İsrailli yönetmenler Yuval Avraham ve Rahel Szor, Siyonistlerin Gazze'de yaptıkları soykırımı "NAZA" başlıklı bir film ile belgeselleştirdi.
"NAZA" (נָזָ״א), "tâli (ikincil) hasar" anlamına gelen İbranice "Nezek Agaví" (נזק אגבי) kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma.
Yönetmenler, belgesel film hakkında bir de yazı kaleme aldılar:
https://t.co/Vvr6EwZhhd
Yazıda belirttiklerine göre "NAZA", İsrail ordusunda görev yapmış 24 askerin tanıklıkları üzerinden Gazze'deki katliamların arkasındaki mekanizmayı görünür kılıyor.
Askerlerin anlattıklarına göre, hedef alınan evlerde sivillerin bulunduğu, hatta ailelerin gündelik hayatlarının gerçek zamanlı olarak izlendiği biliniyor; buna rağmen saldırı emirleri veriliyor. Bu durumda "tâli (ikincil) hasar" ifadesi, yaşananı açıklayan teknik bir terim olmaktan çıkıp sivillerin ölümünü steril bir askerî dile gizleyen ahlaksız bir perdeye dönüşüyor.
Askerlerin itiraflarına göre, mesela bir keresinde üç aileden şehit edilen 100 kişiden 70'inin çocuk olduğu tespit edilmiş. Bu tür katliamları resmî kayıtlardan hareketle raporlaştıran İsrailli bazı insan hakları kuruluşları da raporlarını "Our Genocide" (Bizim Soykırımımız) adıyla kamuoyu ile paylaşmışlardı:
https://t.co/bOfmXDy4Pr
Belgeselin en ağır tarafı, bu şiddetin yalnızca aşırı sağcı birkaç siyasetçinin veya denetimsiz birkaç askerin eseri olmadığını göstermesi.
Tanıklık verenlerin çoğu, İsrail toplumunun eğitimli ve ayrıcalıklı kesimlerinden, ordunun prestijli istihbarat birimlerinden geliyor.
Ortaya çıkan tablo, münferit hatalardan değil; hedef belirleyen, izleyen, onaylayan, vuran ve ardından gündelik hayatına devam eden geniş bir kurumsal düzenekten söz ediyor.
Filmin merkezindeki "Gazze'de NAZA yok" fikri, insanlıktan çıkarmanın vardığı son noktayı özetliyor. Çocuklar, anneler, yaşlılar ve aileler artık insan olarak değil, "hedef alanındaki unsurlar" olarak görülmeye başladığında, öldürmek de vicdani bir mesele olmaktan çıkarılıp teknik bir prosedüre indirgeniyor.
"NAZA"nın asıl ithamı da burada yoğunlaşıyor: Bir toplum, başka insanların ölümünü hesaplanabilir ve kabul edilebilir bir maliyet olarak görmeye başladığında yalnızca hukukunu değil, insanlığını ve ahlakını da aşındırır.
Belgeselin tanıtım toplantısına şuradan da ulaşılabiliyor:
https://t.co/KrUQW3sgAr
#NAZA #Gazze #Gaza #Soykırım #Genocide #İsrail #Israel #Filistin #Palestine #İnsanHakları #HumanRights #NezekAgavi
Filistin’de Manda yönetiminden bu yana İsrail’in kuruluşunu sadece desteklemekle kalmayıp altyapısını bizzat hazırlayan İngiltere, ne zaman farklı sebeplerle geri adım atsa genelde başı belaya giriyor. Bu da öyle bir süreç mi? Belki de...
2 hours and 35 minutes after the UK announced a ban on goods from Israeli settlements in the occupied West Bank, NATS, the UK’s air traffic control provider, is experiencing a “technical issue” that's grounding all flights at the UK’s largest airports.
https://t.co/SNKeIBsfSW
Enteresan şahsiyetlerde bugün. Bir yanda Karl Marx’a komünizmi aşılayan bir akıl hocası, diğer yanda Theodor Herzl’in "Benden önce her şeyi o yazmış" diyeceği bir yazar. Solun ve Siyonizm’in kesiştiği kavşak olarak Sosyalist Siyonizmin kurucusu Alman Yahudi Moses Hess. 1862'de yazdığı "Roma ve Kudüs" kitabı ile hem Komünist Enternasyonal'e hem de İsrail'in kuruluş fikrine ilham veren şahsiyet.
Gudrun Kramer'in Filistin Tarihi adlı kitabını okurken şu tespitini önemli buldum. Yahudilerin Mısır'dan Çıkışını ve Kenan topraklarını ele geçirme motivasyonlarını anlatırken şöyle der: "Topraklar üzerinde hukuki hak iddiasını tanrılara dayanarak gerekçelendirmek antik Yakındoğu kültürlerinde hiç de olağandışı değildi. Olağandışı olan şey Yahudilerin, bir halk olarak dışarıdan gelip, yani otokton olmayıp başkalarını zorla sürüp mülksüzleştirme konusundaki ısrarıdır." Aslında günümüzü de tarif eden bir şey.
Bir demlik çay söyledim.
“Kaç bardak verelim?”
“Bir tane.”
“Emin misiniz? Yalnız mı içeceksiniz?”
Konyalı esnafa Rizeli çaykolik şoku. Bir demlik çay içmek için kalabalığa ihtiyaç mı var hem :)
Öte yandan Arap partileri Ra'am ve Hadash-Ta'al’ın toplamda 11 ya da en fazla 12 sandalye kazanacağı öngörülüyor. 120 sandalyeli mecliste ana bloklardan hiçbiri 61 sandalyeyi tek başına yakalayamazsa, Netanyahu’nun hedef aldığı bu Arap partileri koalisyon kurma denkleminde kilit bir rol üstlenebilir. Bakalım süreç nasıl şekillenecek.
27 Ekim’de İsrail sandık başına gidiyor. Netanyahu liderliğindeki sağ koalisyon Gazze savaşı, esir krizi ve savaş sonrası senaryolarına dair tartışmalar nedeniyle ciddi bir kan kaybı yaşıyor. Anketler, iktidar bloğunun mecliste çoğunluk sınırı olan 61 sandalyeye ulaşamayacağını gösteriyor. Sıkışan Netanyahu ise geleneksel taktiğine başvurarak muhalefeti "Arap partileriyle iş birliği yapmakla" itham ediyor. Nitekim İsrail siyasetinde bir partiyi seçmenin gözünde itibarsızlaştırmanın en kestirme yolu bu suçlama.
Muhalefet bloku anketleri önde götürse de, bu kanadın da merkez-sağ ve güvenlik odaklı bir söylem benimsemesi dikkat çekiyor. Dolayısıyla olası bir iktidar değişiminde Filistin politikalarında radikal bir esneme beklenmiyor. Zira seçmeni ikna etme yarışında Filistin üzerindeki baskıyı artırma vaatlerinin hâlâ daha çok oy getirdiği düşünülüyor.
Dergi editörlüğü veya makale hakemliği yaparken önceden dil konusunda anlatım bozukluklarını düzeltir, paragrafları toparlardık. Şimdiyse yapay zekanın türettiği o süslü ama içi boş kavramlarla uğraşmaktan saç baş yoluyoruz. Allah akademinin sonunu hayretsin.
Fırsat buldukça gitmeye çalıştığım Kudüs'te Mescid-i Aksa’nın kapısındaki erkek askerlerin sert ve aşağılayıcı tavırlarına alışmıştım, artık garipsemiyordum. Fakat kadın askerlerin fıtratlarına tezat o bakış ve tavırlarına bir türlü alışamadım. Burada da aynı askerlerden var.
⭕️ Two Israeli female soldiers photographed themselves posing beside a young, blindfolded Palestinian detainee who appears to be a minor and proudly posted the image on Instagram.
The post, which circulated widely online and was reviewed by Drop Site News, was uploaded by Israeli soldier Nikol Stelmashvski as part of a 20-photo carousel containing additional images from her time in Gaza. Her account [@ nikol.stel, IG] has since been made private after the photo drew public backlash.
The image is the latest in a documented pattern of Israeli soldiers publicly sharing evidence of Palestinian detainees being humiliated or abused. Such conduct violates international humanitarian law, which prohibits the degrading treatment of detainees.
Mazlumun çığlığının zalimin güç zehirlenmesine dönüşmesi.
İsrail askerlerin yürüttükleri operasyonlardaki zulmü bizzat kendilerinin ifşa etmelerinin arkasındaki psikoloji bana Deir Yasin Katliamı’nı hatırlatıyor.
9 Nisan 1948’de, İsrail’in kuruluş ilanından bir ay önce, Siyonist terör örgütleri İrgun ve Lehi, Kudüs yakınlarındaki Deir Yasin köyünü basarak 250’ye yakın sivili katleder. Arap ülkeleri bu dehşeti dünyaya duyurup Siyonist yapıları sıkıştırmak ister. Ancak beklenmeyen bir durum gerçekleşir. Katliamı haber alan diğer Filistin köyleri, aynı kaderi paylaşma korkusuyla evlerini terk edip köylerini boşaltmak zorunda kalır.
Binlerce yıl Araplarla yan yana yaşayan, evinde Arapça konuşan Bağdatlı bir Yahudi’nin İsrail’e göç ettirildikten sonraki çaresizliği...
Meşhur anti-Siyonist tarihçi Avi Shlaim, yeni dile ve kültüre hiç alışamayan babasının ölene kadar şöyle söylediğini aktarır:
"Yahudiler 2000 yıl boyunca bir devlet için boşuna dua ettiler; neden benim ömrüme denk geldi ki?"
Biri aşırı sağcı faşist, diğeri Yahudi üstünlükçüsü... Normalde birbirlerini bir kaşık suda boğacak iki tip, Müslüman düşmanlığı üzerinden 'dayanışma' içerisinde.
I was in Havat Gilad today with the Governor of Samaria, Yossi Dagan, to pay my respect and give condolences to the widow - Esther - children and family of Benayahu Mellet, who was killed by a Palestinian terrorist. I told her millions of people all over Europe support her. ❤️
İsrail’in 1948 Nekbe’sinden beri uyguladığı işgal, yıkım ve katliam politikalarının arkasında, toplum psikolojisine kazınmış iki temel mit yatıyor:
1- Tohar HaNeshek (Silahın Saflığı): Silahın güya "ahlaki sınırlar" içinde kullanıldığı masalı.
2- Ein Breira (Başka Çare Yok): Katliamların bir tercih değil, Yahudi varoluşu için "kaçınılmaz tek seçenek" olduğu yalanı.
İşgali ve şiddeti ordunun ve halkın gözünde meşrulaştıran bu iki anlatıdır.
Bugün Filistin'de maalesef yine kan dondurucu olaylar yaşandı. Yerleşimci adı verilen işgalci teröristler Batı Şeria'nın birçok yerinde sivil halkın evlerine, tarlalarına ve hatta hayvanlarına saldırılar gerçekleştirdiler. Dört Filistinliyi şehit ettiler. Öyle görüntüler var ki insanın paylaşmaya eli gitmiyor. Gün boyunca X'te Siyonist hesapların bu olaylar hakkında yazdıklarını özellikle okudum. Artık her gün saymaya dahi utandığımız katledilen Filistinliler sanki hiç yoklarmış gibi sadece Filistinlilerin bu kadar şey karşısında dayanamayıp fırsat buldukça yaptıkları çoğu kere etkisiz saldırılardan bahsediyorlar ve hükümete ve askerlere bunlara karşı yumuşak davrandıkları için tepki gösteriyorlar. Çok enteresan bir psikoloji. Gözü dönmüş ifadesinin tecessüm etmiş hali maalesef.
🚨BREAKING: Footage captures the moment an Israeli settler opened fire and killed 4 young Palestinians men as they confronted a settler attack in the village of Tel, southwest Nablus, Friday morning.