Ali Babacan:
"Çocuğunuz iyi bir okul kazandıysa, oturacak bir daireniz varsa o daireyi satın, çocuğunuzu okutun.
Neyiniz var, neyiniz yoksa eğitimine harcayın.
İlim Çin'de de olsa gidip öğrenin. Bilimden ve eğitimden hiçbir zaman sakınmamak lazım. Dünyada başarılı olan ülkeler, bilim ve teknolojide ileri olan ülkelerdir."
Dün dünya piyasalarında 7 şiddetinde bir deprem yaşandı.
-Altın yılbaşındaki seviyesine geri döndü.
-Nasdaq 1121 puanla tarihinin en sert düşüşünü yaşadı.
-Bitcoin ekimdeki seviyenin yarısına indi.
Neden?
Kısa bir özet:
++
🇹🇷 Turkey is no longer a cheap travel destination.
Inflation is driving up hotel, restaurant & excursion prices. Many now quote in Euros, reducing the cheap Lira advantage. Middle East tensions are also slowing bookings.
Still popular, but expect higher costs in 2026.
Herkes Trump'ın tehdidine bakıyor. Ben İran'ın cevabına bakıyorum.
Çünkü o cevabın içinde tüm bölgeyi yakacak bir tehdit var.
Önce kısa bir özet.
Trump'ın İran'a verdiği süre salı günü doluyor.
İlk tehdit "elektrik santrallerinizi vururuz"du.
Bugün çok daha ileri gitti.
Truth Social'dan yazdı: "Salı günü Enerji Santrali Günü ve Köprü Günü olacak. Benzeri görülmemiş bir gün."
Fox News'e söylediği daha da ağır: "Anlaşma olmazsa her şeyi havaya uçurup petrolü almayı düşünüyorum."
Herkes bu sözleri konuşuyor.
Ama kimse İran'ın cevabına bakmıyor.
İran Meclis Başkanı Ghalibaf bugün cevap verdi. Ve söyledikleri Trump'ın tehdidinden daha tehlikeli.
Ghalibaf Trump'a doğrudan seslendi:
"Pervasız hamleleriniz Amerika'yı her aile için yaşayan bir cehenneme sürüklüyor. Ve Netanyahu'nun emirlerine uymakta ısrar ettiğiniz için tüm bölgemiz yanacak. Savaş suçlarıyla hiçbir şey kazanamazsınız."
Bu cümleyi bir daha okuyun. "Tüm bölgemiz yanacak" diyor. Sadece İran değil. Tüm bölge.
Ve bu sadece söz değil. Arkasında somut tehditler var.
Birincisi.
"Elektrik tesislerimiz hedef alınırsa bölgedeki tüm enerji tesisleri, tuzdan arındırma tesisleri ve bilgi iletişim altyapısı hedef alınacaktır."
Ne demek bu?
Körfez ülkeleri içme suyunun neredeyse tamamını tuzdan arındırma tesislerinden elde ediyor.
Katar: %99.
Bahreyn: %90'ın üzeri.
Kuveyt: %90'ın üzeri.
Umman: %86.
Suudi Arabistan: %70.
Bu tabloyu bir yere kaydedin.
O tesisler vurulursa su yok. Milyonlarca insan susuz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
İkincisi.
Ghalibaf bir soru sordu: "Küresel petrolün, LNG'nin, buğdayın, pirincin ne kadarı Bab el-Mandeb Boğazı'ndan geçiyor? En çok kullanan ülkeler hangileri?"
Bu bir soru değil. Bu bir uyarı.
Hürmüz Boğazı dünya petrol trafiğinin %20'sini taşıyor. Bab el-Mandeb Kızıldeniz'in giriş kapısı. İkisi birden kapanırsa dünya ticaretinin üçte biri durur.
Üçüncüsü.
İran devlet televizyonunda bir güvenlik analisti şöyle dedi: "Kara harekatı düzenlenirse Bahreyn ve BAE'nin kıyılarını ele geçiririz. Silahlı kuvvetlerimiz buna hazır. Bu operasyon gündemimizde."
Şimdi bir adım geri çekilin ve büyük resme bakın.
Trump diyor ki: İran'ı taş devrine götürebilirim.
İran diyor ki: Bizi vurursanız tüm Körfez'i vururuz. Bab el-Mandeb'i kapatırız. Su tesislerini yok ederiz. BAE ve Bahreyn'i işgal ederiz.
Trump cehennemle tehdit ediyor.
İran diyor ki: Cehennem herkese gelecek.
Önümüzdeki günler çok kritik.
Gelişmeleri takip ediyorum. Sizleri haberdar edeceğim.
Trump: Kendimi daha iyi hissettirdiği için başarısız insanlarla vakit geçiriyorum. Sürekli kendi başarı hikayelerini dinlemek zorunda kaldığın o çok başarılı tiplere hiç tahammülüm yok. Ben, benim başarılarımı dinlemekten keyif alan insanları seviyorum.
ABD ve İsrail'in, İran'a yönelik saldırganlığıyla ilgili olarak jeopolitik ve felsefi açıdan olası sonuçlarını değerlendiren dünyaca ünlü filozof Slavoj Zizek, İran'daki rejime karşı olduğunu ifade etmekle birlikte mevcut savaşta İran'ı desteklediğini, tüm dünyanın bu tutumu takınmasının bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Özellikle İran'daki siyasi liderlerin felsefi derinliğine dikkat çeken Zizek, Batı bloğunun kibrini eleştirerek savaşın rejim içindeki ılımlı figürleri bile rejim etrafında kenetlediği konusunda Batı'yı uyardı.
"Artık İran'ı Desteklemek Zorundayız"
Yazının en dikkat çeken kısmı, Zizek'in İran'ın egemenlik mücadelesine verdiği şartlı destek oldu. Zizek, durumu şöyle özetliyor: "Sonuç olarak, İran rejiminin tüm dehşetine rağmen (neredeyse Suudi Arabistan'ınki kadar baskıcı...), artık İran'ı desteklemek zorundayız. İran şu anda de facto olarak sadece kendi egemenliği için değil, egemenliğin küresel ilkesi için savaşıyor."
Bu bağlamda ABD'yi "İsrail'in fiili bir kolonisi" olarak tanımlayan Zizek, Avrupa'yı (İspanya hariç) ABD'nin "hizmetkârı" gibi davranmakla suçluyor.
İran Liderliğinin Entelektüel Derinliği vs. Batı'nın Sığlığı
Zizek, İran'ın önde gelen isimlerinin Batı'da genellikle "yozlaşmış vahşiler" olarak resmedilmesine itiraz ediyor ve rejim içindeki felsefi tartışmaların ciddiyetine dikkat çekiyor: "İran'ın yakın çevresi inanılmaz derecede yüksek seviyede bir entelektüel tartışma sürdürüyor - sadece yozlaşmış vahşiler değil."
Özellikle, Batı ile nükleer müzakereleri yürüten ve felsefe doktorası bulunan Ali Laricani üzerinden çarpıcı bir kıyaslama yapıyor. Laricani'nin Immanuel Kant üzerine kitaplar yazdığını hatırlatan Zizek, şu ironik soruyu soruyor: "Eğer Laricani dini lider seçilseydi, onun Trump ile tartıştığını hayal edebilir misiniz? Trump, Laricani'nin ne hakkında konuştuğuna dair hiçbir fikre sahip olmazdı."
Hamaney'in Fetvasına Katılıyorum
Nükleer tartışmayla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Zizek, yazısında şu ifadeleri dile getiriyor:
"İran için nükleer silaha hayır (ve eklemek isterim ki, İsrail için de...) – bu yüzden, 1990'ların ortalarında nükleer silahların edinilmesi, geliştirilmesi ve kullanılmasına karşı bir fetva yayınlayan Ali Hamaney'e katılıyorum. Doğru, sertlik yanlıları bu tutuma karşı çıktı ve Mart 2025'te Hamaney'in danışmanı Ali Laricani, ABD veya müttefikleri tarafından saldırıya uğraması halinde İran'ın nükleer silah geliştirmekten başka seçeneği kalmayacağını söyledi – ama bunun için onu kim gerçekten suçlayabilir?"
İslami Analiz
Oscar ödüllü İtalyan oyuncu Roberto Benigni, İsrail'i eleştirdi:
🗣️"Neden çocukları öldürmeye devam ediyorlar? Oysa bir çocuk hafif yaralansa bile savaş durdurulmalı.
Ne kadar korkaklar. İnsan kalbi bu acı çığlığı duymaya dayanamaz. Ama onlar bu çığlığı duymuyor."
Huh? Israel isn't alone because Netanyahu hoodwinked Trump to join this war-of-choice, a crime of aggression, against Iran. If Trump ultimately abandons Israel, as he should, it will be Israel's own doing. The people who are really alone are the Palestinians, victims of genocide.
Yeni Kripto Vergi Kanunu ile ilgili olarak: Türkiye’nin önündeki Büyük Fırsat ve Tehlike:
Biliyorsunuz Blok-Zincir ürünleri ile ilgili bir kanun teklifi Plan Bütçe komisyonundan Genel Kurula geldi:
3 İhtimal var:
1) Bu teklif o noktada geri çekilebilir.
2) Bu teklif değişiklik yapıldıktan sonra geçebilir.
3) Bu teklif aynı şekilde geçebilir.
Umarım 3. Ihtimal gerçekleşmez. Çünkü bu teklif aynı şekilde geçerse, Türkiye 100 yılda bir yakalayacağı büyük bir fırsatı kaçırmış olur.
Önce teklifin neyi içerdiğini yazayım. Sonra da bu hali ile nasıl bir tehlike olacağını ve nasıl bir fırsatın kaçacağını anlatayım. En son olarak da nasıl KÜÇÜK bir değişiklik ile milyarlarca doların Türkiye’ye akabileceğini anlatayım.
Teklif neyi içeriyor:
1) Türkiye içindeki borsalarda kripto paranız var ise, Alımda, Satımda ve Transferde Onbinde-Üç vergi. (Cumhurbaşkanı kararı ile sonradan 5 katına çıkabilir)
2) Türkiye içindeki borsalarda şimdilik %0 Stopaj vergisi (Cumhurbaşkanı kararı ile sonradan yüzde yirmiye çıkabilir).
3) Soğuk Cüzdanlarda veya Yabancı Borsalarda duran Kripto paralar için BEYAN zorunluluğu ve %40’a varan gelir vergisi.
4) Bu teklif Nisan ayında Kanunlaşırsa da muhtemelen GERİYE DOĞRU işleyecek şekilde vergilendirme (1 Ocak 2026’dan başlayacak gözlem)
Şimdi önce 4. Konudan hızlıca bahsedip gerçek konuya geleyim: Normalde Hukuk alanındaki Öngörülebilirlik ilkesi gereği hiçbir kanun GERİ işlememeli. Hatta kanunun çıkarıldığı yılın bir sonraki yılından başlamalı. Ancak son zamanlarda Maalesef bazen kanunlar GERİYE doğru işletiliyor. Bu elbette bir parça bile düşünüldüğünde olmaması gereken bir şey. Hukuk fakültelerinde öğretilen: "Kanunlar Makable Şamil olamaz" evrensel hukuk kuralı da tam bunu söyler. Yani Kanunlar çıktıkları tarihin öncesini kapsamamalıdır.
Kanun hangi hali ile çıkarsa çıksın muhakkak 4. Madde bu şekilde olmamalı diye düşünüyorum.
Şimdi gelelim asıl konuya:
Ben Finans Akademisyeni olduğum için Dünyadaki her türlü yeni finansal ürünü yakınen takip ediyorum. Son 10 yılın da en popular konusu Kripto Para Birimleri oldu (daha sonra bunu Yapay Zeka yatırımları devraldı).Bu alanların hep datasına, hem de felsefesine hakimim.
Size net olarak söyleyebilirim ki: Kripto yatırımcılarının çok ama çok büyük bir çoğunluğu, yatırımlarını ya Yabancı Borsalarda (Platformlarda) ya da daha da önemlisi Soğuk Cüzdanlarda tutuyor.
O yüzden Genel Kurul’a gelecek kanun bu şekilde geçerse, en önemli ve yatırımcıları ilgilendiren maddesi: Yabancı Platformlarda ya da Soğuk Cüzdanlarda bulunan yatırımlara Gelir Vergisi Beyannamesi zorunluluğu ve %40’a varan vergi olacak. Yani Onbinde Üçlük verginin etkilediği insan sayısı ve yatırım miktarı bakımından bir önemi kalmıyor.
Tamam şimdi yatırımların çok büyük bir çoğunluğunun (En azından bu kanun çıkmadan önce ama hala kanunun geçerli olacağı 1 Ocak 2026 itibari ile) Soğuk Cüzdanlarda ve Yabancı Borsalarda olması gerçeği yüzünden:
Kripto yatırımcılarının çok büyük çoğunluğu Gelir Vergisi Beyannamesi doldurup, %40’a varan vergi ödeyecek.
Şimdi buradaki Tehlike ama en önemlisi Fırsat nedir?
Eğer Kanun bu hali ile geçerse:
1) Yabancı Platformlarda veya Soğuk Cüzdanlarda yatırımı olanların çok büyük çoğunluğu beyan etmeyecek (Yastık altında altın tutanların beyan etmediği gibi).
2) O zaman da beyan edenler maalesef kendilerini saf ve naif hissedecekler.
3) Meclis tutanaklarında CRAF anlaşması gereği yabancı borsalardan bilgi paylaşımı yapılacağı buradan bilgi alınacağı söyleniyor. a) Yabancı platformların bilgi paylaşımı sadece 2027 sonrası, b) bu anlaşma soğuk cüzdanları raporlayamaz ve göremez, c) Blok-zincirde mixer yani karıştırıcı denilen yapılar paranın milyonlarca değişik cüzdana dağılmasını sağlayarak bilgiyi koruyor. O yüzden CRAF olsa da bir çok kişi beyan etmeyecek.
4) Kripto yatırımların çok ama çok büyük bir çoğunluğu beyan etmemek için Türkiye’ye gelmeyecek.
5) Lokal borsalarda çok küçük yatırımcı kalacak onlarda finansal okur yazarlıkları az olduğundan zamanla eriyecek.
6) Türkiye’de kurulan ve Blok-Zincir üzerinden hizmet veren Bilgisayar-Oyunu sektörü, soğuk cüzdanlar kullandıkları için ülke dışına çıkmak zorunda kalacaklar. İstihdam eriyecek.
7) Lokal borsalardaki para eriyince local borsalar gerçek potansiyellerine ulaşamayacak.
8) Türkiye normalde Milyarca dolar vergi toplayabileceği bir alandan yabancı platform, soğuk cüzdan ve local borsa ayrımı yaptığı için adam akıllı vergi toplayamayacak.
9) En kötüsü az sonra bahsedeceğim Fırsatı kaçırmış olacak.
Şimdi tehlikelerden yukarıda bahsettim.
Peki bu tehlikeleri yok etmenin ve büyük bir fırsat yakalamanın yolu var mı? Bence var, kısaca anlatmak isterim:
Bir kişi veya kurum neden yatırım yapar? Sadece Kripto değil, neden hisse senedi, emtia, gayrimenkul ve bunun gibi yatırımları yapar? Para kazanmak için. Peki bir insan neden para kazanmak ister? Harcamak için. Kuşkusuz bu her insan için böyle.
İşte Kripto yatırımı yapan bir insan da eğer yatırımlarında başarılı olursa sonunda o parayı Bankasına çekip:
1) Ev veya Araba almak
2) Çocuğunun masraflarını ödemek
3) Tatile çıkmak
4) Daha basit günlük harcamalar yapmak
Ister…. Ama bunları yapabilmesi için önce parasını Bankasına çekmek zorundadır. Bankasına çekmek için de, yatırımı ister Yabancı Borsada, ister Soğuk Cüzdanda olsun, yatırımı önce LOKAL borsaya çekmek oradan da bankasına transfer etmek zorundadır.
İşte tam bu noktada yukarıdaki TÜM tehlikeleri ve problemleri çözecek olan yöntem:
1) Yabancı Platform, Soğuk Cüzdan, Lokal Borsa farketmeksizin sıfır işlem vergisi.
2) Yabancı Platform ve Soğuk Cüzdanlardan önce Lokal Borsaya gelip orandan da Bankaya Çekilme anında %5 veya 10 (yetkiler bu oranı daha iyi bilirler ve belirlerler) transfer stopaj vergisi.
Bu yapıldığı anda Türkiye çok ciddi vergi toplar. Lokal borsalar çürümez. İnsanlar paralarını direkt ülkeye getirirler.
Diyeceksiniz ki: Ya Lokal Platformlara gelmeden direkt Yabancı Platform’dan kendi Türkiye içi Bankalara transfer yapılırsa: Bu olmaz çünkü Türkiye’deki Bankalar yabancı borsalardan gelen parayı Kabul etmiyorlar.
Yine Diyeceksiniz ki: Ya bu %5 veya 10 Bankaya transfer vergisini ödemek istemeyenler Kripto Kredi kartı denen ödeme sistemleri ile Türkiye içinde bankaya para çekmeden harcama yapma lüksüne sahip olursa ne olacak? O da olmaz çünkü Türkiye’de geçerli olan kredi kartları var. Kontrolü de çok kolay.
Yani benim önerdiğim bu sistem aşırı derecede etkili ve en önemlisi basit:
1) Her kripto yatırımcısının (diğer yatırımcılarda olduğu gibi) amacı para kazanmak.
2) Para kazanmak istemesinin amacı harcama yapmak.
3) Harcama yapmak için tek yol parayı bankaya çekmek.
4) Bankaya çekmenin tek yolu kripto paranın önce LOKAL borsaya gönderilmesi.
5) Lokal borsadan bankaya çekilen paradan %5 veya 10 stopaj alınması hem vergi gelirini uçurur hem de yukarıda bahsedilen tehlikeleri engeller.
Peki buradaki FIRSAT nedir?
1) Birleşik Arap Emirlikleri, Dubai gibi bölgeler yıllarca parayı bu alana vergi koymayarak çektiler.
2) Şu anda Savaştan ötürü zor durumdalar. Para o bölgelerden çıkmak istiyor.
3) Eğer Türkiye Yabancı borsalardaki ve soğuk cüzdanlardaki Kriptoya %40’a varan vergi koyarsa, bu bölgelerden 1Dolar bile alamaz.
4) Ancak yukarıda bahsettiğim basit düzenleme sayesinde, bu savaşta olan bölgelerden Türkiye’ye çok ama çok ciddi para girişi olur gelecek 5 yıl içerisinde.
5) Çünkü Türkiye turizm açısından harika bir noktada, hizmet sektöründe çok güçlüyüz. Eğer bir kişi (ister Türkiye vatandaşı, ister yabancı) Türkiye’ye getirdiği yatırımı sadece Bankasına çekerken cüzzi vergi ödeyecekse bunu gözünü kırpmadan yapar. Alacağı hizmet için bu son derece basittir.
Uzun sözün kısası:
1) Eğer Kanun bu hali ile geçerse Türkiye’de Kripto sektörü ve yatırımcısı biter.
2) Milyonlarca olduğunu tahmin ettiğim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı zorda kalır.
3) Büyük bir fırsat da kaçmış olur.
Ben Kanun yapıcıların Genel Kurul’da bir değişiklik yapacaklarını umuyorum. Ya da Kanun bu şekilde geçecek ise (umarım bu hali ile zaten geçmez) en azından GERİYE doğru Kanun işletmeyeceklerini ve kanunu 1 Ocak 2026 değil 1 Ocak 2027 tarihi ile işleteceklerini umuyorum.
Türkiye Birleşik Arap Emirlikleri ve Dubai’den gelen parayı yukarıda bahsettiğim çok basit bir çalım ile kaparsa çok sevinirim.
Herkese iyi bayramlar.
Dünya Eşitsizlik Raporu 2026, “DÜNYA AŞIRI EŞİTSİZ” diyor!
En zengin %10, dünya gelirinin yarısından fazlasını, servetin ise yaklaşık %75’ini tutuyor; en yoksul %50 sadece %2 servete sahip.
60.000’den az multi-milyoner, insanlığın yarısının toplamından üç kat fazla serveti kontrol ediyor.
Sahra Altı Afrika’da çocuk başına eğitim harcaması yaklaşık 200–220 €, Avrupa’da 7.400 €; aradaki fark 1’e 40’tan fazla.
İklimde de tablo aynı.
En zengin %10, özel sermaye kaynaklı küresel emisyonların %77’sinden sorumlu; en yoksul %50 sadece %3’ten.
En az kirletenler, iklim krizinden en çok zarar gören yoksul ülkelerde yaşıyor.
Küresel finans sistemi de eşitsizliği besliyor.
Her yıl küresel GSYİH’nin yaklaşık %1’i, yüksek getiri ve düşük faiz sayesinde yoksul ülkelerden zengin ülkelere akıyor.
Buna rağmen ultra zenginler, çoğu haneden oransal olarak daha az vergi ödüyor; etkin vergi oranları yukarıda düşüyor.
Raporun mesajı net.
Eşitsizlik kader değil, siyasi tercih.
Adil vergilendirme, servet vergisi, eğitime/sağlığa yatırım ve iklimde zenginleri hedefleyen politikalarla bu tablo değiştirilebilir.
Boem! Erdogan noemt het beestje bij zijn naam. Het is Turkije VOLSTREKT helder dat Israël bewust aanstuurt op chaos in de regio - in een poging alle landen daar te overheersen. Dat is geen 'samenzweringstheorie,' dat is vaststaand Israëlisch beleid.
Wanneer krijgen Europese leiders de moed om Erdogans woorden te onderstrepen? Waarom zeggen zij dit niet hardop? Want zij weten maar al te goed dat Erdogan gelijk heeft
Kierkegaard'ın vurucu bir cümlesi var: "Yaşam mecburen ileriye doğru yaşanır ama geriye doğru anlaşılır."
Ne anlama geliyor bu söz?
Yaşam ile anlam arasında bir denk geliş yoktur. Varoluş içeriden bölünmüştür.
Geriye dönüp bakıldığında özlenen bir hatıranın sıcaklığı, tekrar yakalanamaz. Çünkü onu bugüne taşıyacak bir bütünlük hissi yoktur.
Deneyimin şimdiki zamanı ile anlamın geçmiş zamanı, birleşemeyecek şekilde birbirinden ayrılmıştır.
Eylem tekrar etse bile, aynı şekilde tekrar etmez. Bu yüzden içsel beklentiler ve arzular doyurulamazlar.
Anlamlandırmaya her zaman hayal kırıklığı ve yokluk duygusu eşlik eder.
If we don't educate children in history, culture, languages, religion, traditions, ethics and critical thinking preferring instead to limit them to STEM subjects, then we are raising a generation of easy to manipulate morons. This is becoming ever more obvious today.
🇹🇷
Turquie: Erdogan souligne que la Turquie recherche la paix mais n'hésitera pas à se défendre: "Nous ne cherchons pas l’aventure. Nous ne recherchons jamais les tensions. Nous voulons la paix.
Mais si quelqu’un jette un regard sur nos terres, tente de porter atteinte à notre souveraineté et cherche l’affrontement, nous n’hésiterons pas à lui dire: "Essayez donc, si vous l’osez."
La Turquie d’aujourd’hui n’est plus celle d’hier. Quiconque lève la main contre la Turquie s’y brûle."
Yes, this is Tel Aviv.
For decades, the world has been told a very simple story.
That Israelis are the victims.
That they deserve endless sympathy, endless solidarity, and unlimited military support.
For decades they have presented themselves to the world as the victims.
But I grew up in Gaza, and the reality I saw with my own eyes tells a very different story.
When I was a child, electricity cuts were part of daily life. Darkness was normal.
My grandfather was a farmer.
Every single day he risked his life just to work his land.
Israeli tanks would fire toward him while he was farming.
At night, Israeli bulldozers would cross the border, uprooting trees, destroying agricultural facilities, and flattening farmland that families depended on to survive.
Farmers in our village lived under siege and occupation, struggling to protect their land from being erased overnight.
Meanwhile, just across the fence, Israeli kibbutzim were brightly lit day and night.
Lights blazing even in broad daylight.
Music blasting at night.
For people living in Gaza with constant power cuts, it felt like a deliberate message:
We have power. You live in darkness.
And the harassment didn’t stop there.
At night, there would be gunfire toward homes near the border, terrifying families trying to sleep.
This was daily life for Palestinians living along the Gaza border.
Yet somehow, the world was told a completely different story.
For decades, one side mastered the art of presenting itself as the victim ,while the people living under siege were barely heard.
👌İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Trump'a öyle güzel yanıt vermiş ki👏👏👏
➖23 yıl önce, başka bir ABD yönetimi bizi Orta Doğu'da bir savaşa sürükledi.
➖O zamanlar da, bu savaşın Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarını ortadan kaldırmak olduğunu iddia etmişlerdi ve demokrasiyi getirmek için saldırı yapıldığı söyleniyordu.
➖Ancak gerçekte kıtamızın Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana yaşadığı en büyük güvensizlik dalgasını tetikledi.
➖Irak Savaşı, cihatçı terörizmde ciddi bir artışa, Doğu Akdeniz'de büyük bir göç krizine ve genel olarak enerji fiyatlarında artışa yol açtı.
➖Bir yasa dışılığa başka bir yasa dışılıkla karşılık veriseniz insanlığın büyük felaketleri işte böyle başlar.
➖İspanya bu felakete ve savaşa karşıdır. Çünkü biz hükümetlerin insanların yaşamlarını iyileştirmek, sorunlara çözüm üretmek için var olduklarını, insanların yaşamlarını daha da kötüleştirmek için değil, anlıyoruz.
➖Ve bu görevi yerine getiremeyen liderlerin başarısızlıklarını savaş dumanıyla örtbas etmeleri ve bu süreçte birkaç kişinin cebini doldurmaları kesinlikle kabul edilemez.
➖İspanya bu savaşa karşıdır ve posizyonunu kimse değiştiremeyecektir.