Yurt dışında uzun yıllar yaşamış, pek çok ülke görmüş biri olarak artık bir turist olarak bile yurt dışına gitme isteğim kalmadı. Uzak mesafelere, yorucu seyahatlere ya da sözde macera dolu yolculuklara karşı zerre hevesim yok. İnsan belli bir noktadan sonra tatmine ulaştığında, aradığı şeyin yeni yerler değil, yepyeni duygular olduğunu anlıyor; o duygular ise bazen sadece oturduğun yerde seni bulabiliyor.
Elimde birçok imkan var; beni bağlayan ya da kısıtlayan bir durum yok. İstediğimde birçok yeri gezebilirim ama gerçekten istemiyorum. Akşamları sahilde yürümek, gece arabayla turlamak, kulaklığımı takıp yalnız başıma müzik dinlemek ya da sakin bir kafede kitabıma gömülmek dışında hiçbir şeyden yüksek haz almıyorum. Benim hayattan aldığım zevkler artık sade, basit ve beni yormayan şeyler üzerine kurulu.
Abartılı hiçbir şey artık ilgimi çekmiyor; o büyük, "çılgın" eğlencelerin hiçbir cazibesi kalmadı. Basitliğin, sadeliğin, sakinliğin ve tevazunun içindeki o "dikkat çekmeme" lüksünü yakaladım. Cebime ne kadar para girerse girsin harcayacağım yer aynı; bir sürü para geçti diye gidip fazladan ya da farklı bir şey yapasım gelmiyor. Boş vaktim oldu diye yollara düşmüyorum. Yaptığım her şey aynı sadelikte, çünkü hayatımı zaten huzurlu bir konfora dönüştürdüm. Daha fazla imkana ya da daha fazla paraya ihtiyacım yok.
İçimde hala aşamadığım bazı huzursuzluklar, çözemediğim düğümler var ama bunları aşmanın yolunun suni neşe dalgaları ya da zorlama heyecan pompalamaları olmadığını çok iyi biliyorum. Ben artık sadece basit keyiflerin, nitelikli etkinliklerin ve insana var olduğunu hissettiren o hafif hüznün, tatlı melankolinin peşindeyim.
bu tarz işleri o kadar seviyorum ki sabahları makyajımı yaparken göz ucuyla izliyim yemek hazırlarken açıyım bir köşede dursun tüm dikkatimi vermeme gerek yok arada bir telefona da bakıyım insan bazen büyük büyük dertleri olmayan bir şeyler de izlemek istiyor