"Öyle anlar var ki – ah anlatamam – öyle anlar
dünya yalnız bir sözcük
yani sadece bir sözcük, tek bir sözcük, açık,
elle tutulacak kadar yakın;
sanki kıpırdayıverse bir yaprak dudağımda – ah kıpırdayıverse –
kristal bir yüzük ışıklar saçarak yuvarlanacak"
Pironik estet
Tetkiki Mezalim Heyeti azasından biri bu kayıtsızlığa şaştı:
– Nasıl olur! dedi, nasıl olur.. İnsan yıllarca beraber yaşadığı bir kimsenin nereye gittiğini, ne olduğunu bilmez mi?
...
"Ben, burada diri diri, bir mezara gömülmüş gibiyim. Hiçbir intihar bu kadar şuurlu, bu kadar iradeli, bu kadar sürekli ve çetin olmamıştır"
Külçe gibi cümle.. Altın külçesi..
"Böyle mi olacaktı? Böyle mi sanmıştım? Lakin, işte böyle oldu ve böyle olması lazımdı"
Fransız şair Joe Bousquet'in "Yaralarım benden önce de vardı, ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum" dediği gibi, yapmacıklığın cismanileşmiş hali bu plastik çiçekler hep buradaydılar zaten. Hatta bazen yaşamın yakasına da tutturulurlar.