DUYGUSAL OBEZİTE: CAM FANUSTA BÜYÜYEN ÇOCUKLAR
Duygusal obezite; çocuğun ihtiyaç duyduğu duygusal gelişim yerine aşırı koruma, sınırsız ilgi ve sürekli kolaylaştırılan bir............ bu yazı için geliştirdiğim bir kavramdır.
🌸Keyifli Okumalar👇🏼👇🏼 https://t.co/cFq7MYRNZH
“Sevmek, insanın kendine doğru yaptığı en uzun yolculuktur.”
Ve bazı yolculuklar varılacak yere ulaşamaz.
Ama yine de yürünür.
Çünkü aşk bazen kavuşmak değil, vazgeçememektir.
👌🏼👌🏼
Halkın haber alma özgürlüğü ve hakikat için kalemini korkusuzca kullanan tüm gazetecilerimizin 24 Temmuz Basın Bayramı kutlu olsun!
#24Temmuz#BasınBayramı
Fethin sembolü Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılışının 6'ncı yıl dönümü kutlu olsun.
Ayasofya'da fetih ruhunun yeniden hayat bulmasına vesile olan tarihî iradeyi ortaya koyan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a şükranlarımı arz ediyorum.
Rabbim, Ayasofya'dan yükselen ezanları, duaları ve secdeleri kıyamete kadar daim eylesin.
#AyasofyadaFetihRuhu
Ancak bugün geldiğimiz noktada bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Zorluklarla büyüyen bir neslin önemli bir kısmı, “Ben görmedim, çocuğum görsün; ben yapamadım, o yapsın.” düşüncesiyle hareket ediyor.
👇🏼
DUYGUSAL OBEZİTE: CAM FANUSTA BÜYÜYEN ÇOCUKLAR https://t.co/llUfauTmfV
Ancak bugün geldiğimiz noktada bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Zorluklarla büyüyen bir neslin önemli bir kısmı, “Ben görmedim, çocuğum görsün; ben yapamadım, o yapsın.” düşüncesiyle hareket ediyor.
👇🏼
DUYGUSAL OBEZİTE: CAM FANUSTA BÜYÜYEN ÇOCUKLAR https://t.co/llUfauTmfV
Halkın haber alma özgürlüğü ve hakikat için kalemini korkusuzca kullanan tüm gazetecilerimizin 24 Temmuz Basın Bayramı kutlu olsun!
#24Temmuz#BasınBayramı
Bu yazıda ki "duygusal obezite" kavramının beslenme ve tıp literatüründeki obezite ile ilgisi olmadığını özellikle belirtmek isterim. Bu kavramı, günümüz çocuklarının aşırı koruyucu ebeveynlik anlayışı nedeniyle yaşadığı duygusal yüklenmeyi anlatabilmek için kullanıyorum.
👇🏼👇🏼👇🏼
Bu yazıda ki "duygusal obezite" kavramının beslenme ve tıp literatüründeki obezite ile ilgisi olmadığını özellikle belirtmek isterim. Bu kavramı, günümüz çocuklarının aşırı koruyucu ebeveynlik anlayışı nedeniyle yaşadığı duygusal yüklenmeyi anlatabilmek için kullanıyorum.
👇🏼👇🏼👇🏼
DUYGUSAL OBEZİTE: CAM FANUSTA BÜYÜYEN ÇOCUKLAR
Duygusal obezite; çocuğun ihtiyaç duyduğu duygusal gelişim yerine aşırı koruma, sınırsız ilgi ve sürekli kolaylaştırılan bir............ bu yazı için geliştirdiğim bir kavramdır.
🌸Keyifli Okumalar👇🏼👇🏼 https://t.co/cFq7MYRNZH
"Ama insan, gene de eskir. Eskimeyen zamandır."
Zaman akıp giderken geride bıraktığı derin izlerle edebiyatımızın ve düşünce dünyamızın istikametini çizen usta yazar #RasimÖzdenören’i vefatının yıl dönümünde saygı, rahmet ve özlemle anıyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
"Ama insan, gene de eskir. Eskimeyen zamandır."
Zaman akıp giderken geride bıraktığı derin izlerle edebiyatımızın ve düşünce dünyamızın istikametini çizen usta yazar #RasimÖzdenören’i vefatının yıl dönümünde saygı, rahmet ve özlemle anıyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Sana yazmaktan vazgeçtim…
Lâkin gönlümün dergâhından adını silemedim. Sen, ömrümün en mahzun gazeli, suskunluğumun en derin duası, gecelerimin en uzun tefekkürü oldun. Kalem elimden düştü, kelimeler dudaklarımda yetim kaldı; ama kalbimin her atışı yine senin adını sessizce zikretmeye devam etti. Meğer bazı sevdalar kavuşmak için değil, insanın ruhuna sabrı öğretmek için yazılırmış.
Ey gönlümün sultanı…
Bil ki sana uzanan ellerimi geri çektim. Sana yazan cümlelerimi susturdum. Yoluna düşen gölgemi topladım. Fakat sana açılan gönül kapımı kapatmaya ne aklımın hükmü yetti ne de zamanın merhameti… Çünkü gönül, bir kere taht kurduğu ismi kolay kolay azat etmez.
Artık isminden söz etmeyeceğim. Seni rüzgârlara, yağmurlara, sabahın ilk ışığına emanet edeceğim. Belki bir gün baharın ince kokusunda, belki akşam ezanına karışan serinlikte, belki de yıldızların sessiz bakışında beni hatırlarsın. İşte o vakit bil ki seni incitmeden seven bir yürek, dünyanın bir köşesinde hâlâ sana dua etmektedir.
Divan şairleri der ki, gül dikeninden şikâyet etmez; çünkü bilir ki güzelliğin bedeli incinmektir. Ben de seni severken acıdan şikâyet etmedim. Zira aşk, yük değil; gönlün taşıyabildiği en ağır emanettir.
Nice geceler oldu ki ay gökyüzünde eksildi, ben senden eksilemedim. Nice sabahlar doğdu, şehirler uyandı, kuşlar kanatlandı; fakat benim içimde senden ayrılan hiçbir mevsim başlamadı. Sen bilmesen de adın, her sabah gönlümün eşiğine düşen ilk ışıktı.
Bir vakit sandım ki zaman unutturur. Meğer zaman yalnızca alışmayı öğretirmiş; unutmayı değil. İnsan bazen bir ömrü tek bir hatıranın gölgesinde geçirirmiş. İşte ben de seni, ne bekleyerek ne de vazgeçerek; yalnızca kalbimin en mahrem köşesinde yaşatarak yürümeyi öğrendim.
Ey gönlümün en güzel imtihanı…
Senden bir şey istemedim. Ne sevmeni diledim ne de bana ait olmanı… Ben yalnızca varlığının bu dünyada bir yerlerde nefes aldığını bilerek mutlu olmayı seçtim. Çünkü hakiki sevda, karşılık bekleyen bir alışveriş değil; karşılıksız edilen en sessiz duadır.
Tasavvuf ehlinin dediği gibi, gönül bazen vuslattan çok hasretle olgunlaşır. Hasret, aşkın sabrıdır. Sabır ise kalbin en sessiz ibadetidir. Ben bu ibadeti yıllardır sessizce eda ediyorum.
Artık sana yazmayacağım. Belki ismim telefonunda görünmeyecek. Belki hiçbir mesajım gözlerine değmeyecek. Fakat bil ki bazı vedalar yalnızca kelimelerden çekilir; gönülden değil. Ben sözlerimi susturdum, sevgimi değil.
Eğer bir gün gökyüzüne bakarken sebebini bilmediğin ince bir hüzün dokunursa yüreğine, belki o benim sana gönderemediğim dualardan biridir. Eğer bir gün sebepsiz yere gülümsersen, belki de vaktiyle seni uzaktan seven bir kalbin duası erişmiştir sana.
Attığın her adım hayırla karşılaşsın. Yüzünden tebessüm, gönlünden umut eksik olmasın. Rabbim seni darda bırakmasın; hangi kapıyı çalarsan huzur açılsın, hangi yola çıksan selamet yoldaşın olsun.
Ben ise seni, kırık bir kandilin sönmeyen ışığı gibi içimde taşımaya devam edeceğim. Ne adını çoğaltacağım dillerde ne de sevgimi anlatacağım insanlara. Çünkü bazı aşklar anlatıldığında eksilir; susulduğunda derinleşir.
Ve şimdi usulca çekiliyorum hayatının kıyısından…
Ardımda ne bir sitem bırakıyorum ne de bir kırgınlık. Sadece sana edilmiş samimi duaları, geceler boyu göğe yükselen sessiz yakarışları ve ömrüm boyunca incitmeden taşıyacağım bir sevgiyi bırakıyorum.
Hoşça kal, gönlümün en güzel misafiri…
Ben seni kaybetmedim; seni kaderimin ulaşamadığı en zarif emanet olarak kalbime bıraktım. Bundan sonra isminden değil, sana ettiğim dualardan yaşayacağım. Çünkü bazı insanlar ömür boyu yanında olmaz; ama ömür boyu kalbinin en güzel yerinde kalır. Ve bazı aşklar gerçekten bitmez… Sadece sessizliğin en derin mısrasına dönüşür.
Konumunuz ne olursa olsun olmamışlığınızı kusabileceğiniz, karaktersizliğinize tahammül edilmesi gereken yer çalıştığınız yer değildir. Günlük hayatta insanlara selam vermiyor, konuşmuyor, duvar gibi bir suratla geziyor olabilirsiniz. İşyerinde bunu yaptığınızda bu mobbingdir. Arkadaş çevrenizde dedikodu yapıyor, insanları birbirine düşürüyor, ortalığı karıştırıyor olabilirsiniz. İşyerinde bu mobbingdir. Evinizde ailenize bağırıyor, kötü davranıyor, aşağılıyor veya tüm işleriniz için onları kullanıyor, sömürüyor olabilirsiniz. İşyerinde bunlar mobbingdir. Çalışma ortamı eviniz, arkadaş ortamınız, sosyal çevreniz değildir. İş yaşamının belirli kuralları, insanların yasalarla korunan hakları vardır.
2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları, uzun yıllardır süregelen bazı ön kabulleri yeniden sorgulamamızı gerektiren önemli bir tablo ortaya koydu. Türkiye derecelerinde yer alan öğrencilerin tamamı devlet okullarından mezun olması, kamusal eğitimin niteliği konusunda yapılan tartışmalara güçlü bir cevap niteliği taşıyor. Maçka Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nden Kabataş Erkek Lisesi’ne, Şanlıurfa Fen Lisesi’nden Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne kadar farklı okul türlerinden gelen başarı hikâyeleri, devlet okullarının sahip olduğu insan kaynağını, akademik birikimi ve eğitim kültürünü bir kez daha görünür hale getirdi. #yks #eğitim @Yusuf__Tekin@SodimerTr
OBP'ye dair 5 öneri...
YKS sonuçlarının açıklanmasıyla beraber OBP gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.
Konuyla ilgili Prof. Dr. Levent Eraslan OBP'ye dair tarafımıza 5 öneri gönderdi.
Öneriler şu şekilde
Dört Yıla Yayılan Sürekli Not Stresi
Öğrenmeyi teşvik etmesi gereken OBP, 9. sınıftan itibaren başlayan yıkıcı bir not kaygısına dönüşmüştür. Öğrenciler dersi ve konuyu kavramaktan ziyade "yazılıdan nasıl 100 alırım" odaklı bir mantığa itilmekte; bu durum sosyal projeleri, sanatı, sporu ve bilimsel merakı ikincil plana itmektedir.
Sistemin Adil Hale Getirilmesi İçin Beş Temel Adım
1. Okul Bazlı Standartlaştırma ve Çan Eğrisi Modeli
Her lisenin diploma notu doğrudan ham puan olarak kullanılmamalıdır. Okulun geçmiş yıllardaki YKS başarısı, mezunlarının yerleşme oranları, okul içi not dağılımı ve standart sapması dikkate alınarak istatistiksel bir standartlaştırma (çan eğrisi) uygulanmalıdır. Böylece not cömertliği yapan kurumların oluşturduğu yapay avantaj sistem tarafından otomatik olarak dengelenecektir.
2. Merkezi Ortak Sınavların OBP İçindeki Ağırlığının Artırılması
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ülke ve il genelinde yapılan ortak yazılı sınavlar, ölçmede tek standardı sağlamak için en somut araçtır. OBP hesaplanırken merkezi ortak sınavların katsayısı yükseltilmeli, öğretmen ve okul bazlı subjective değerlendirmelerin payı makul bir seviyeye çekilmelidir.
3. Çok Boyutlu ve Bütüncül Başarı Değerlendirmesi
Başarı sadece yazılı kağıtlarındaki rakamlardan ibaret görülmemelidir. TÜBİTAK ve TEKNOFEST projeleri, bilim olimpiyatları, ulusal ve uluslararası spor dereceleri ile belgelenebilir sosyal sorumluluk çalışmaları belirli katsayılarla OBP'ye dahil edilmelidir. Bu düzenleme, öğrencileri sadece nota sıkışmaktan kurtarıp çok yönlü bireyler olmaya teşvik edecektir.
4. OBP Etkisinin Kademeli Hale Getirilmesi ve Dengeleme Mekanizması
OBP’nin yerleştirme puanına etkisi tüm sıralama dilimlerinde aynı kalmamalıdır. Adayın merkezi sınavdaki başarısı ile okul notu arasında olağan dışı bir uçurum varsa dengeleyici "tampon mekanizmalar" devreye girmelidir. Merkezi sınavda üstün başarı gösteren bir adayın yalnızca okul notu nedeniyle dramatik şekilde geriye düşmesi engellenmelidir.
5. Veri Analitiği ile Dijital İzleme ve Akademik Denetim
Okulların yıl sonu not ortalamaları ve şube bazlı not dağılımları MEB tarafından veri analitiği araçlarıyla düzenli olarak izlenmelidir. İstatistiksel normların çok üzerinde not artışı gösteren okullar tespit edilmeli, bu kurumlar hakkında idari ve akademik denetim süreçleri işletilmelidir.
Sonuç
Ortaöğretim Başarı Puanı, lise eğitiminin niteliğini korumak ve dörde yayılan emeği değerlendirmek açısından varlığı gerekli bir uygulamadır. Dolayısıyla yapılması gereken OBP’yi kaldırmak değil; uygulamanın üzerindeki şaibeleri kaldırıp adil bir yapıya kavuşturmaktır.
Not verme standartlarının oturtulması, merkezi ortak sınavların sürece yön vermesi ve veri tabanlı denetim mekanizmalarının kurulması eğitimde sarsılan güven duygusunu yeniden inşa edecektir. Eğitim sistemleri sadece başarıyı ölçmekle değil, aynı zamanda o başarının hakkını adaletle teslim etmekle yükümlüdür. Yetkililerin bu hak gaspına son verecek adımları acilen gündemlerine almaları tüm gençliğin ortak beklentisidir.
@drleventeraslan
Siz de bazen “oturumu kapatıp” çevrim dışı olmak, kargaşadan uzaklaşıp tenhanın tadını çıkarmak, akışı takip etmeyi bırakıp kendi hayatınızda kalmak istiyor musunuz?
O zaman Diyanet’in aylık dergisinin Temmuz 2026 sayısında yayımlanan “Çevrim Dışı Kalmak Mümkün Mü?” başlıklı yazımı okuyarak bir başlangıç yapabilirsiniz.