18 Mart 1915…
Bugün, dünyanın en güçlü donanmalarına karşı Türk milletinin iradesini kabul ettirdiği günün 111. yılı.
Sabah saatlerinden itibaren Çanakkale Boğazı ağır bombardıman altındaydı. İngiliz filosunun kurmay başkanı Amiral Keyes’in hatıratı da o an Türk tarafının ne kadar kritik durumda olduğunu gösteriyor. Şöyle yazmış:
“18 Mart saat 1300’ten sonra Türk tarafında armadanın ağır bombardımanı nedeniyle durum çok kritik bir hale gelmişti. Türk tabyalarında telefon hatları kesilmiş, İstihkamlarla tüm iletişim kopmuş, pekçok top kullanılmaz hale gelmiş, bazılarıysa yarı yarıya toprak altında kalmıştı. Böylelikle düşman, iyimserliğimle bilinen benim bile hayal ettiğimden daha kötü bir çıkmaza girmişti. “
Öğleden sonra her şey değişti.
Hatırat devam ediyor.
“ikinci hat Fransız Zırhlısı Suffren liderliğinde geri çekiliyordu. Bouvet zırhlısı da hemen onun arkasındaydı. Durumlarını görmek için onları dikkatle izliyordum. Suffren önümüzden geçmiş Bouvet hemen yanımızdaydı ki saat 1354’te büyük bir duman bulutu gördüm ve Bouvet’ye ağır bir top mermisinin çarptığını düşündüm. Bunu takiben çok büyük bir patlama yaşandı. Sanki cephanelik patlamış gibiydi. Hala hızla yol alırken yan yatıp dakikalar içinde alabora oldu ve süratle gözden kayboldu. Bouvet’nin mayına çarpmış olabileceği o an ne benim ne de amiral De Robeck’in aklına gelmişti. Ancak hayatta kalan mürettebat sorgulandıktan sonra cephaneliğin top mermisi isabeti ile değil bir mayın nedeniyle patladığına karar verildi. Şimdi onun Nusret’in mayın hattının ilk kurbanı olduğunu biliyoruz.”
Müttefikler zaferin eşiğinde olduklarını düşünmüştü.
Ancak Fransız Bouvet zırhlısının birkaç dakika içinde batması her şeyi değiştirmişti.
Ardından İngiliz zırhlıları HMS Irresistible ve HMS Ocean mayınlara çarparak sulara gömüldü. HMS Inflexible ve iki Fransız zırhlısı kıyı bataryaları ve mayın teması sonucu ağır hasar aldı. Saat 18.00’e doğru o 18 gemilik mağrur filo 12 gemiyle geri çekildi.
Bu, imparatorluk gururuna indirilen ilk büyük tokattı.
Çanakkale’de olan sadece bir deniz muharebesi değildi. Mayın ve namlunun birlikte yarattığı etki, dünyanın en güçlü donanmalarından birini durdurdu. Bu taktik başarı, stratejik sonuçlar doğurdu ve savaşın gidişatını etkiledi.
Ardından karadan geldiler. Bu kez karşılarında Mustafa Kemal ve Mehmetçik vardı. Sonuç değişmedi. Kaçar gibi 9 Ocak 1916’da geri çekildiler. İngiltere’de hükümet düştü.
Sonuçta tüm dünya şu mesajı aldı. “Türklerle savaşmak kolay değildir.”
1915’in 18 Mart’ında ortaya çıkan ruh bugün de geçerlidir. Ancak bunu sadece anmak yetmez. Kendine güvenen, aklı ve disiplini öne koyan bir anlayışla yaşatmak gerekir.
Çanakkale’de denizde ve karada mücadele eden tüm kahramanları saygıyla anıyorum.
Bugün Hürmüz’de de yaşananlara baktığımızda tarih bir kez daha kendini hatırlatıyor. Küresel güçler ile bölgesel bir irade yeniden karşı karşıya. İran, ağır baskıya rağmen direniyor. 111 yıl önce coğrafya, mayın ve namlunun kardeşliği vardı, şimdi de coğrafya, SİHA ve hipersonik balistik füze kardeşliği var.
Çanakkale’de olduğu gibi sonuç sadece askeri değil, jeopolitik olacak.
Dilerim 111 yıl sonra emperyalizm bir kez daha yenilir.
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi kutlu olsun.
Erdoğan ve Pezeşkiyan telefonla görüştü.
🔹 Erdoğan: "İran'la asla karşı karşıya gelmeyi düşünmüyoruz, İran'ın içinde bulundu��u zor koşulları anlıyoruz ve bölgedeki gerilimi azaltmak için Türkiye Hükümeti olarak mümkün olduğunca katkıda bulunmaya hazırız."
🔹 Pezeşkiyan: "İran İslam Cumhuriyeti, İran tarafından Türkiye'ye füze saldırısı düzenlendiği iddiasına ilişkin yanlış anlaşılmayı gidermek amacıyla, düşman ülke ve rejimlerin iddialarını incelemek üzere ortak bir ekip oluşturulmasına hazırdır."
🚨 NATO, İran'ın Türkiye'yi hedef aldığını iddia etti
⚠️ Türk yetkili ise bu iddiayı yalanladı. İran’dan fırlatılan füzenin Türkiye’yi değil, Güney Kıbrıs'ı hedef aldığını söyledi
🗣️ AFP'ye konuşan Türk yetkili, “Füzenin Kıbrıs Rum kesimindeki bir üssü hedef aldığını ancak rotasından saptığını düşünüyoruz” dedi
Detaylar🔗https://t.co/jTLwOkcsIQ
📌 "Eskiden insanlar ABD’de şirket kurardı, artık Çin’de kuruyor."
📌 9 yıldır Pekin’de yaşayan girişimci Utku Güngör, Zeytin Dalı Danışmanlık ile Türkiye ve Çin arasında kurduğu yatırım köprüsünü anlatıyor.
🎙 @umuttezerer@Utku25952611
▶ https://t.co/wUTMarVuIE
Son 10 yılda yaşadıklarımızı düşünüyorum. Hendek olayları, darbe, ekonomik kriz, salgın, deprem, yangınlar, teröristlerin baş tacı edilmesi.Fakirleşen milletimiz, ayaklar altına alınan değerlerimiz, çıkardıkları sonuç şu : Diploma iptal edelim de iktidar da kalalım. Gerisi tufan.
🗣️Prof.Dr. Halil İnalcık:
“70 yaşıma kadar 4 milyon Osmanlı evrakı inceledim, 98 yaşıma kadar 28 eser yazıp bıraktım ve anladım ki, bugün buradaysak bunu tamamen Atatürk'e borçluyuz.
Gazi Mustafa Kemal olmasaydı, bizde olmayacaktık!”
Türkiye’de DEM partisi kadar ırk��ı, cahil ve Türkiye düşmanı bir siyasi parti yok. Elazığlı’yım ve bir kere olsun, Keban barajı bizim, daha ucuz elektriği bize satmalısınız demedim. Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı, orada o baraj olmazdı. Bunlardan medet umanlardan hesap soracağız
Bu konuşan ve Diyarbakırı kendi malı sanan Ceylan Akça’nın asıl adı Ceylan Akça Cupolo. Eşi, İtalyan asıllı ve Amerikan Vatandaşı, fotoğrafçı ve gazeteci
Diego Cupolo.
Boş Demogojilerini onlara sakla.
Yaşanan kazada, otonom araçlara yönelik bir eleştiri var. Aracın otonom sürüşte olduğu, kaza sonrasında (muhtemelen mekanik darbeden dolayı yüksek miktarda kısa devre oluştu) bataryanın patladığı öngörülüyor.
https://t.co/CE40kO1KfQ
Her konu hakkında yorum yapmamınızı öneriyorum. Bilimsellikten uzaklaşıp, yüzeyselliğe doğru ilerlediğinizi düşünüyorum.
Son yaşanan kaza NOA ile ilgili ve otonom sürüş ile ilgili eleştirileri beraberinde getirdi.
BYD’nin pilleri oldukça sorunlu. Son günlerde Çin’de BYD’nin pillerine yönelik çok yoğun eleştiriler var. Bazı BYD araçlarının pil sorunundan dolayı durduk yere alev aldığı iddia ediliyor. En son Xiaomi’nin bir aracı yanıp üç kişi yanarak can verdi ve sorunun pillerden kaynaklandığı söyleniyor. Araçta kullanılan bataryanın da BYD’ye ait olduğu iddia ediliyor.
Çin’de BYD pillerinin standartlara uygun üretilmediğini dair tartışmalar var. Bu indirimin altında pil dedikoduları yatıyor olabilir.
Lityum bataryaların güvenliği ise ayrı bir sorun. Bunun sadece BYD ile ilgisi yok. CATL de benzer sorunları yaşıyor. Teknik olarak LFP tipi lityum batarya değil NCM tipi lityum batarya kullanırsanız risk artar. Keza LFP tipi bataryada bile yüksek riskler vardır.
Haberleri dinliyorum. Yarin bayram. Depremzedeler mezarlıklara gidiyorlar. Dua etmek için. Ölenlerimize Allah rahmet eylesin. Bir kadın şöyle diyor: “Nur içinde yatsın, çok üzgünüm ama yapacak bir şey yok”.
Halbuki yapacak şey var! Deprem dirençli kentler yapmak mümkün. Bunu yöneticilerimizden talep edelim. İNSANLARIMIZ ÖLMESİN.
Çin’in ‘Altı Küçük Ejderhası�� ile Tanışın 🐉
``Hangzhou merkezli şirketler, Çin’in teknoloji sahnesini altüst etti ve ülke genelindeki hükümetleri kendi şampiyonlarını yaratmaya yöneltti.`` 🀄️
Devamı ⤵️
#Çin #Türkiye #Şirket #Hangzhou #Ejderha #Alibaba
https://t.co/Oj843lKebn
Bugün hükümetimizin yetkilileri ve Cumhur Başkanımız “Yüzyılın Dönüşümü, İstanbul” uygulamasını başlattılar. Sayın Cumhurbaşkanımız, bu toplantıda bizi umutlandıran çok doğru şeyler söylediler. Depremin bu ülkenin en başta gelen gündemi ve sorunu olduğunu, depremi unutmamamız gerektiğini, aksi olursa her an 17 Ağustos ve 6 Şubat afetleri gibi felaketlerle karşılaşabileceğimizi söylediler. İstanbulda kentsel dönüşümün üzerinde durdular, çok sayıda bağımsız bölümün dönüştürülmesi gereği üzerinde durdular. Bütün bunlar çok güzel, yararlı şeyler ama üzülerek söylemeliyim ki İstanbul��u depreme tamamen hazırlayacak şeyler değildir. Hükümet yetkililerine şu tavsiyelerimi de sunmak isterim: Bir kentin deprem dirençli hale gelmesi demek öngörülen büyüklükteki deprem veya depremleri minimum hasar ve can kaybıyla atlatması demektir. Bunun için de kentin sadece yapıstoku ile değil tüm bileşenleri ile depreme hazır olması gerekir. Yani kentin, yönetim anlayışı, halkı, altyapısı, yapıstoku, ekosistem/çevresi ve ekonomisi depreme hazır olmalıdır. Bunun en güzel örneği 6 Şubat depremlerini geçiren Güneydoğu’dur. Kentlerin her bileşeninin tahrip olduğu bu yerlerde yapıstoku dirençli olsa normal yaşam olabilir mi? Belki can kaybı az olurdu ama bozulmuş ekosistem yine bizi telef edebilirdi. Onun için hükümet yetkililerinden rica ediyorum. İstanbul depreme hazırlamak sadece yapı sorunuymuş gibi sunmayalım. Asla yapı stokunu ve nüfusu artıracak şeyleri yapmayalım ve en önemlisi sanayiyi seyreltip Anadolu’ya taşıyalım. Sevgiyle