Kayıp nesil deniyor, neyi kaybettik de nesilleri kaybediyoruz. Hayata anlam veren kapsamlı ve kuşatıcı bir liderlik olarak İslami eğitim sistemi. Hayata geçirilmeden kayıplarımız devam edecek..
Siyaset yalnızca seçim kazanmak mıdır?
Siyaset; toplumun işlerini gözetmek, sorunlarını çözmek ve insanların maslahatlarını korumak yerine, iktidarı elde etme ve elde tutma mücadelesine dönüştüğünde sandık amaç haline gelir.
▶️ Sandık Siyaseti | Siyasi Vizyon
Hürmüz krizinden sonra Babülmendep krizi
Brent petrol 107 doları aştı.
Dünya enerji piyasaları açısından son derece kritik bir gelişme yaşanıyor.
Hürmüz Boğazı'ndaki kriz henüz aşılmamışken, şimdi gözler Babülmendep Boğazı'na çevrilmiş durumda.
İran ile ABD arasındaki savaşın Hürmüz Boğazı üzerinden küresel petrol arzını tehdit ettiği bir dönemde, Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmanın şiddetlenmesiyle birlikte Husilerin Kızıldeniz'in batı kıyısındaki stratejik noktaları ele geçirmesi, enerji krizinin derinleşmesi anlamına geliyor.
Bu açıdan Husilerin bugün Mokha Limanı'nı ele geçirmesini sıradan bir askerî gelişme olarak görmemek gerekir. Çünkü Mokha, Babülmendep Boğazı'na yakınlığıyla öne çıkan stratejik noktalardan biridir. Artık mesele dünyanın en önemli enerji ve ticaret yollarından birindeki seyrüsefer güvenliğidir.
Babülmendep, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne, oradan da Hint Okyanusu'na bağlayan stratejik bir geçittir. Bu güzergâhın güvenliği bozulduğunda yalnızca petrol taşımacılığı değil, Asya ile Avrupa arasındaki küresel ticaret de etkileniyor.
Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin bozulması Suudi Arabistan'ı alternatif güzergâhlara yöneltmişti. Suudi Arabistan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı sayesinde petrolü Basra Körfezi'nden Kızıldeniz kıyısındaki terminallere taşıyabiliyordu. Özellikle Yanbu Limanı, Suudi Arabistan açısından Hürmüz'ü aşan stratejik bir "B Planı" niteliğindeydi.
Fakat şimdi bu alternatif güzergâhın deniz tarafı da tehdit altında. İşte asıl sorun burada. Suudi Arabistan’ın Hürmüz'ü bypass etmek için kullandığı Kızıldeniz güzergâhı da güvenliğini kaybederse Suudi Arabistan'ın petrol sevkiyatı ciddi biçimde daralıyor.
Nitekim Ağustos ayında Suudi Arabistan'ın petrol üretimi günde yaklaşık 6,2 milyon varile gerileyerek önemli bir düşüş kaydetti.
Şimdi petrol piyasaları Hürmüz ve Babülmendep’in aynı anda krize girmesini fiyatlıyor. Bugün Brent petrolün 107 doların üzerine çıkmasının arkasındaki temel mesele yalnızca mevcut petrol arzı değildir. Piyasalar gelecekteki arzı fiyatlıyor. Çünkü petrol piyasasında bazen petrolün gerçekten eksilmesi değil, eksilme ihtimali bile fiyatları yukarı çekmeye yeter.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Petrol fiyatları Ağustos başından bu yana yüzde 30'dan fazla artmış durumda.
Ve bu durum yalnızca petrol üreticilerini ilgilendirmiyor.
Çünkü petrol, ulaşım demektir, nakliye demektir, elektrik ve üretim maliyeti demektir, plastik ve petrokimya demektir, gıda maliyeti demektir.
Dolayısıyla petrol fiyatındaki kalıcı yükseliş, bir süre sonra küresel ekonominin tamamına yayılan yeni bir maliyet enflasyonu dalgası oluşturabilir.
Sorun artık petrol ve gazın sadece yeterli miktarda üretilip üretilememesi ile ilgili değildir, bunun yanı sıra, petrolün üretildiği yerden tüketileceği yere kadar güvenli biçimde ulaştırılıp ulaştırılamaması ile de ilgilidir.
Bu nedenle dünya ekonomisinin görünmeyen damarları olan, Hürmüz, Babülmendep, Süveyş, Malakka, Panama gibi stratejik geçiş noktaları bugün askerî güç kadar önemli hâle gelmiştir.
Çünkü 21. yüzyılın savaşları artık enerji yollarını, lojistik ağlarını, tedarik zincirlerini kontrol altına almak için de yapılmaktadır.
Bir ülkenin petrolünü üretmesini engellemek başka bir şey, petrolünü ürettiği hâlde dünya piyasasına ulaştırmasını engelleyebilmek ise bambaşka bir şeydir. Bugün Suudi Arabistan'ın yaşadığı problem bunun çarpıcı bir örneğidir.
Yıllar geçti, bakanlar değişti.
Sınav sistemleri değişti.
Müfredatlar değişti.
Eğitim modellerinin adı değişti.
Ama gençliğin yaşadığı fikrî ve ahlâkî buhran değişmedi.
İsimler değişiyor, müfredat değişiyor; fakat gençliğe verilen laik kapitalist istikamet değişmiyor.
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
Milyonlarca evladımız yeni ders dönemine adım atarken; evlatlarımız kaygılı, karamsar ve umutsuz.
Yarınlarımız; rant kapısına dönüştürülen okul masraflarıyla, inançsızlık ve savrulma bunalımlarıyla, batıyı merkeze alan hayat tarzıyla planlı şekilde tahrip ediliyor.
Sistem, bu çöküntüyü “gündem oyunlarıyla” örtbas ediyor.
Yayın organları yaşanan manevi çürümeyi “modernizm” maskesiyle sunuyor.
Fakat şunun farkındayız:
Bu, evlatlarımızın kimliğini ve duruşunu silme planıdır.
Gençlerimizi ve yarınlarımızı muhafaza edecek tek kale İslami Eğitim Modeli’dir.
Rabbimizden kampanyamızı, kardeşlerimizi İslami kimlik ve şahsiyetine kavuşturan, geleceğini imar eden nesiller yetiştirmeye vesile kılmasını niyaz etsin.
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
Alıntı Makale: Evlilik İlişkisi Sevgi, Merhamet ve İyi Geçinme Üzerine Kurulur Alıntı
🖋️Bilal Muhacir’in kaleme aldığı ve #evlilik'te #adalet, sevgi ile şer'i ölçüleri hatırlatan bu önemli alıntı makaleyi istifadenize sunuyoruz...
Hizb-ut Tahrir: "Trump, hiçbir sebep veya haklı gerekçe olmaksızın sırf Amerika ondan daha güçlü olduğu için komşu bir ülkenin servet ve petrolüne el koymakla övünmekle aslında gizli bir şeyi ifşa etmiş değildir; sadece güçlünün zayıfı ezdiği orman kanununu bir kez daha tescillemiş oldu!"
Çocuklarımızı okula gönderiyoruz elbette teşhirci bir öğretmenin rol model olmasına istemeyiz.
Velakin; ilk okul çocuklarına defterlerinin (kitapları saymıyorum) baş tarafına "Atatürk Köşesi" yaptırarak Kemalizm propagandasını her geçen gün katlayan MEB değil mi?
Çocuklarımızı sadece teşhirci öğretmenlerden değil, eleştirel düşünceyi öldüren, beyinleri felç eden Kemalizm'den de korumalıyız.
Vestfalya'dan beri Batı'nın kurduğu bu devletlerarası düzeni değiştirmek zordur.. Vahyin gereği yeni bir düzen kurmak ağır bir yüktür, ama ağırlığına denk şan ve şerefi yücelten bir yük. Geçmişte imparatorların saraylarında bugün de Beyaz Saray'da konuşulan şanlı ve şerefli bir dava, vesfalyan düzeni değiştirmek.
ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda üzerinde "önce" ve "sonra" yazan İran haritasını kendi fotoğrafıyla değiştirdi.
Bu tam anlamıyla bir "Firavun Şeciyesi" ve güç zehirlenmesinin tezahürlerindendir.
Nasıl ki binlerce yıl önce Firavun, Nil nehrine bakıp ayette de geçtiği gibi "Mısır’ın mülkiyeti ve altımdan akan ırmaklar benim değil mi" diyerek büyüklendiyse, bugün de Trump ve vahşi kapitalizm dünyayı bir menfaat haritası olarak görmektedir.
Gazze’yi bir sahil yatırım projesi olarak görmek, Grönland’a sahip olmak istemek, Ortadoğu'dan Afrika’ya kadar her yeri kendi "âli" menfaatleri için rant toprakları zannetmek çağdaş Firavun zihniyetinin ta kendisidir.
Ne var ki Rabbimizin değişmez yasaları vardır; teker teker işlemektedir.
Suların kendi emrinde olduğunu zanneden Firavun nasıl o sularda boğulduysa, asrımızın modern Firavunları da kurdukları mülkiyet hayallerinde ve yaşattıkları zulümlerin içinde elbet hezimete uğrayacaklardır.
Zira mülkün hakiki sahibi olan Allah, vaadinden asla dönmeyecek ve yeryüzündeki zulüm düzenini sonunda değiştirecektir.
Şüphesiz ki bu alemlerin Rabbine hiç de zor değildir.
ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda üzerinde "önce" ve "sonra" yazan İran haritasını kendi fotoğrafıyla değiştirdi.
Bu tam anlamıyla bir "Firavun Şeciyesi" ve güç zehirlenmesinin tezahürlerindendir.
Nasıl ki binlerce yıl önce Firavun, Nil nehrine bakıp ayette de geçtiği gibi "Mısır’ın mülkiyeti ve altımdan akan ırmaklar benim değil mi" diyerek büyüklendiyse, bugün de Trump ve vahşi kapitalizm dünyayı bir menfaat haritası olarak görmektedir.
Gazze’yi bir sahil yatırım projesi olarak görmek, Grönland’a sahip olmak istemek, Ortadoğu'dan Afrika’ya kadar her yeri kendi "âli" menfaatleri için rant toprakları zannetmek çağdaş Firavun zihniyetinin ta kendisidir.
Ne var ki Rabbimizin değişmez yasaları vardır; teker teker işlemektedir.
Suların kendi emrinde olduğunu zanneden Firavun nasıl o sularda boğulduysa, asrımızın modern Firavunları da kurdukları mülkiyet hayallerinde ve yaşattıkları zulümlerin içinde elbet hezimete uğrayacaklardır.
Zira mülkün hakiki sahibi olan Allah, vaadinden asla dönmeyecek ve yeryüzündeki zulüm düzenini sonunda değiştirecektir.
Şüphesiz ki bu alemlerin Rabbine hiç de zor değildir.
Trump Türkiye, Irak ve Suriye topraklarından geçen Kalkınma Koridoru'na işaret ederek "Hürmüz Boğazı'na birçok alternatif oluşturuluyor. Hürmüz Boğazı artık eskisi kadar önemli değil" diyor.
Şu hale bakın, biri boğazını sıkarken diğeri nefes alması için, hem de müslümanların servetlerinin sömürgen düşmana transferi için İslam'ın toprağından koridor açıyor. Bir de bunlar İslam İşbirliği Teşkilatı üyeleri.. El birliği, iş birliği müslümanlar arasında olur.
Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Müslümanların kanları (kıymetçe) birbirlerine eşittir... Müslümanlar kendilerinin dışındaki kimselere karşı bir el (hükmünde) dirler. (Yabancıdırlar)." Kendilerinin dışındakilere el/yabancı olmaları gerekirken birbirlerine yabancı gibi konumlanmışlar.. Gerekçe malum, reelpolik, Rasulullah'ın sözü mü? Bugünün dünyasında "gerçekliği" yok!?
Eskiden Müslümanlar bir araya geldiklerinde metot konusunu tartışırlardı.
Şimdi bin yıllık defterleri karıştırıp tartışacak konu arıyorlar.
"İslam Devletini kurmanın metodu" konusunda münazara yapacak âlim, hoca, müfessir, fıkıhçı arkadaşlar arıyorum.
Laik sistemi İslâm ile değiştirmek yerine bu sistem içinde en az zaiyatla Müslümanca yaşamaya çalışmayı "İslâm davası" olarak görenler ile bu baba arasında hiçbir fark yok!
Bu şekilde kimseyi koruyamaz ve kurtaramayız.
Zira sorun afişlerde değil, laik sistemde!
Sistem değişmedikçe sorun çözülmeyecektir.
Sorunun Netanyahu olduğunu ısrarla gözümüze sokmaya çalışanlar için Yahudi Prof gerekli açıklamayı yapmış.
Adam haklı beyler!
Sorun Netanyahu değil; Müslümanların topraklarında işgalci bir unsurun bulunması.
Peki sorunu dahi göremeyenler çözümün parçası olabilir mi? Tabiki hayır!