışıyor. Sermayenin dizginlenemeyen açlığı, yayılmacı emperyal hevesler, AKP iktidarının dinci mezhepçi gericiliği, ABD emperyalizminin bölgeye dönük saldırganlığı ile birleşmiş, ortalığı sağlı “sollu” İran’a sefer naraları sarmış durumda.
Öte yandan AKP iktidarı yine ABD çıkarları doğrultusunda İstanbul Boğazı’nda İngiltere ve Fransa'nın başını çektiği askeri koalisyon için yeni bir komutanlığı devreye almaya hazırlanıyor, Baltıklar’da NATO’nun son derece tehlikeli askeri misyonuna “gönüllü” yazılıyor, tüm bunlarla birlikte Ukrayna’nın kritik kimi askeri ihtiyaçlarının da ana tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Bu tabloya kısa süre önce Suudi Arabistan ve Pakistan ile yapılan Mekke Anlaşmasını ekleyen, bu açıdan örneğin Yemen’e yönelik savaşın da potansiyel parçalarından biri haline getirilen ülkemiz, giderek daha fazla noktada sıcak bir çatışmanın içine çekiliyor.
Kısacası dünya, bölgemiz ve ülkemiz 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü her açıdan kanlı bir hesaplaşmanın ön gününde karşılıyor.
Böylesi bir tabloda ülkemiz ve dünyamızın uluslararası tekellerin çıkarlarına kurban edilmemesinin tek yolu, emekçilerin, yoksul halkların ayağa kalkmasından geçiyor.
Bu savaşları durdurmanın, insanlığın geleceğinin nükleer silah çılgınlığıyla ateşe atılmasının önüne geçmenin tek yolu, sömürüye son vermekten geçiyor.
Bu düzene karşı verilen mücadeleyi büyütmek, gerçek bir barışın önünü açmak için ülkemizdeki tüm yabancı üsler kapatılmalı, NATO’dan derhal çıkılmalı, Mekke Anlaşması çöpe atılmalı, ülkemizi tehlikeli maceralara sürükleyen Yeni Osmanlıcı yayılmacı hayallere son verilmelidir.
1 Eylül’ün gerçekten bir barış günü olması için savaş ve yıkım üreten bu düzene karşı mücadeleye!
Süleymancılar, Furkancılar ve karışan kafalar…
TÜM TARİKAT VE CEMAATLER DERHAL DAĞITILMALI, HOLDİNGLERİ DEVLETLEŞTİRİLMELİ!
AKP iktidarının ilk günden bu yana en büyük dayanaklarından biri her zaman tarikat ve cemaatler oldu.
Aynı zamanda devasa holdingler haline gelmiş olan bu karanlık yapılar, yıllarca iktidarın da desteğiyle devletin birçok kritik kurumunda mevzilendiler, büyüdükçe büyüdüler.
Bunun en öne çıkan örneği bilindiği üzere Fethullahçılardı. İktidarı bütünüyle kendi ellerine almak istediklerinde yaşananlar hâlâ hafızalarda.
Ancak hafızalara kazınan “kanlı final” sonrası dahi AKP iktidarı tarikat ve cemaatlerin üzerine gidecek hiçbir adım atmadı.
Son günlerde önce Süleymancılar, ardından da Furkancılara yönelik operasyonlar sonrası bu tartışma bir kez daha açıldı. Üstelik “iyi tarikat, kötü tarikat”, “yandaş tarikat, muhalif tarikat” gibi tuhaf bir kafa karışıklığı ve tuzak yaratarak…
Bu kafa karışıklığını yaratan AKP’nin bakanlarının ısrarla “tarikat ve cemaat operasyonu yapmıyoruz, bunlar suç örgütü” demek zorunda kalması boşuna değil.
Bu eksikli tarifi biz düzeltelim: Tüm tarikat ve cemaatler birer suç örgütüdür!
Bu açık gerçeği perdelemek için halkı “iyi tarikat, kötü tarikat” tuzağına çekmek istiyorlar.
Oysa iktidar kendi kontrolünde olan tarikat ve cemaatlerin boy atmasına izin veriyor, diğerlerini budayıp kendi hizasına sokmaya çalışıyor. Hepsi bu.
Ortada devasa boyutlara ulaşan holdinglere sahip tarikatlardan ve büyük bir pastadan söz ediyoruz. Bu pasta için boğazlaşma olmaması mümkün değil, bugün yaşadıklarımız tam da bunun yansımasıdır.
Adı geçen tarikatlar dahil hepsinin halk düşmanı olduğunu, bu düzenin aparatı olduğunu ve yıllarca iktidarla işbirliği yaptıklarını akıldan hiç ama hiç çıkarmamak gerekiyor.
Tarikat ve cemaatlerin iyisi, kötüsü olmaz!
Bir kez bu tuzağa düşünce halk düşmanı Fethullahçılardan, çocuk katili ve istismarcısı Süleymancılardan dahi “muhalif” çıkarmak mümkün hale gelir.
Bugün ülkenin tüm kurumlarına yerleşen Menzil, İskenderpaşa ve İsmailağa gibi tarikat ve cemaatler yarın iktidarla pasta kavgası için ters düştüklerinde “iyi” olmayacaklar.
TKP’nin sözü açık.
Tarikat ve cemaatlerin hüküm sürdüğü bu düzene ve onun iktidarına son verilmeli, tüm tarikat ve cemaatler derhal dağıtılmalı, bu karanlık yapıların halkı sömürerek elde ettiği devasa servete el konulmalı ve holdingleri devletleştirilmelidir!
İmamoğlu ile başlayan ve birçok belediye ile devam eden operasyonlar, yolsuzluk vardır-yoktur tartışmasından bağımsız bir biçimde, “seçme ve seçilme hakkına müdahale” anlamına geldiği için güçlü bir itirazı hak ediyor.
Şimdi gündemde tarikatlar var. İktidarın motivasyonu aynı olabilir. Ancak eğer AKP’yi iktidara taşıyan ve orada tutan dinamikleri doğru kavrıyorsanız ve azıcık da olsa Cumhuriyet değerlerini önemsiyorsanız, bir kısım tarikata, evet hadi adını koyalım, bir kısım “muhalif tarikata” dönük operasyonlara aynı mantıkla itiraz edemezsiniz.
Tarikatları haber kovalayan gazeteciyle, siyasi partilerle aynı düzleme yerleştirip, “papazı vermeyecektik” türünden öyküler anlatamayız.
Tarikatların topyekun sorgulanması yerine “zaten varlar bari muhalif olanlar ayakta kalsın” yaklaşımının tercih edilmesi, bir kısım muhalif çevrenin neden zamanında ve belki şimdilerde Fethullahçılara umut bağladığını da açıklıyor.
“Sizin tarikat gerçeğini ortadan kaldıracak gücünüz yok, o zaman onlardan iyisini tercih edeceksiniz” türünden yorumlar yapılmakta. AKP iktidarı ile bu şekilde mücadele edebileceklerine düşünenler var demek ki!
Şu anda “iyi tarikat, kötü tarikat” ayrımından en fazla AKP yararlanır, bunun farkındalar mı acaba!
Holdinglerin sömürü çarkından çıkan pis kokular etrafa saçıldığında ya da iktidar bir sermaye grubuna müdahale ettiğinde, “koşun bizimkilere çökecekler” diye çığlık atmak yerine bütün stratejik sektörlerde devletleştirmeyi savunmak nasıl zorunluluksa, tarikatlar bir nedenle gündeme geldiğinde benzer bir talep ileri sürülmesi de zorunluluktur.
Ha “hayal dünyası”nda geziniyoruz değil mi!
Memleketi iliklerine kadar yağmalayan holdinglerin arasından dost, elbirliği ile laikliği yiyip bitirip iktidar ve rant alanlarını kendi aralarında paylaşan tarikat ve cemaatlerden kurtarıcı aramak ise gerçekçi politika!
Bizim hayallerimiz, böylesi bir gerçekçilikten daha akılcıdır, kusura bakmayın.
Saldırılara yanıtımız: soL’dan İletişim Başkanlığı hakkında suç duyurusu
Son aylarda iktidar çevreleri soL'a karşı sistematik bir saldırı yürütüyor. İletişim Başkanlığı'ndaki bir ismin soL Haber hakkındaki asılsız ithamlarını araştırdık. Külliyen yalan olduğu ortaya çıkan ifadeler nedeniyle şahıs ve kurum hakkında suç duyurusunda bulunduk.
https://t.co/WD5WwJSKHt
NATO zirvesinden daha fazla silahlanma ve savaş kararı çıktı.
NATO ve NATO'culardan kurtulmak için örgütlülük en büyük gücümüz.
🔴Gücüne sahip çık. TKP'ye katıl!
https://t.co/R28q4gEpSz
soL’a yönelik saldırılar: Ne oldu, ne yapıyoruz, okurlarımızdan beklentimiz ne?
📌soL Haber, bir kavganın, işçi sınıfının siyasi kavgasının parçası. Bu kavga uzun erimli. soL da bu yüzden bugünü düşündüğü kadar yarını, uzun vadeyi düşünüyor.
https://t.co/1uQobTActv
🔴TKP'den 28 maddelik NATO çıkışı: Türkiye sıcak çatışmalarda resmen taraf olmuştur
📌Ankara'daki NATO Zirvesi’ni silahlanma ve savaşa hazırlanma mutabakatı olarak tanımlayan TKP, iktidarın bu süreci silah sanayisi için bir "maymuncuk" gibi kullandığına dikkat çekti
https://t.co/1JUBQVqaZw
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, İstanbul Dolmabahçe yürüyüşümüzün sonunda konuştu:
📌"Bugün tam da söz verdiğimiz gibi, söz verdiğimiz saatte Ankara'nın merkezinde binlerce Ankaralı komünist NATO'ya meydan okudu. Yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı."
Yasakla, baskıyla boyun eğdirmeye çalıştıkları Ankara'nın göbeğinde NATO'ya karşı emperyalistler defolun diyerek yürüdük.
Kızılay'a girerken gözaltına alınan yoldaşlarımızı derhal serbest bırakın! Bu memlekette NATO'yu protesto etmek suç değil onurdur!
@AnkaraTkp