@raskolibov Hocam düzeltmeleri gereken tipleri değil ayakları ,zaten hepsi o formanın ruhunu taşımaktan ziyade YouTube tiktok fenomeni olma peşinde nerden baksan rezillik kepazelik 😤😤
@Belle2Just Kitabın ortasından konuşmuşsunuz 👏🏻👏🏻milletler ligini kazanan voleybol takımına tarifeli uçağı reva gören kansızlar utanmaz ki ama YouTube fenomeni olmak isteyen saçı başı kaşı yaptıran adamlara milyonlar yağıyor utanmaz reziller
@haskologlu Şuana kadar oynanan maçları ve takımları izliyorum da gerçekten bizim oynandığımız futbol değilmiş ve bunu istisnasız her maçta biz niye bu takımlar gibi oynamadık kıyası hiç aklımdan çıkmıyor 😤😤
Hayatta emin olduğum üç gerçek var: bir, gerçek özgüvenliler, kibir ve insanları aşağılama eğilimi göstermezler. İki, gerçek zenginler, servetlerini sergilemezler. Üç, gerçekten mutlu ilişkileri olanlar, bunu kanıtlama ihtiyacı hissetmezler. Aşırı sunum, yokluğun dışa vurumudur.
@kartalhatti Elinde bu kadar kaliteli kadro varken bok gibi bir kadro ile çıkmasını mı dersin o kadar malca yapılan değişiklikler mi dersin ne dersen de bu kadar insanı üzmeye hakkın yok yazık valla sabah sabah moral filen kalmadı ya 😤😤
@Selcoin 1.90 adamlara karşı 85 dk Keremi oynattı 2-0 mağlubuz gol gerekiyor gidip oyuna Mert ve Salih giriyor Montella valla aklımızın ayarlarıyla oynadı millî takımı sabote etse bu kadar olurdu sabah sabah söve söve güne başladık 🤬🤬
Bizim toplumumuz aşkı tek kelime sanıyor.
Birine "aşığım" diyorsun, o da sana "aşığım" diyor ama ikiniz bambaşka şeyden bahsediyorsunuz.
Sonra anlaşamayınca "demek aşk yokmuş" diyorsun.
Aşk var. Sen onu tanıyamıyorsun. Adı olmayan şeyi yönetemezsin.
Eski Yunan bunu bizden iyi biliyordu.
Tek "aşk" kelimesi yoktu sekiz tane vardı:
Eros: cinsel tutku, arzu, yangın. Bedenin aşkı.
Philia: dostluk sevgisi. Omuz omuza verdiğin, sırtını dönebildiğin.
Storge: koruyucu sevgi. Annenin evladına, ağabeyin kardeşine.
Agape: karşılıksız sevgi. Hiçbir şey beklemeden, sırf vermek için.
Ludus: oyunsu sevgi. Flörtün, ilk bakışların, kovalamacanın hafifliği.
Pragma: yıllanmış sevgi. 40 yıllık evliliklerin, beraber yaşlanmanın olgun bağı.
Philautia: öz sevgi. Kendine duyduğun. Bu olmadan diğer yedisi sakat doğar.
Mania: takıntılı sevgi. Sahiplenen, kıskanan, "ya benimsin ya kimsenin" diyen hastalıklı hal.
Gördün mü?
Sekiz ayrı şey. Biz hepsine "aşk" deyip karıştırıyoruz.
Biri Eros'tan bahsediyor, öteki Pragma'dan ve birbirlerini hiç anlamıyorlar.
Şimdi bilim ne diyor?
Antropolog Helen Fisher, 30 yıl beyni tarayarak aşkı inceledi.
Çıkan sonuç şaşırtıcı: aşk tek bir duygu değil üç ayrı beyin sistemi.
Üçü ayrı hormonla çalışıyor, ayrı sürede yanıyor, ayrı işe yarıyor.
1 ŞEHVET.
Yakıtı testosteron ve östrojen.
Birini görüp arzulamak. Hayvansal, ani, anlık.
Saatler sürer.
Doğanın net emri: çoğal. Bu olmadan tür devam etmez. Utanılacak bir şey değil temeldir.
Ama sadece bu varsa, sabah ayrı yastıklarda uyanırsın.
2 ÇEKİM.
Yakıtı dopamin, norepinefrin, düşük serotonin.
"Aşık olmak" dediğin o yakıcı hal. Sürekli onu düşünmek, telefonu elden bırakamamak, yemekten kesilmek, "onsuz nefes alamam" sanmak.
(Bu aşamadaki beyin taraması, kokain almış bir beynin taramasıyla neredeyse birebir aynı çıkar. Aynı ödül bölgeleri, aynı takıntı kimyası. Bu yüzden "aşk acısı" gerçek bir yoksunluk krizidir bağımlının maddeyi bırakırken çektiği neyse, terk edilen insanın çektiği odur. Düşük serotonin de obsesif-kompulsif hastanınkiyle aynı seviyede ölçülüyor; "sürekli onu düşünme" hali bundan. Bu yangın 6 ay ile 3 yıl arası zirve yapar, sonra mutlaka söner. Sönmesi arıza değil biyoloji. Ama insanlar bunu bilmediği için, ateş düşünce "aşk bitti" sanıp kaçar. Halbuki o an, asıl aşkın başlayacağı andır.)
3 BAĞ.
Yakıtı oksitosin ve vazopresin.
Yıllarca süren huzur. Tutku değil güven.
"Evim onun yanı" hissi. Heyecan gitmiştir ama yerine çok daha derin bir şey gelmiştir: kök.
(Oksitosin "bağlanma hormonu" diye bilinir temasla, sarılmayla, cinsellikle, hatta göz göze uzun bakmayla salgılanır. Vazopresin ise sadakat ve koruma dürtüsünü tetikler. İlginç olan: bu iki hormon, dopaminin yarattığı yangını zamanla bastırır. Yani doğa, çekimi söndürüp bağı kuracak şekilde tasarlamış bizi çünkü çocuk büyütmek için yangın değil, istikrar gerekir. Sağlam evlilikleri ayakta tutan çekim değil, bu bağdır. Ama bağ bir günde kurulmaz; beraber sıkılmayı, beraber zorluk aşmayı, birbirinin en kötü halini görüp yine de kalmayı ister.) Çoğu insan buraya gelemez, ilk iki de yıllarını harcadıktan sonra ilişki iflas eder.
İlişkilerin neden çöktüğü tam burada gizli.
Çünkü çoğu ilişkide bu üç sistemden biri eksik.
Sadece şehvet varsa → tek gece. Sabah biter, isim bile hatırlanmaz.
Şehvet + çekim var, bağ yoksa → 1-2 yıl yanar, küle döner. "Çok sevmiştik ama yürümedi" dediğin tam budur. Ateş vardı, kök yoktu.
Çekim sönmüş, bağ var ama kimya kalmamışsa → "kardeş gibi olduk." Aynı evde, ayrı yataklarda, sevgiyle ama tutkusuz.
Üçü de varsa → işte gerçek aşk budur.
Yatakta kimya, sohbette keyif, hayatta ortaklık.
Hem yanıyorsun, hem gülüyorsun, hem güveniyorsun.
Üçü birden. Biri eksikse ilişki topallar.
Bunu kazanan insan kendini zengin ve şanslı sayabilir.
"İlk görüşte aşk" da bir yanılgı.
İlk görüşte aşk olmaz şiddetli çekim olur.
Bilinçaltın yarım saniyede karşındakini tarar: yüz simetrisi, koku, ten, duruş, sağlık sinyalleri.
Üstüne geçmişten tanıdık birine benzetir.
En tehlikelisi kendi hayalini onun üstüne giydirir.
Sen buna "aşk" dersin. Değil. Kıvılcım.
Aşk o kıvılcımdan sonra, tanışınca, çatışınca, gerçeğini görünce ya doğar ya ölür.
Bu yüzden uzaktan yıllarca birini "sevmek" platonik aşk denen şey çoğu zaman aşk değil, Mania'dır. Takıntı.
Adam karşısındaki gerçek insana değil, kendi kafasında yarattığı kusursuz hayalete tutulmuştur.
Gerçek insan o hayale asla uymaz bu yüzden platonik aşıklar, sevdikleri kişiyle gerçekten birlikte olunca çoğu zaman hayal kırıklığına uğrar.
Çünkü hayaletle yaşıyordu, insanla değil.
Yaşadıysan bilirsin.
Kadın "seks olmadan aşk olur" der, erkek "olmaz" der.
Kavga ederler.
Oysa ikisi de yarı haklı sadece farklı sistemden konuşuyorlar.
Kadın beyninde çekim aşaması daha uzun, daha duygusal baskındır bu yüzden bakarak, konuşarak, hayal kurarak "aşık" olabilir; ona göre bağ ve çekim yeterli.
Erkek beyninde şehvet sistemi daha baskın devreye girer bu yüzden temas olmadan "aşığım" demekte zorlanır.
İkisi aynı kelimeyi kullanıp farklı sistemi kastediyor. Kavganın sebebi bu.
Doğrusu şu:
Cinsellik olmadan çekim başlayabilir ama olgun, kalıcı aşk inşa edilemez.
En sağlam ilişki, üç ayağın da sağlam olduğu ilişkidir;
Yatakta kimya. Yatak dışında sohbet. Hayatta ortaklık.
Biri eksikse topal.
Sadece kimya yandı bitti.
Sadece sohbet kardeşlik.
Sadece ortaklık ev arkadaşlığı.
Aşk bir his değil inşadır.
Eros'la başlar, çekimle alevlenir, Pragma'yla kalıcılaşır.
Philautia'yla yani önce kendini sevmekle sağlam temele oturur.
Üçünü birleştirebilen insanlar gerçek aşkı yaşar.
Birini eksik bırakan, ömür boyu "neden hiçbiri yürümüyor" diye sorar durur.
Çünkü o, aşkı tek kelime sanıyordu.
Halbuki aşkın sekiz hali, üç beyni vardı. :)
Manipüle edilmeyen insan karizması diye bir şey var. Gerçeğin farkında, kendi değerinden emin; dedikodu, kaos ve sahte kalabalık görüntülerinden etkilenmeyen; korkuyla yönlendirilmeyen, utançla yönetilemeyen insan gücü. Kitaplarda yazmaz ama sahibine çok büyük bir iktidar verir.
Çok güzel bir alıntı okudum bugün: “senin olmadığın masalarda adını koruyacak insanlarla dost ol” diye. Gerçekten çok doğru. Bazen sevgi sizin haberiniz bile yokken sırtınıza konulan bir el, arkanıza çekilen bir duvardır.
Para kazanmak istiyorsanız, insanların "zayıf noktalarını" bilin.
Bir erkeğin zayıf noktası "cinselliktir"tir.
Bir kadının zayıf noktası "güzellik"tir.
Bir ebeveynin zayıf noktası "çocuklar"dır.
Yaşlıların zayıf noktası "sağlık"tır.
Zenginlerin zayıf noktası "kayıp korkusu"dur.
Fakirlerin zayıf noktası "ani bir şanssızlık"tır.
Gençlerin zayıf noktası "tanınma ihtiyacı"dır.
Ofis çalışanının zayıf noktası "stresten kurtulma" ihtiyacıdır.
Ev hanımının zayıf noktası "zaman ve para tasarrufu"dur.
İşletme sahibinin zayıf noktası "verimlilik"tir.
Otaku'nun zayıf noktası "en sevdiği karakter/idol"dür.
Kumarbazın zayıf noktası "heyecan ve kazanç"tır.
Bu noktaları kavradığınız anda,
iş artık "zor bir oyun" olmaktan çıkar.
Şu cümlenin güzelliğine düştüm bugün:
“Disiplinli çalışma uzun süre hiçbir şey değiştirmiyor gibi görünür, ta ki bir sabah hayatınızdaki her şey değişene kadar.”