Milli Görüşçünün en büyük özelliği, çok iyi bayrak asması değil, seçim çalışmasında şehri kuşatması değil, çok çalışması değil, kampüslerde yaptığı çalışmalarla adından bahsettirmesi de değil, en büyük özelliği nefis terbiyesini esas almasıdır. Her gece yatağa yattığında, kendisini hesaba çekebilen, "BEN" yerine "BİZ" diyebilen, kendisine taş atana gül atan, "Eller yahşi ben yaman, eller buğday ben saman" diyebilen, davasına, liderine son derece sadık, önünde hangi güç olursa olsun GÜÇ VE KUDRET SAHİBİ YÜCE ALLAHTIR diyen ve onu yaşatan, haliyle tüm evrene haykıran karaktere sahip olmasıdır.
Dün okullarımızda yaşanan üzücü olaylardan sonra sosyal medyada bazı çevrelerin, yaşanan her meseleyi okullarda gençliğin ihyasına vesile olan Ramazan etkinlikleri, Siyer-i Nebi çalışmaları gibi milli ve manevi değerlere bağlı nesillerin yetişmesi için yapılan çalışmalara bağlama çabasını ibretle takip ediyoruz.
Oysa meseleyi merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız yıllar önce çok güzel ifade etmiştir;
“Her bir okula bir polis görevlendirmesini bırakın, her bir gencin yanına bir polis görevlendirseniz bu problemleri çözemezsiniz. Önemli olan her bir gencin kalbine Allah korkusunu yerleştirmek, Cenab-ı Allah’ın sevgisini, İslam dininin muhabbetini yerleştirmektir.”
Biz biliyoruz ki; güvenli bir toplum sadece tedbirlerle değil, imanla, ahlakla ve değerlerle inşa edilir.
Gençliğimizi suçlayarak değil, onların gönüllerini ihya ederek geleceğimizi koruyabiliriz.
Bu milletin kurtuluşu; gençliğinin kalbinde yeşerecek iman, ahlak ve sorumluluk bilincindedir.
Algılarla değil hakikatle konuşmaya, ayrıştırmak yerine inşa etmeye devam ettiğimiz sürece gençliğimizi kazanabiliriz.
Biz de bu pencereden baksak mesele çözülecek!
Onların gözünde bizim aramızda hiçbir fark yok. Yalnızca sıralama var.
Kendimize gelelim.
Batıla galebe çaldıktan sonra ayrılıklarımızı ağız tadıyla çözelim. Çocuklar katledilirken, zalim iktidarını bizim imkanlarımızla kuvvetlendirirken enerjimizi birbirimize harcamayalım.
Kimse kırılmasın ama bir şey söylemek istiyorum.
‘Zincirler Kırılsın Ayasofya Açılsın’ eylemlerimize gelmeyenler, açıldığında ilk namaza koşarak gitmişlerdi.
31 Aralık akşamı Filistin için yapılacakları söylediğimiz salonlara gelmeyenler, 1 Ocak sabahı yürüyüşe çağırıyor.
Kemal Sayar der ki; “Kimi insanlar vardır, size sadece var olmanızla bile sıra dışı bir şey yapıyor olduğunuz hissini verirler. Adeta içinizdeki güzelliği çekip çıkarır ve yüzünüze tutarlar. Onlar bu çağın soyluları, çiçek dirilticileridir. Olur da elinizi tutarlarsa bırakmayın.”
insanı en çok rahatlatan şey, Allah’ın kalplerde olanı bilmesidir. niyetlerde olanı bilmesidir. göğüslerin sakladığını ve zihinden geçen her şeyi bilmesidir. beni çok rahatlatan diğer şey ise, hesabın Allah’ın elinde olmasıdır. rızkın Allah’ın elinde olmasıdır. başarı ve muvaffakiyetin Allah’ın elinde olmasıdır. bütün açılışların ve fetihlerin Allah’ın elinde olmasıdır. insanlar ne kadar tuzak kurarsa kursun, Allah’ın tedbiri bütün bunların üstündedir ve o’nun lütfunu engelleyebilecek hiç kimse yoktur.
Kemal Sayar diyor ki "Yas,sadece sevdiklerimizi kaybetmekle olmaz.Bir yaşama biçimini kaybetmek de yastır. Bir şehri bildiğimiz halde kaybetmek,rutinlerimizi kaybetmek de yastır.Hatta itikatlarımızı, dünyayla ilgili inançlarımızı kaybetmek de yastır."
🗣️ Sumud Filosu aktivisti Muhammed Fatih Sinan:
"Biz Aşdod limanında saatlerce ters kelepçeli bir şekilde bekletilirken, limanda üzerinde Türk bayrağı çekili, içinde Türk vatandaşları olan o ticari gemiler kimdi?
Bunların tespit edilmesini istiyoruz."
Biz ölürken siz nutuk atıyordunuz.
Biz haykırırken siz tüccarlığın utancını büyütüyordunuz.
Biz “menzilimiz Kudüs” diyorduk,
siz afiş, flama sallayıp milletin gazını alıyordunuz.
Ama artık mızrak çuvala sığmıyor, efendiler!
Bir iki kuru lafla günü kurtaramayacaksınız.
Herkes biliyor ki kendi şehirlerimizde bağırmak, sadece kendimizi avutmanın bir yolu haline geldi.
Devlet yaptırım uygular.
Sivil toplum kuruluşları ise, devlete bu yaptırımı uygulatmak için baskı kurar.
Devlete baskı yapmayan her eylem,
tıpkı devletin de zaman zaman kendi iç kamuoyunu yatıştırmak için sahnelediği nümayişler gibi,
sonuç üretmekten çok meseleyi basitleştirmenin bir aracına dönüşür.
Aksi halde,
biz yine öleceğiz…
ve siz yine nutuk atacaksınız.
Sumud Filosu aktivistlerinden Sinan Akılotu, 7 Ekim���den bu yana çeşitli entrikalarla gizlenmeye çalışılan gerçekleri 37 saniyede bütün dünyaya duyurdu.
“Müslüman ülkeler işbirliği yapıyor”
- petrol sevkiyatı devam ediyor
- ticaret devam ediyor
- üsler açık
#GlobalSumudFlotilla
Aşağıdaki görüntüler Negev hapishanesinden. Burası Filistinlilerin yakından tanıdığı ve ağır işkencelere maruz kaldığı bir zindan. Videodaki aşağılık mahluk Siyonist rejim bakanı Ben-Gvir. Kameraya (yani hepimize) bakıp diyor ki, "Söz verdiğim gibi, filoya katılan ve terörizmi destekleyenler, Negev Hapishanesi'ndeki teröristlerle aynı koşulları ve muameleyi görüyor."
Erdoğan’a seslenmek istiyorum: Vatandaşlarımıza yapılan bu muameleye sessiz mi kalacaksınız? Hâlâ “lafla-sözle” mi yetineceksiniz? İsrail, gözümüzün içine bakıp vatandaşlarımıza “terörist” derken bu aşağılık rejimle ilişkiye daha ne kadar devam edeceksiniz? Bu soykırımcı yapıyla ilişkilerinizi şimdi kesmeyecekseniz; onu “devlet” olarak tanımadığınızı şimdi ilan etmeyecekseniz ne zaman ilan edeceksiniz?
STK’lara, alimlere, hocalara, akademisyenlere de seslenmek istiyorum: İsrail’e lanet okumayı bırakın artık. Erdoğan’a ve siyasal iktidara seslenin. Bu aşağılık rejimi tanıyan, bu soykırımcı rejimle ilişkilerini kesmeyen bir ülkede yaşıyoruz. Allah rızası için Erdoğan’a ve siyasal iktidara seslenin.
Korkunç bir çürümüşlük içindeyiz!
Yeter artık!
| Giresun
AGD Giresun Kadın Kollarımızda hem teşkilat eğitimi hem de Kadın Kolları Başkanlığı devir teslimi için bir araya geldik. Yıllarca birlikte çalıştığımız Melike Özdemir kardeşim görevini Medine Demirci kardeşimize devretti. Mübarek olsun. Emekleri daim olsun.
Bu vesileyle katılan Ordu Kadın Kolları Başkanımız Hilal Özata Hanımefendiye ve koşturmacasına rağmen misafir eden Trabzon Kadın Kolları Başkanı Zeynep Garip Hanımefendiye teşekkür ediyorum.
📍Prof. Dr. Necmettin Erbakan Özgürlük Filosu Basın Açıklaması 🇹🇷🇵🇸
Filistin'e özgürlük, Gazze ablukasını yıkmak için yola çıkıyoruz!
#GazzedeAblukayıKır
Öcalan’ı altılı masa serbest bırakacak dememiş miydi iktidar?
Hafızası bu kadar zayıf bir millet olmamızdan dolayı yaşayacaklarımızdan korkuyorum.
Cenab-ı Allah memleketimizi her türlü kötülükten muhafaza eylesin.
İran’ın İsrail’e yağan füzelerini gören pek çok kişiden ilginç yorumlar okuyorum. Bazıları gözlerine inanamıyor; “yapay zekayla üretilmiş olmasın sakın!” diye tereddütlerini dile getiriyor. Kimi de “Bu gördüklerimiz gerçek mi?” diye soruyor. Öteki “Bu füzeler hakikaten İsrail’e düşüyor mu?” diye şaşırıyor.
Gerçek kıymetli kardeşim, hepsi gerçek. Tel-Aviv’e düşen füzeler de, Tahran’a düşen füzeler de gerçek.
İnanamıyorsunuz, çünkü size bugüne kadar yalan söylediler. Yıllarca “tiyatro” dediler, “danışıklı dövüş” dediler. Manşetler attılar. Koca koca uzmanlar, yazarlar, çizerler sınırsızca manipülasyon yaptılar. Alay ve istihzanın her türünü yaptılar. Ağızlarından İran’la ilgili neredeyse tek bir hayırlı söz sadır olmadı.
Size gerçeği söylemediler. O yüzden gördüklerinize inanmakta zorlanıyorsunuz.
En büyük kötülüğü size yaptılar kardeşim. Sizi gerçeklikten kopardılar. Sorun İran’ı eleştirmeleri değildi, her ülke gibi İran’ın da iç ya da dış politikaları eleştirilebilir, bunda sorun yok. Sorun sizden gerçeği gizlemeleriydi. Adil olmadılar, objektif davranmadılar. Davranmadıkları gibi, “Durun mevzu öyle değil, İran’ın asıl düşmanı İsrail’dir. İran’ın İsrail’le savaşı bugün başlamadı,45 yıldır savaşıyor” diyenlere de en iyi bildikleri şeyi yaptılar: Karaladılar, linç ettiler, dillerine ne geliyorsa söylediler. Bizi bırakın, HAMAS, İslami Cihad, FHKC gibi Filistin direnişinin temsilcilerinin sözlerine de itibar etmediler. Yahya Sinvar’ın, İsmail Heniyye’nin, Ziyad Nehhale’nin, Ebu Ubeyde’nin vs söylediklerini ya gizlediler ya da manipüle ettiler. Şu 19 aydır yapmadıklarını bırakmadılar.
Özellikle genç kardeşlerime seslenmek istiyorum: Bizler ömrümüzü ABD-İsrail hegemonyasında geçirdik. Hayatımızın tamamı ABD’nin yaptığı darbeleri, İsrail’in yaptığı zulümleri izlemekle geçti. Artık ölsek, kimsenin “Pek de gençmiş!” demeyeceği bir yaştayız. Ve durum hala böyle. Bu insanı kahrediyor. Ama bunun tek bir sebebi var: Bizim paramparça oluşumuz. Bunun da en temel sebebi, zihinlerimize örülen bariyerlerdir. Bu bariyerler gerçeği görmemizi engelliyor. Bu bariyerler bizi birbirimizden koparıyor. Bu bariyerler bizi gerçeklikten koparıyor, psikotik bir hayatın içine sürüklüyor bizi. Zalim bir iyimserlikle hayatımızı tüketmemize neden oluyor: Kardan aydınlık bir sabahın geleceği ümidiyle yaşıyoruz ama bu ümidin altını doldurmuyoruz. Bu sabahın sadece bizimle değil, bütün ezilmişlerin birlik ve dayanışmasıyla geleceği gerçeğini bir türlü idrak etmiyoruz.
Bizler ömrümüzü lafı güzafla tükettik kardeşlerim. Küçük başarıları büyük zaferler zannettik. Ait olduğumuz cemaatin logosunun görünmesinden mutlu olduk. Koltuk, statü ve titr sahibi olmayı bir şey zannettik. Söz dalaşıyla, laf dalaşıyla; bir hocanın diğerine -affınıza sığınarak söylüyorum- “laf sokmasıyla” tatmin olduk.
Kavmiyetçi, mezhepçi, hizipçi hayaller kurmayı öğrettiler bize. Hayata insanlık ölçeğinde bakmayı öğretmediler. Biri dedi ki “Bayrak düştüğü yerden kalkacak!” öteki dedi ki, “En güzel İslam Anadolu’da yaşanıyor!” Bunu bize kim öğretti? Bütün bir insanlığa seslenen bir dinden nasıl böylesine dar ve ayrımcı bir söylem inşa edildi? Bizi fırka fırka yapıp, sonra da her fırkanın kendi elinde kalanıyla övünmesini bize öğreten kim?
Suç bizim genç kardeşim, suç sizin değil. Fakat bunu devam ettirirseniz bu suça siz de ortak olacak ve kendinizden sonraki nesle taşıyacaksınız. Bunu devam ettirirseniz, yıllar sonra sizin çocuklarınız da NATO müttefiki bir ülkede, ABD üsleriyle çevrili bir Ortadoğu’da “Bir sabah gelecek kardan aydınlık” marşlarını söylemeye devam edecek ama o sabah bir türlü gelmeyecek.