Neye şaşıracağımızı da şaşırdık artık!
Pedofili sapkınlığı değil de, onu eleştirenler savcılıkta ifade veriyor.
Milleti hortumlayanların değil de, onları eleştirenlerin hesapları kapatılıyor.
İslam tarihinde insanlar, küfür ameli işleyen toplulukların muayyen veya mutlak olarak küfre girip girmediğini defalarca ve farklı taifeler üzerinden tartıştı. Ancak tartışan her iki taife de şirk ve küfür amelini işleyenleri zemmetme, onları hakka davet etme ve onları şirkten sakındırma konusunda ittifak etti. Tarihin hiçbir döneminde şirk ameli işleyenleri bir kenara bırakıp, onları muayyen tekfir edenlerle uğraşmadılar.
Örneğin, zekattan imtina eden taifelerin yalancı peygamberlere ittiba edenler gibi mürtet mi yoksa fasık müslimler mi olduğu önce Ebubekir (ra) ve Ömer (ra) arasında, sonra İmam Şafii ve Ebu Ubeyd gibi imamlar indinde tartışıldı. Fakat kimse birbirini zemmetmekle uğraşmadı. Daha ziyade bu eylemin sapkınlık olduğu ve bu eylemi yapanların zemmedilmesi üzerinde ittifak ettiler.
İbni Teymiye (rh), seleften Cehmiye itikadı izhar edenleri mutlak ve muayyen tekfir edenleri aktardı. Kendisi mutlak tekfir görüşünü tercih etmesine rağmen muayyen tekfir edenleri aşırılıkla suçlamadı; tam aksine Cehmiye inancı ve bu inançtan neşet eden sapkınlıklarla mücadele etti.
Şirk veya haram dediğiniz bir ameli işleyenleri zemmedenlerle uğraşmak, her açıdan batıldır. İnancınızın gereği olarak bu ameli işleyenleri muayyen tekfir etmeseniz dahi; bu insanları hakka davet etmek, amellerinin sonuçlarıyla yüzleşmelerini sağlamak ve onları şirkten sakındırmak için tehdit naslarıyla konuşmak zorundasınız.
Siz bunu yapmadığınız gibi yapanlarla uğraşıyorsunuz. Anlaşamadığınız konularda kimin haklı kimin haksız olduğu elbet Allah indinde açığa çıkacaktır. Bir enerjiniz varsa bunu şirke açıkça şirk diyen ve şirk işleyenleri en açık ifadelerle uyaranlara değil; itikad, ahkam ve ahlak olarak ateşe sürüklenenleri tevhide davet etmeye harcayın.
Yıllarca "tekfir davete engeldir" dediniz. Geldiğimiz noktada ülkede davet denince akla sizin zulmen "tekfirci" dediğiniz adamlar geliyor. Bu tuhaf ve gerçekliği olmayan iddianızı bir kenara bırakın.
Davet açık, net ve sınırları belli olduğunda karşılık bulur. Herkesin karnından konuştuğu, çalının etrafından dolanıp laf anlattığı bu bunalım çağında insanlar, sözü müstakim kılan ve söylediklerinin bedelini ödemeye hazır insanların sözüyle batılın farkına varıp hidayet yoluna giriyorlar.
Diyelim ki haklısınız ve size göre aşırılıkla mücadele ediyorsunuz... Aşırı dedikleriniz kaç kişi, şirke yuvarlananlar kaç kişi?
Milyonlara karşı on binlerce insan...
Hadi bunu vicdanınıza sorun; milyonlarca insana bulaşmış bir tehlikeyi görmeyip binlere bulaşan bir tehlikeyle uğraşmak din hassasiyeti mi, yoksa başka bir şey mi?
📍 YEMEN - SEYYAR BAKKAL PROJESİ
Ecir Kapısı Derneği olarak Yemen’in Taiz bölgesinde, savaşın ağır yükünü taşıyan ve geçim sıkıntısıyla mücadele eden aileler için Seyyar Bakkal Projemizi hayata geçiriyoruz.
Proje kapsamında 20 aileye, kendi emekleriyle gelir elde edebilecekleri ve hayatlarını yeniden inşa edebilecekleri bir çalışma imkanı sunuyoruz.
Bu projeyle yalnızca bugünün ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi değil; ailelerin üretime katılmalarını, düzenli gelir elde etmelerini ve uzun vadede kendi ayakları üzerinde durmalarını desteklemeyi hedefliyoruz.
İslam’ın teşvik ettiği helal kazanç, alın teri, dayanışma ve insan onurunu koruma anlayışıyla yürüttüğümüz bu çalışma ile yardımı geçici bir destek olmaktan çıkararak, sürdürülebilir bir geçim vesilesine dönüştürmeyi amaçlıyoruz.
Çünkü inanıyoruz ki en kıymetli desteklerden biri, ihtiyaç sahibinin yalnızca bugünkü ihtiyacına cevap vermek değil; kendi emeğiyle yarınını inşa edebilmesine vesile olmaktır.
Şimdiye kadar üretilmiş en ayrıntılı insan hücresi 3D rekonstrüksiyonlarından biri...
Bu görsel, X-ışını tomografisi, nükleer manyetik rezonans (NMR) ve kriyo-elektron mikroskopisi verilerini birleştirerek, tek bir ökaryotik hücrenin içinde sıkışmış olan şaşırtıcı moleküler karmaşıklığı ortaya koyuyor.
Dışarıdan basit görünen şey, aslında moleküler makineler, zarlar, proteinler ve organellerin hepsinin birlikte çalıştığı inanılmaz derecede yoğun bir dünyanın ta kendisidir.
Bu sadece bir hücre. Ve vücudumuzda tahminen bunun gibi 30 trilyon hücre var.
Bütün hücreler birbiriyle haberleşiyor, beraber çalışıyor.
Gel de Yaradan'a inanma.
İçeriden Bir Şahitlik: Cezaevi mi, Suç Akademisi mi?
"...Suç üreten sistemin bu kısır döngüsü; Avrupa Birliği’nden kopyalanan uygulamalarla, hayatında hiç cezaevi görmemiş bürokratların hazırladığı masa başı raporlarla ya da peş peşe çıkarılan yargı paketleriyle çözülemez..."
Halis Bayancuk Hoca’nın, Özgürce Dergisi’nin 2. sayısında yayımlanan yazısını sesli dinlemek için: https://t.co/MhzgDWnISI
Tarih iki şeyi asla unutmayacak:
Birincisi, Gazze'de bu katliamlar yaşanırken elindeki imkânları seferber etmeyenleri; ikincisi ise bir şeyler yapmaya çalışanlara engel olanları…
Bölge rejimlerinin sırf kendilerine tabi olanları kandırmak için "Elimizden hiçbir şey gelmiyor" diyerek realpolitik ve konjonktür söylemlerinin 'yalan' denecek bir tarafı vardı.
Ancak bir şeyler yapanların önüne geçmeleri, sınır kapılarını kapatmaları ve yardım konvoylarını alıkoymalarıyla birlikte, bu söylemin yalan olarak bile ne bir şerefi ne de bir haysiyeti kaldı.
#FilistinKonvoyunaYolAç
Operasyonun ilk anından itibaren polis kameraları kayıttadır. Bu konudaki tüm soru işaretlerini gidermenin tek ve en kestirme yolu, bakanlığın ilgili görüntüleri vakit kaybetmeksizin kamuoyuyla paylaşmasıdır.
Aksi halde süreç; müfettişlik incelemesi, soruşturma, savcılık ve mahkeme safhaları derken uzayıp gidecektir. Oysa bu kayıtlar yayımlandığı takdirde, ortada bir katliam mı yoksa bir çatışma mı olduğu yarım saatlik bir görüntüyle, hiçbir şüpheye yer bırakmadan anlaşılabilir.
#HaymanaOlayıAydınlatılsın
Programın adı: “Selefi/Vehhabilerin İddialarına Cevap.” Kapakta ise Halis Bayancuk Hoca’nın resmi var. Bir insanın resmini böyle bir başlığın altında kullanmak, onu açıkça hedef göstermek ve doğrudan tartışmanın muhatabı ilan etmektir.
Madem Halis Hoca’yı bu meselenin muhatabı olarak görüyorsunuz, o hâlde verilecek cevap da arkasından değil; yüzüne karşı, gözlerinin içine bakılarak verilmelidir. Buyurun, kendisine söz hakkı tanıyın. İddialarınızı ve eleştirilerinizi onun karşısında dile getirin.
Muhatabın bulunmadığı bir ortamda konuşmak, ithamları peş peşe sıralamak kolaydır. Ancak buna ilmî cevap denmez. Bir insanı resmiyle hedef gösterip ardından ona kendisini savunma ve cevap verme hakkı tanımamak ne ilmin adabına ne de yayın ahlakına yakışır.
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
"Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğreteninizdir." (Buhari, 5027)
Yıllardır Kur'ân dersleri gören kardeşlerimizin öğrendiklerini daha iyi pekiştirmeleri, tecvid bilgilerini üst düzeye çıkarmaları ve okuyuş melekelerini hızlandırmaları amacıyla Kur'ân-ı Kerim eğitim projelerimizin bir devamı olarak bu yıl "2026 Yaz Kur'ân Kampı" programımızı gerçekleştirdik.
Tamamını izlemek için:
https://t.co/KZ8e4nYfZr
Türkiye gerçekten ilginç bir ülke...
Gün boyu İbn Teymiyye ve İbn el-Kayyim’e hakaret edip İbn Huzeyme gibi muhaddisleri mücessime olmakla suçlayanlar; kendilerinin bir benzer olan Muhammed Şemseddin, Süyûtî’yi tekfir edip İmam Ebû Hanîfe’yi bidatçilikle suçlayınca bir anda şaşırıp âlimlere saygıyı tartışmaya başlıyorlar.
İyi de, âlimlere saldıran sizlerle şaşırdığınız bu adamlar arasında ne fark var? Tek fark birinizin kendine (yalandan) Sûfî, diğerinizin (yalandan) Selefi demesi.
Asıl ortak noktanız ise şu: Bütün küfür, bidat ve günahların kaynağı olan tağutî sistemlere karşı son derece merhametliyken; sistem dışındaki kendi muhaliflerinize karşı son derece edepsiz ve insafsızsınız.
Yeni mushaf düzeni şimdi Tevhid Meali web sitesinde!
Kur’ân-ı Kerim’i, alıştığınız gerçek mushaf düzeniyle dijitalde okuyun. 📖
💻 Web sitemize eklenen yeni özelliklerle:
• 4 farklı tema
• Tek veya çift sayfa görünümü
• Satır hizasında Türkçe meal
Ayetleri dinleyin; yer imine ekleyin, kopyalayın, paylaşın veya tefsirini okuyun.
Hemen başlayın: https://t.co/Cf1oA2S6jm