Sivas, 1919... Ordu yok. Para yok. Silah yok... İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve yerli satılmışlar ülkeyi mahvetmek üzere anlaştı.
Mustafa Kemal "Cihanı başlarına toplasınlar da gelsinler. İş kalabalıkta değil, hak ve hakikattedir. Millet rehberimizdir. Mutlaka biz muvaffak olacağız." dedi.
Ardından olanlar...
1919'da İtalya Başbakanı Orlando istifa etti.
1920'de Fransa Başbakanı Clemenceau düştü.
Damat Ferit düştü.
Venizelos seçim kaybedip ülkesinden kaçtı.
Yunan ordusu büyük ölçüde imha edildi.
Hacıanesti ülkesinde kurşuna dizildi.
Kral Konstantin halk tarafından tahttan indirildi.
Vahdettin, İngilizlere sığındı.
İngiltere Başbakanı Lloyd George iktidardan düşürüldü.
Saltanat kaldırıldı. Lozan İmzalandı. Ülke kurtuldu. Bağımsız devlet kuruldu. Cumhuriyet ilan edildi.
Atatürk hala ayaktaydı ve hep ayakta kaldı.
Biz kurbanlarımızı kestik.
Kurban satıcıları da epey iyi para kaldırdı. Abi beni kurtarmaz bu rakam dedikleri rakamlar, kasap et/kıyma tarafına baktığımızda kurtardığını hesap ettik değil mi?
Biz ibadet peşindeyken, ibadetin üstünden ticaret peşinde koştular yine.
Devlet arşivlerinde 2025 yılında o kadar evrakın gizliliği kaldırılmış ki, hainlerin yaptığı hainlikleri anlatmak için kitap yazmak lazım.
Muazzam ve sistemli bir hainlik varmış. Devlet hep defansta kalmış. Sadece isyan eden ele başlarını ipe götürmüş. Gerisine merhamet...
Devlet arşivlerinde gezinirken tesadüfen karşıma çıkan bir resmi diplomatik belge, Atatürk hakkında atılan iftiralara esaslı bir cevap veriyor... Ne demiş eskiler, yalan bin kapıdan kaçsa da gerçek bir gedik bulup çıkar...
Hatırlarsınız, Murat Bardakçı geçen yıl Atatürk'ün dinsiz olduğunu ileri sürmüş, delil olarak da yabancı gazeteci Grace Ellison'un kitabında geçen cümleyi kullanmıştı. (Görsel 1)
Bendeniz o vakitler bir kitap yazmakla meşguldüm. Atatürk'ün not defterlerini incelerken tesadüf eseri 1925'te alınan notları okumuş Bardakçı'nın meze olduğu iftiraya karşı delil bulmuştum. Atatürk bu notlarda şöyle yazmıştı:
Bir İngiliz gazetesi muhâbiri benimle konuşuyor. Söylemediğim şeyleri yazıyor ve söylediğim şeyleri aleyhimize tefsîr ediyor. Kendisini men’ etdim. Söz vermişdi. Anladım ki, İstanbul’daki muallem insanlarla beraber âdetâ câsûs. (Görsel 2)
Bendeniz paylaştıktan sonra bu belge epey yayıldı ve konuşuldu. Ellison üzerinden atılan iftiralara dayanak teşkil etti. Sonrasında Bardakçı bu konuyla ilgili bir şey yazmadı diye biliyorum. Yazdıysa da ben göremedim. Neyse...
Şimdilerde yine devlet arşivlerinde gizliliği kaldırılan belgeleri incelerken başka bir tesadüf daha gelip bendenize çarptı.
Efendim, gizliliği 2025 yılında kaldırılan 1934 tarihli bir diplomatik arşiv belgesinde, Mısırlı El Mukattam gazetesi muhabiri Kerim Sabit'in Türkiye'yi ziyaret ettiği ve ülkesine döndükten sonra da gazetede gözlemlerini yazdığı bilgisi mevcut. Bu belgede Atatürk hakkında yer alan izlenimlerini bugün paylaşmıştım. Fakat belgenin dördüncü sayfasında hayli ilginç bir bilgi var ki Atatürk hakkında çokça araştırma yapmış biri olarak bu bilgiyi ilk kez okudum.
Kerim Sabit, Atatürk'ün basınla olan ilişkisini izah ederken yabancı gazetecilere mühim bir şerh düşüyor. (Görsel 3)
Gazi'nin ecnebi gazetecilerle görüşmemelerinin sebebi şudur: Mazide kendileriyle mülakat şerefine nail olan gazetecilerin hepsi değilse de ekserisi söylediklerini tahrif etmiş, yazılarında kötü niyetlerini göstermişlerdir. Bunlardan bazıları da... yalan yanlış şeyler yazmış ve iftiralarda bulunmuşlardır.
Bu belgenin gizliliğ 2025 yılında kaldırılmış. Daha önce akademik bir yayında kullanıldığına rastlamadım. Atatürk'ün 1925 yılındaki notları ile 1934 tarihli belgeyi birlikte okuduğumuzda, son derece tutarlı şu görüşü elde ediyoruz:
Atatürk, yabancı gazeteciler tarafından sık sık iftiraya maruz kaldığı için kendilerine pek güvenmiyor. İki belge arasında 9 yıl olması, meselenin anlık ve dönemlik değil, istikrarlı bir tavır/tutum olduğunu da gösteriyor. Daha önce okuduğum eserlerde Atatürk'ün yabancı gazetecilere karşı genel bir güvensizliği olduğu yönünde bilgi okumadığım için aslında yeni bir şey öğrenmiş oluyoruz.
Sonuç olarak yabancı gazetecilerin Atatürk'e İslam düşmanlığı vb isnatlarda bulunduğu yayınlar, bizzat Atatürk tarafından ve dönemin tanığı tarafından güvenilmez, kötü niyet ve hatta casusluk faaliyeti olarak kabul görmüştür.
Yabancı gazetecilerin yayınları üzerinden Atatürk'e İslam düşmanı isnadında bulunanların, iftiralarını çürüten bu belgelerden bahsetmeleri de haysiyet ve şeref gereğidir.
"Mustafa Kemal (Atatürk) Çanakkale'de sıradan bir yarbaydı, albaydı!" aldatmacası! 👇
Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos-10 Aralık 1915 arasında yaklaşık 4 ay kadar Çanakkale'de 7 ile 10 tümen kadar, 100 bini aşkın askeri yönetti. Çanakkale'de orduların en tepesindeki 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa'dan sonra en uzun süre en çok kuvveti yöneten komutan Albay Mustafa Kemal'di.
Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı'nda 9-10 Ağustos 1915 I.Anafartalar Zaferi, 21 Ağustos 1915 II.Anafartalar Zaferi başta olmak üzere çok önemli zaferlere imza attı.
Sıradan öyle mi? 👇
The islands belong to Greece, but it has promised not to arm them. Because the last great war created a status quo with its own realities. This status quo has granted a century of peace. If Greece begins to forget the past, Turkey might also begin to delve into irredentist thoughts. Because some islands are very close to the coast. Therefore, if I were in their place, I wouldn't tamper too much with the foundations of peace.
Türkiye'de 90'lı yıllara dek öğretmenin güçlü, velilerin "eti sizin kemiği benim" düşüncesinde olduğu eğitim düzeni vardı. Öğretmen bu düzende öğrenciyi kolayca azarlar, düşük not verir, sınıfta bırakabilir hatta şiddet bile uygulardı. Bunlar eğitim düzeni için bir tür realite gibiydi.
Sonra, velilerin bu güçlü öğretmen düzeninden rahatsızlık duymaya ve bu düzenin öğrencilere zarar verdiğini düşündüğü dönem başladı. Velinin okula müdahalesi, öğretmenin yetkisini kötüye kullanımını engellemek ve öğrencinin iyiliği için çabalamak gibi pratik bir hedefe sahipti. Hatta medyada en makbul velinin okula gidip öğrencinin durumuyla ilgilenen veli olduğu propaganda ediliyordu.
Böylece güçlü öğretmen güçsüz öğrenci modeli yerini güçsüz öğretmen güçlü veli ve öğrenci modeline bırakmaya başladı. Sınıfta kalma uygulaması sona erdi. Düşük not nedeniyle hesap sormalar başladı. Öğrencinin okula istediği kıyafetle gidebiliyor olması öğretmen otoritesini zayıflattı. Denge öyle bozuldu ki veliler okul basıp öğretmen darp etmeye başladı ve bu rutin bir uygulama halini aldı.
Şimdi veli ve öğrencinin fütursuzca güçlü olmasının zararlı yönlerini keşfediyoruz. Artık öğretmenin yeniden güçlü ve öğrencisi ile baş başa olduğu bir düzen talep ediyor.
Peki ne olacak? Kötü mevcut düzenden önceki sağlıksız düzene geri mi dönülecek? Daha dengeli ve pragmatik bir düzen gerek. Gücü öğretmenden alıp öğrenci ve veliye bahşetmek sorunu çözmedi. Şimdi onu yeniden öğretmene iade etmek de çözmeyecek. Güç figürleri ve otorite arasında işleyen sağlıklı bir modele ihtiyaç var. Yoksa yine bir kuşak kaybedeceğiz.
Timur Soykan: Bizim Milli Eğitim Bakanımız ne yapıyor biliyor musunuz? Bir okula güvenlik temin etmek, bir öğün yemek vermek... Bunlar onun gündemi değil. Onun gündemi tarikatları okullara doldurmak...
Okullara güvenlik bulamıyorlar ama imam buluyorlar...
📣 Kripto varlıkların vergilendirilmesini içeren kanun teklifinde önemli bir geri adım atıldı. 1’inci, 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci maddeler tekliften çıkarıldı. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu, dayatmaya karşı aklın ve ortak mücadelenin kazandığı anlamına gelir. Sosyal medyada ses yükselten, emeği geçen, katkı sunan herkese teşekkür ediyoruz. #KriptoVergiyeHayır
CHP Mv. İlhami Özcan Aysun:
"Hiçbir analiz yapılmadan gelişi güzel bir şekilde bu kanun hazırlanmış. Yanlış yaptıklarını gördükleri için geri çektiler. İnşallah bu öneri önümüze tekrardan gelmez."
Şimdi mesela altını (türevini) bu şekilde aldık diyelim:
0n binde üç alırken ve on binde üç de satarken vergi ödenecek.
(Borsa komisyonu + vergi de olsa kuyumcu al sat marjına göre çok daha makul)
Şansımız yaver gitti ve kar ettik diyelim:
%10 da kardan verilecek!
Git yastık altına, ne işin var teknolojiyle blockchainle deniyor kısaca!
#KriptoVergiyeHayır
İYİ Parti Milletvekili Burak Dalgın:
"Bu kripto kanunu sektöre danışılmadan hazırlandı ve neticede haklı olarak geri çekildi. Bir sonrakinde sektör temsilcileriyle gerçek bir istişare yapılmalıdır."