“Hayatın amacının “mutlu olmak” olduğuna inanamıyorum. Bence hayatın amacı yararlı olmak, sorumlu olmak, onurlu olmak, şefkatli olmaktır. Her şeyden önce, yaşadığına değmesidir: Hesaba katılmak, bir şeyleri savunmak, yaşamış olmakla bir fark yaratmış olmaktır.”
― Leo Rosten
bir şeyleri kabullenmenin ferahlığı öylesine güzel ki. dostluklar biter. aşklar yeşerir, belki çiçek verir, sonra defterde kurutulur. sevdikçe incinirsin yahut fazlalışırsın. kötü insanların varlığı tokat gibi yüzüne çarpar. yaşamak senin kendinle el sıkışmanla güzelleşir.
Bir kere yolunu seçtiysen, artık arkana bakmayacaksın. Geriye bakmak tereddüttür, tereddüt ise insanı durmadan aşağı çeker. Şüphenin başladığı yerde düşüş başlar. Geriye dönük her şüphe, iradeden biraz daha eksiltir.
“İlişki kesilen bir arkadaşla yeniden barışmak zayıflıktır. Bu zayıflığın cezası, bu arkadaş ilk fırsatta tam da ilişkinin kesilmesine neden olan şeyi yeniden, üstelik kendi vazgeçilmezliğinin bilincinde olarak daha pervasızlıkla yaptığında ödenir.” Arthur Schopenhauer
Bazı insanlar var, gerçekten insanı hiç yormuyor. Planlar değişir, işler ters gider, ama onlar hep “Tamam, hallederiz.” modundadır. Kriz çıkarmaz, çözüm üretir. Bilmiyorum, buna olgunluk mı denir, huzur mu? Ama kesin olan şu ki, böyle insanlar hayatı gerçekten güzelleştiriyor.
Çalışkan, pozitif ve tez canlı insanları çok seviyorum. Bayılıyorum, sabah akşam fark etmez iş yaparım konuşurum, yanına giderim. Pozitif olsun çalışkan olsun canımı yesin ya helal..
Evde kırmızı şarabımızla klasik müzik dinledikten sonra aniden karar alıp Urfa'da sıra gecesine misafir olabilmeliyiz, yılın en azından 100 gecesinde başka şehirlerde farklı sabahlara uyanmalıyız monotonluk en büyük düşmanımız olmalı, ortak bir kültür inşa etmeliyiz, sapasağlam.