Yüzyıllık İnkarın Üzerine İnşa Edilen “Demokratikleşme” Maskesi.
Demokratik cumhuriyet adı altında şehir şehir konferanslar düzenleyenler, aslında yüz yıldır varlığını Kürd’ün yokluğu üzerine kuranların ve Kürtlerle asla ortaklaşmayacak, anlaşmayamayacak olanların ülkesinin demokrasisi adına birden bire kaygı duymaya başlamış görünüyorlar.
Bu ani “kaygı”, samimi bir dönüşümden ziyade, tarihsel inkarın yeni bir biçime büründürülmesinden ibarettir. Çünkü aynı zihniyet, bir asır boyunca Kürt kimliğini yok saymış, dilini yasaklamış, varlığını inkâr etmiş ve bu inkâr üzerine kendi siyasal meşruiyetini inşa etmiştir.
Şimdi ise “demokratik cumhuriyet” söylemiyle, o inkarın üzerini örtmek istemektedir.
Tam bağımsızlık şiarıyla yola çıkanların bugün ülkenin demokratikleşmesiyle yetindiklerini, buna “fit” olduklarını açıkça ortaya koymaları, sürecin gerçek mahiyetini netleştiriyor.
Bu, bir geri çekilme değil, tarihsel mücadelenin ruhuna ihanettir. Zira Kürtler yüzyıldır bu ülkenin demokratikleşmesi için değil, ulusal varlıklarının tanınması için dağlarda ve kentlerde hayatlarını verdiler.
Milyonlarcası hapishanelerde ömürlerini tüketti, sürgünlerde, işkencede, yoksullukta direndi. Bu bedel, yalnızca “daha demokratik bir Türkiye” için değil, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı, kimliğinin ve dilinin tanınması için ödenmişti.
Bugün dayatılan proje ise, o bedelin karşılığını silikleştiren, Kürt iradesini ikincil konuma iten bir dayatmadan öteye geçememektedir.
“Bu böyle olmaz” diyenleri barış karşıtı, hain ve provokatör olarak yaftalama çabaları, aslında kendi utançlarını saklama refleksidir.
Çünkü tarih, kimlerin gerçekten barış istediğini, kimlerin ise barış adı altında boyun eğdirme peşinde olduğunu açıkça göstermektedir.
Her gün terminoloji değiştirerek, anlamsız cümle yığınlarını “ideolojik yansıma” diye pazarlamak da aynı acınası tutumun devamıdır. Bu dil oyunu, halkın vicdanını bulandırmaya, eleştiriyi kriminalize etmeye ve gerçek muhalefeti susturmaya hizmet etmektedir.
Kendileri yetmiyormuş gibi, şimdi de devletin görevlendirdiği ve ortalığa saldığı, gelecekte Kürtlere “komiser” olma adayı olan gazeteciler üzerinden saldırıya geçme hadsizliği gösteriliyor.
Bu “komiser”ler, halkın yüzde sekseninin reddettiği projeyi meşrulaştırmak için kalem oynatmakta, eleştiriyi “barış düşmanlığı” diye yaftalamakta ve gerçekleri tersyüz etmektedir.
Oysa ortada net bir gerçek vardır: Devlet aklının dayatmasıyla ortaya sürülen ve Kürtlere kabul ettirilmeye çalışılan bu proje, Kürt halkının ezici çoğunluğu tarafından reddedilmektedir. Bu gerçeği görenler kudurup üstlerini başlarını yırtmaya devam ediyorlar ve edecekler.
Çünkü halkın içine, vicdanına sinmeyen hiçbir şey bu halka dayatılamaz.
Tarih, dayatmaların değil, halk iradesinin galip geldiğini defalarca kanıtlamıştır. Kürt halkı, yüzyıllık mücadelesinin, verdiği bedellerin ve taşıdığı vicdanın bilinciyle, kendisine dayatılan hiçbir projeyi, ne kadar “demokratik” ambalajla sunulursa sunulsun, kabul etmeyecektir.
Bu gerçek, eninde sonunda hem dayatanlara hem de onların “komiser”lerine öğretilecektir.
MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Irak Temaslarına İlişkin İddia: Sabri Ok ve Mustafa Karasu ile doğrudan Görüşme Yapıldı
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın Irak’ın başkenti Bağdat’taki resmi temaslarının ardından Süleymaniye ve Erbil kentlerinde de bir dizi görüşme gerçekleştirdiği öne sürüldü.
@TvXani'nin bölgedeki güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre; söz konusu temaslar kapsamında örgütün yönetim kademesinde yer alan Sabri Ok ve Mustafa Karasu ile de doğrudan bir görüşme yapıldığı iddia edildi. Görüşmelerin içeriğine ilişkin ise herhangi bir açıklama yapılmadı.
Seni aşağılık, namusuz ve yalancı.
Feodal, kadın düşmanı ve kendini bilmez.
Özgürlük hareketi özünde bir kadın hareketidir.
50 yıldır bu mücadeleyi sırtlayan Kürt kadınlarıdır.
Onbinlerce Kürt kadını senin gibi namusuzlar onurluca yaşasın diye Şehid oldu…
Duyduğuma göre;erkeği dönüştürme atölyesinde şöyle bir halt yeniyormuş!Güya erkeğin gerici egemen duygularını törpülemek için,Bir erkeği kaldırıp bir kadına aşağılatıyorlar,köpek gibi havlatıyorlar,olmadık hakaretler yapıyorlar! Bu siyasi bir hareketmi yoksa sapkın bir tarikatmı?
Benim işim de var, Herşeyim de var ama döneceğim.
Önderliğimizi ve hareketimizi esas alacağız.
Bakur’u ve Türkiye sahasını da uçaracağız.
Senin gibi salaklar da aval aval bakacak…
Hiç biri de dönmez. Hepsinin orda işi iş. Bir taraftan vekil maaşı bir taraftan orada kürt kimliği istismarı üzerine kurdukları düzen sahip oldukları olanaklar. Kovsalar yine gelmezler buraya.
Bağırmakla kalsalar ne âlâ, çeteleşmiş, itleşmiş, itin iti olmuş bazıları da şehit annesi annelerimize küfür ediyorlar...
Bu aşağılık küfürbaz pislikleri organize eden, haysiyetsiz onursuz Avrupa KCK yönetiminin bazı yöneticileridir.
Apoculuk tuzağına düşen birinin kurtulması çok zordur!
Onlara katılan kişilerin aile bağlarını tamamen kesiyorlar. Hatta kendi ailelerine düşman hale getiriyorlar...
Öcalan boşuna, "... sahipsiz kadını yaratmak..." demiyordu.
Onun o aşağılık zihniyetine göre, Apocu harekete katılan herkes sahipsizdir...
@DEMGenelMerkezi@hdpdemirtas
Erkek egemenliği bahanesiyle Kürt toplumunu parçalamak isteyen bu anlayışa karşı sert bir duruş şarttır!
Yeter artık! Siz kimsiniz, nereden geldiniz, kime hizmet ediyorsunuz?
Bu zihniyet ne Kürt erkeğini ne Kürt kadını temsil edebilir.
Bugün ineği öldü diye ağlayan Kürt kadını, çocuklarının rızkı için en tehlikeli işlerde çalışan Kürt babayı neye dönüştüreceksiniz?
Kürtlerin şu an en büyük sorunu geçim derdidir; sizin saçma fikirlerinize ihtiyaç yoktur. Defolun gidin, bu mazlum halktan elinizi çekin, ne idüğü belirsiz müptezel gruh!
VİDEO - Diyar Dersim'in omuzlarına konan Kürdistan bayrağına izin verilmemesi sosyal medyada tepkilere yol açtı
Stuttgart'taki bir konserde yaşananlar kameralara böyle yansıdı
Jineoloji olmasaydı bu görüntülere şahitlik edebilir miydik? Asla. Tandır başından kürsülere uzanan bu başarının mimarına selamlar olsun. Ne kadar şükretsek az.
Kürdistan’ı bekleyen büyük tehlike. Stanilist ve tek parti diktatörlüğü Demokratik Sivil sosu ile örtülerek hedeflenmektedir. Rojava teslimiyeti akabinde Bakur’da tek adam ve tek parti dayatılması bir devlet projesidir ve kullanılan sos Demokrasidir. Koca bir yalan. YUTMUYORUZ.
Mem Ararat,müzik dili ve tarzıyla Kürdler’e değer katıyor.
Geçmiş dönemlerin sert ve kapalı yöntemleriyle bugünün gerçekliğini yönetmek artık mümkün değil.
Geçmiş tartışılabilinir muhasebesi yapılabilir;ancak yeni zaman,yeni yöntemler ve yeni bir dil gerektiriyor.
Aydınlar,yazarlar,alimler ve sanatçılar hiç bir parti,franksiyon,ya da şahış hegamonyasında olmamalı. Özgür fikir üretmenin ve özgür bir sanat üretmenin yegane koşulu onları kalıplara sokmadan özgür bir alana sahip olmalarını sağlanmalıdır.
#araratmem