nietzsche ağladığında kitabında geçen muhteşem bir cümle var:
“benim “biz” haline gelebilmem için önce “ben” olmam gerek.” (s. 315)
günümüz ilişkilerinin de sorunu tam olarak bu: henüz "ben" bile olamamış milyonlarca insan "biz" olmaya çalışıyor.
🇹🇷 Dağda görevi başında 8 günlük kızının kıyafetini koklayarak özlem gidermeye çalışan, şehit binbaşı Şevket Tombul' un kızı babasının mezarı başında İstiklal marşı okurken.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun!
Kızımı katleden caninin kendi Instagram hesabında paylaştığı fotoğraf. Bu fotoğrafa iyi bakın.Bu canileri topluma kazandırma amacı güden herkesin vicdanını sorgulamasını istiyorum! Herkesi topluma kazandıramazsiniz.Benim gözümden sakındığım toprak oldu. #HiranurAygarDavası
Bu videoda Almanca konuşan bir çocuk ağlayarak şunu söylüyor:
“Çocukları öldürdüler, sonra da yediler. Geriye sadece saçlar, kemikler, dişler ve gözler kaldı.”
İnsanlık bitmiştir.
Çocuklara tecavüz eden, kesip yiyen, kanlarını gençlik iksiri için çeken, her türlü deneye tabi tutan ve karanlık ilişkiler içinde olan bu yapılarla adı anılan güç sahiplerine nasıl hala “sayın”, “dostum”, “stratejik ortak” denilebiliyor?
Aklım almıyor...
Güç sahibi olunca insanlıktan muaf mı olunuyor?
Bir çocuğa bunlar yapılıyorsa orada siyaset üstü bir insanlık sınavı vardır.
Ve bu sınavda tarafsızlık yoktur.
➖Burada tarafsız duran namussuzdur...
Tarih, kimlerin kimlerle tokalaştığını unutmaz.
SUSMAYACAĞIM!!!
📌Pazarlık yok dediniz, al ver yok dediniz!
📌Bizde koşulsuz şartsız destek oluruz dedik.
📌2023 seçimlerinde televizyona çıkıp bunlara oy vermeyin bunlar iktidara gelirse Demirtaş ve Apo’yu serbest bırakacak diye demeçlerde verdik, verdiniz!
📌Geldiğimiz süreçte şehit aileleri ve gazilerimizi incitecek hiç bişey yapmayacağız dediniz.
Dediniz de bir yılda neler yaptınız bakmak gerek;
1️⃣ Terörist başına terörist başı demekten vazgeçtik “kurucu önder” oldu! Sustuk, destek olduk!
2️⃣ Apo benim babamdır diyen Sırrı için güzellemeler yapıldı! Sustuk, destek olduk!
3️⃣ Terörist Başı için umut hakkı konuşuldu hatta ve hatta meclise davet edildi! Sustuk, destek olduk! I
4️⃣ Türk kelimesi utanç kaynağı sayıldı “Türkiyeli” kelimesi türetildi! Meclis başkanı devletin resmi hesabında anayasayı hiçe sayarak Türkçe dışında bir dili kullanarak ikinci resmi dil iması yapıldı! Sustuk, destek olduk!
5️⃣ Diyarbakır’ın göbeğinde polisime düşman unsurları denildi, PKK güzellemesi yapıldı, Apoya özgürlük yürüşü yapıldı, polisim elim eli kolu bağlı izledi! Sustuk, destek olduk!
6️⃣ Bugün Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğü hayırlı olsun denildi!
7️⃣ Bebek katilinin ayağına milletin vekillerini gönderelim denildi! MHP’den vekillerde o heyette olsun denildi! Apodan medet umar olduk! Eyvah ki ne eyvah!
❗️Vallahi susup, destek olamam!
Çünkü bugün susarsam biliyorumki “Aponun özgürlüğü” hayırlı olsun diyeceksiniz.
❗️Çünkü bugün susarsam biliyorumki “ Doğu ve güneydoğunun özerkliği” hayırlı olsun diyeceksiniz.
❗️Çünkü bugün susarsam biliyorumki “İkinci resmi dil Kürtçe” hayırlı olsun diyeceksiniz.
❗️Çünkü bugün susarsam bir ömür susmak zorunda kalacağım!
📌İncitmeyeceğiz dediniz, kırmayacağız dediniz! PKK’nın ve onun uzantısı DEM’in bugüne kadar istediğini 1 yılda verdiniz! PKK savaşı kazandı da bizim haberimiz mi yok! Ne oldu, Demirtaş 9 yıl sonra mı mahsum oldu? 2 yıl öncesine kadar “terörist” değilmiydi? Yasin BÖRÜ’nün ailesini incitmediniz mi?
👉Artık Selo çıkınca bizleri mahkemeye verir ona geçmişte terörist dediğimiz için! Aman yine geçmişe gidip zorlanmasınlar, bugün daha güçlü bir sesle bizim için “APO PİÇTİR VE PİÇ KALACAK” ve “ Selahattin DEMİTAŞ teröristtir”
Sinan Ateş ‘in adı geçince gazeteciyi susturan Devlet Bahçeli
Senden beklenen herşeyi yaptın…
Evladım dediğin Sinan Ateş
katledildi sessiz kaldın
Cenazesine gelenleri tehdit ettin
Sinan Ateş’in annesine hakaret ettin
Bana saldırılara izin verdin
Tehditlerine devam ettin
Ömrünü davasına adamış babam,Sinan ‘ın hakkı haram olsun
Ömrümüz yettiği sürece senden hesap soracağım
#SinanAteş
#SinanATESiçinAdalet
#SinanınAteşiHepiniziYakacak
Sayın Hâkim;
Bu iki konuşma, siyasi parti genel başkanları arasında gerçekleşen bir polemikten öte bir nitelik taşımamakta, en ufak bir hakaret niteliği de taşımamaktadır. Konuşmamın iki yerinde de “Erdoğan ve AKP” ifadeleri birlikte geçmektedir. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı kimliğine değil, AKP Genel Başkanı kimliğine yönelik bir cevap olduğu ortadadır. Konuşma Antalya’da yapılmış olmasına rağmen; İstanbul Başsavcılığı, 20 Ocak sabahı, Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile hakkımda soruşturma başlattı. Aynı gün Ankara’da, saat 18.30 sularında, 100’e yakın polis memurunun, bulunduğumun lokantanın çevresini kuşatması sonrasında gözaltına alındım. Aynı akşam polis ve PÖH ekipleri tarafından, ortalama 150 km hızla bir konvoy eşliğinde İstanbul’a getirildim. Geceyi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde 2 metrelik bir kalasın üstünde geçirdim. 21 Ocak sabahı, Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile ifadeye getirildiğim savcılık tarafından, Kayseri’de 30 Haziran 2024'te çıkan Suriyeli sığınmacılar ile ilgili olayları kışkırtma iddiası ile tutuklamaya sevk edildim. Bundan anladığım, Kayseri Başsavcılığı’nın ve Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nün; Kayseri’de gerçekleşen olayları benim kışkırttığım kanısına, ya 7 aydır varamamışlar ya da bu kanıya varmışlar ancak görev ihmali yapıp gereken soruşturmayı açmamışlardır.
Sayın Hâkim;
Bugün yargılanmakta olduğum, Cumhurbaşkanına hakaret iddiası ile ilgili, savcılık daha sonra iddianame hazırlamış ancak suç unsuru olduğu iddia edilen konuşmamda hangi ifadelerimin ve neden hakaret olduğunu ifade etmemiştir.
Sayın Hâkim;
Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile ilgili düzenleme, Parlamenter Sistem döneminde, tarafsız yani partisiz Cumhurbaşkanını korumak için yapılmış bir düzenlemedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bu maddenin anlamı ortadan kalkmıştır. Cumhurbaşkanının ne zaman siyasi parti genel başkanı, ne zaman Cumhurbaşkanı olduğuna kendisinin karar verdiği bir ortamda, demokratik siyaset ortadan kalkmaktadır. Ben, Mersin Ak Parti İl Kongresinde konuşan Ak Parti Genel Başkanı’nı eleştirdim ve Cumhurbaşkanına hakaretten; 100 polis tarafından kuşatılıp, 25 polis tarafından gözaltına alındım. Bu; milletvekili dokunulmazlığına sahip olmayan hiçbir siyasetçi, hiçbir genel başkan ve hiçbir vatandaş Ak Parti Genel Başkanı’nı eleştiremez demektir. Bu hal; demokratik bir hukuk devletinde kabul edilebilecek bir hal değildir.
📌Nihayet AK Partililer ağızlarındaki baklayı çıkarmaya başladılar.
📍Binali Yıldırım "Anayasada vatandaşlık tanımı gözden geçirilebilir, yerel yönetimlere yetki devri yapılabilir 🗨️Erdoğan'ın tekrar Cumhurbaşkanı adaylığının yolu açılmalıdır" ifadelerini kullanmış...
📍Anayasamızda ‘Türk’ kelimesi bir ırkı değil, bu vatanın ortak ruhunu temsil eder. Bu ruhu ortadan kaldırmak milletimizi bölmekten başka bir işe yaramaz.
Türk Milletini Böldürmeyeceğiz!🇹🇷
AK Parti, MHP, DEM Parti ve İmralı arasındaki görüşmelerin demokratikleşme olarak sunulması, siyasal manipülasyonun bir göstergesidir. Buradan demokratikleşme çıkmayacağı açıktır, çünkü bu süreçte demokrasi, katılım ve hukukun üstünlüğü değil, Erdoğan’ın yeniden seçilebilmesi için Anayasa’da değişiklikler yaparak çeşitli tavizlerin verilmesi amaçlanmaktadır. Bunlar maalesef içinde dış baskıların da olduğu kirli siyasi hesaplardır. Dahası bu açıklama karşılığında kime ne sözler ve tavizler verildiği bilinmemektedir.
Türkiye’nin elbette bir demokrasi sorunu vardır, ancak çözüm terör örgütleriyle müzakere değildir. Bu yaklaşım, devletin otoritesini ve toplumsal güveni zedeler. Kürt sorununun çözümünde terörist başının muhatap alınması, yıllardır teröre karşı durmuş ve demokratik şekilde haklarını talep etmiş Kürt vatandaşlara ve meşru bir siyaset yürütmek isteyen insanlara da hakarettir. Bir devletin, terörist başını ciddiye alarak demokratikleşme sürecini ilerleteceğini iddia etmek, demokrasiyi anlamamaktır. Binlerce insanın ölümüne sebep olmuş bir figürle yürütülen süreç, hukukun ve ahlakın çiğnenmesi anlamına gelir.
Unutmamak lazım ki gerçek demokrasi vatandaşların eşit ve geniş katılımının olduğu, hukukun üstünlüğüne, insan haklarını ve ifade özgürlüğünü temel alan bir sistemdir. Kapalı kapılar ardında siyasi elitler arasında yapılan pazarlıklar demokratik değil, otoriter bir rejimin göstergesidir. Erdoğan’a muhalif siyasetçiler saçma davalarla uğraşırken veya hapse atılırken bu sürecin demokratik olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey otoriter pazarlıklar değil, gerçek bir demokratik düzendir.
Türkiye ile dünyanın yollarının ayrıldığı bir kavşaktayız. Dünya ikinci sanayi devrimini tamamlayıp, dijital teknolojiden yapay zekâ güdümlü üretime geçiyor. Türkiye inşaat ve İHA güdümlü ekonomisi, aşiretleri, İHL ve tarikatlarıyka başka bir tarafa gidiyor.
Dünyadan koptuğumuzu söylemek bir toplumsal sorumluluktur. Bu uyarıyı yapanı suçlamak, suçlu muamelesi yapmak, akla, vicdana ve topluma ihanettir.