Amed ilk 30 dk aşırı baskılı oynadı yorulmuş. Kendilerine nefes alacak mola yarattılar.
Beşiktaş’ın hücum edeceği yarı sahayı sulayıp kısa pasın, top sürmenin zorlaşmasına sebep oldular ancak kendi kontra hücumu yapacakları kısmı açmadılar hızlı atağa çıkabilmek adına.
Şunu başka takım yapsa hükmen yenik sayarlar ama tff göz yumuyor amed sportife. Galatasaraylıyım dün Beşiktaş’ın açık şekilde hakkı yenmiştir.
İbrahim Hacıosmanoğlu’nun Türk futboluna yapabileceği en iyi hizmet istifa etmektir.
Bursa ile Beşiktaş arasındaki kavga tribün temellidir. Bursa ile Amed arasındaki kavga ise vatan temellidir. Adamların oyuncularına jiletle Amed oyuncusu sahada saldırdı. Statlarında olanları anlatmaya dahi gerek yok. Velhasıl Amed taraftarı ile bir olup Bursa’ya küfreden benim nezdimde Beşiktaşlı olamaz! Mevzu vatansa gerisi teferruattır. Tribün büyüklerimizin konuya el atıp bölücü zihniyettekileri Beşiktaş tribününden ayıklaması şarttır!
Liste yapılmadı, kimse sistemden bilet alamadı. Tek bildiğimiz şeyi yapmak, ülkenin her köşesinde sadece Beşiktaş diye haykırmak için bir otobüs biletsiz yola çıktık.
“Yol hedeften önemlidir.” dedik. Beşiktaşlıyı kimseye satmadık, kimseyle de dostluk kurmadık. Kuranlarla da aynı safta yer almadık.
Kartallar gibi gittik, stadyumun dışında Beşiktaş’ı haykırdık. Dönüşte taş atana fişekle karşılık verdik. Kartallar gibi de döndük!
“İlkemiz Beşiktaş.” dedik. İlkeden değil taviz, sapma bile yapmadık.
Bu tribünde sadece Beşiktaş diyemeyen herkes de bu saatten sonra karşımızdadır.
İLKEMİZ BEŞİKTAŞ JK!
İLKEDEN TAVİZ, İNTİHAR DEMEKTİR!
Beşiktaş’a sahada, taraftara tribünde çok güzel operasyon yapıldı ve özellikle milliyetçi, Türkçü tayfalar bu operasyonu çok güzel yediler ve Beşiktaş’a sallıyorlar dünden beri.
10 Aralık 2016’daki hain saldırının ardından Bursaspor taraftarını Beşiktaş taraftarı evinde ağırladı. O gün de husumet bitti. Rekabet sahada kaldı. O günden sonra tribünde Bursa’ya küfür edildiğini bile hatırlamıyorum. Zaten yıllardır alt liglerdeler.
Ama dün yapılanı unutmayacağım. Hele “başkalarıyla” yan yana gelip Bursa’ya küfür edenleri hiç unutmayacağım. Dün bunu yapanlar Beşiktaş tribününün parçası olamaz. Bunları kesinlikle dışlamamız lazım.
Konuşan arkadaşın tek bir yanlış sözü yok.
Sol'un büyük bir bölümü, Türkiye'de kendi varlık koşullarını ortadan kaldırmaya yönelik bir yozlaşmanın içinde. Türk Düşmanlığı ve nefreti ile sağa ve faşizme alan açıyor. Bu özyıkımdır. Bu nihilizmdir.
Ben Türk'üm. Hiç kimseden hiçbir konuda özür dilemiyorum. Özür dileyecek biri varsa Balkanlarda, Anadolu'da, Mora'da ve çeşitli coğrafyalarda bize katliam yapanlardır.
11 Kasım 1938.
Atatürk’ün naaşı, İslam Tetkikleri Entsitüsü direktörü Ordinaryüs Profesör Mehmet Şerafettin Yaltkaya’nın nezaretinde yıkandı.
Başbakan Celal Bayar’ın talimatıyla, Profesör Lütfi Aksu tarafından tahnit işlemi yapıldı.
Vücudun bozulmadan korunmasını sağlayacak olan solüsyon, 200 gram formalin, 1 gram sublime, 200 gram tuz, 10 gram acide pehenque, 1000 gram su’dan oluşuyordu.
Profesör Aksu, tahnit işlemi bittikten sonra, iki küçük şişeye solüsyondan doldurdu, ağızlarını lehimledi, üzerlerine yapıştırdığı etiketlere terkibi yazdı, Atatürk’ün kollarının arasına sıkıştırdı.
Kurşun galvanizli tabuta yerleştirildi, kapağı kapatıldı, gül ağacından yapılmış tabuta yerleştirildi, onun da kapağı kapatıldı, üzerine Türk Bayrağı örtüldü.
Cenaze namazı için camiye götürülmesinin dinen şart olup olmadığı konusu, cumhuriyetimizin ilk diyanet işleri başkanı Mehmet Rifat Börekçi’ye danışıldı.
Milli mücadele kahramanı Börekçi, “Atatürk’ün cenaze namazı, tertemiz hale getirdiği vatan toprağının her yerinde kılınabilir” dedi.
Namaz, Dolmabahçe Sarayı’nda Ordinaryüs Profesör Yaltkaya tarafından kıldırıldı. Tekbir, Türkçe verildi.
15 sene sonra…
Anıtkabir tamamlandı.
Atatürk’ün ebedi istiharatı için, Anıtkabir’deki son kontroller, inşaat başmühendisi Sabiha Rıfat Gürayman tarafından yapıldı.
8 Kasım 1953, saat 23 suları… Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi histoloji kürsüsü başkanı Profesör Kamile Şevki Mutlu’nun ev telefonu çaldı.
Arayan, Ankara valisiydi. “Atatürk’ün tabutunun açılması ve tahnit işleminin çözülmesi için, hükümet tarafından kendisinin görevlendirildiğini” bildirdi.
9 Kasım 1953, saat 7.30…
Profesör Kamile Şevki Mutlu, Etnografya Müzesi’nde, geçici kabirden çıkarılan ve katafalkın üzerine konulan gül ağacı tabutun önündeydi, titriyordu.
İçinden “galiba bayılacağım” diye mırıldandı. Ama, dayanmak zorundaydı. Saygı duruşu yapıldı. Ve “başlayalım lütfen” dedi.
Yardımcı olmaları için, Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’ndan 10 öğretmen getirilmişti, öğretmenler gül acağı tabutun vidalarını söktü, kapak kaldırıldı, kurşun tabutun lehimleri söküldü, onun kapağı da kaldırıldı, ortalığı tahnitte kullanılan solüsyonun kokusu sardı.
Cenaze, kahverengi muşambaya sarılıydı. Taşınma sırasında zarar görmesin diye, naaş ile tabut arasındaki boşluklar talaşla doldurulmuştu.
Talaş ıslaktı, bu iyiye işaretti, koruyucu solüsyonun uçup gitmediğini gösteriyordu. Profesör Kamile Şevki Mutlu, muşambayı göğüs hizasına kadar açtı, vücut parafinli sargılarla örtülüydü, yüzü ise, ıslak pamukla kaplıydı.
Adeta zaman durmuştu. Çıt çıkmıyordu. Nefesler tutulmuştu. Profesör Mutlu, pamuk tabakasını yavaşça kaldırdı. Atatürk’ün yüzü ortaya çıktı.
Hiç bozulmamıştı… Teni bronzdu. Altın saçları, rengini kaybetmemişti. Kalın kaşlarından bi kaç tel kopmuş, sol göz kapağının üstüne düşmüştü. Sakalı hafif uzamıştı.
İnce dudakları yapışıktı. 15 sene önce Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyur gibiydi. Ne bozulma, ne kokuşma vardı. İki sene önce rahmetli olan Profesör Lütfi Aksu’nun tahniti son derece başarılıydı.
Profesör Kamile Şevki Mutlu, Atatürk’le yüz yüzeydi. Yanağına dokundu, okşadı. O an neler hissetti derseniz…
Hatıralarında anlatacaktı. “Bir an için sanki konuşacakmışız gibi hissettim” diyecekti. Salonda derin sessizlik hakimdi, duygular darmadağındı.
Atatürk’ün naaşı kurşun tabuttan çıkarıldı, dualarla kefenlendi, ceviz ağacından yapılan yeni tabuta konuldu, Türk Bayrağı’yla örtüldü, yarın Anıtkabir’de toprağa verilmek üzere, generaller tarafından ihtiram nöbetine başlandı.
Demem o ki..
Bu milletin yetiştirdiği en büyük insan, vefat ettiğinde bir erkeğe, toprağa verileceği zaman, bir kadına emanet edilmişti.
Çünkü… 1938’de Atatürk’ün naaşını emanet edebileceğimiz en yetkin kişi bir erkek’ken, 1953’te bir kadın’dı.
Çünkü kadınlar… Atatürk devrimleri sayesinde, sadece 15 sene gibi kısa sürede, erkeklerin önüne geçmeyi başarmıştı.
PKK’ya karşı olan Kürt gruplar gerçekleri açıklıyor.
Kandil’e Hendek saldırılarını başlatması emrini veren Öcalan, talimatı iletmesi için Sırrı Süreyya Önder görev vermiş.
Sonra da saldırı başlatılmış.
O hani sevgi sözcüklerine boğduğunuz ve devlet töreniyle uğurladığınız ‘sevimli’ adamın gönderdiği talimatla 793 asker ve polisimiz şehit olmuş.
Sevgi sözcüklerine devam…
Türkiye'de vatandaşın SAHİL HAKKI GASP EDİLİYOR. Ve bu gasp gizlice yapılmıyor, herkesin gözü önünde gerçekleşiyor.
İlgili bakanlıklar, belediyeler bu gaspı izliyorlar.
4 tarafı denizlerle çevrili Türkiye'nin sahil bölgelerine kim olduğu belirsiz insanlar çöküyor.
Bu haber için İzmir'deki beach club dedikleri yerlere bizzat girdim ve sahile girmek için bu şahıslara 8 bin TL ödemek zorunda kaldım. Bunu vermezseniz içeriye alınmıyorsunuz.
SAHİLLER VATANDAŞIN ANAYASAL HAKKIDIR.
Vatandaşın bu hakkını gasp edenler memlekette sahil alanı bırakmamışlar. Antalya, İzmir, Muğla...
Her şehrin en güzel sahillerine KM'lerce çökülmüş.
İspanya ise sahillerinin her noktasını 20 yıl boyunca korumuş ve İspanya'da da 'SAHİLLER HALKINDIR' kanunu var.
Aynı yasalar Türkiye'de de olsa, herkesin gözü önünde milletin hakkı GASP EDİLİYOR. Tüm bu sahil noktalarını tek tek inceledim.
Bu çalışmamın daha fazla insana ulaşması için beğenip paylaşabilirsiniz. Bu gaspların tüm belgelerini paylaşmaya devam edeceğim.
Yaptığım belgeselin 20 dakikalık halini Youtube'da paylaştım: https://t.co/yurMUQTbHB
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun 🇹🇷
Bu videoda göreceğiniz her şey, dağlar, süngüler, bayrak, Atatürk'ün yüzü, 110.476 parlayan noktayla çizildi. Her nokta, MSB kayıtlarındaki gerçek bir şehitin bilgilerini içeriyor.
Biraz uzun oldu biliyorum ama izlerseniz sevinirim.
Yayıncı Erlik, “Şu senaryo yıllardır 1000 kez yaşandı, 1000 kez kıl kıpırdamadı” notuyla bir örnek paylaştı:
• Bir gün trafikte bir park kavgası yaşadınız.
• Sövüşmeler falan derken karşı taraf telefonu çıkardı, “Kürt olduğum için” diye başladı video çekti.
• O birkaç saniye senin kaderini belirledi bile.
• Hemen Yeni Türkiye'nin pratik toplum sözleşmesi devreye girer; bahsigeçen ekosistem videoyu dolaşıma sokar, yüzbinlerce kişi anana avradına söverek adres sormaya başlar, Kürdofaşist çark işlemeye başlar.
• Arabaya geri dönüyorsun. Anaa bi bakıyorsun ki koca mecliste vekiller “bu ülkede Kürde park vermiyorlar!” diye nutuk atıyorlar, videodaki sıfatın A4 kağıdına basılmış kürsüden sallanıyor.
• Kıpkırmızı oluyorsun panikten.
• YouTube bildirimi! Çok sevdiğin gazeteci günlük programında yine - ama konu sensin! Sıfatın ekranda, sana kayıyor.
• Bildirimler akıyor, Suavi Twitter'da paylaşmış bile şopla vampir dişleri falan eklemişler sana.
• Yorumlarda Zeynepler, Mustafalar “Ben de Türk'üm ama bu şerefsiz gibi değilim” yazıyorlar.
• Aha Bakan açıklama yapıyor, “ülkemiz bölünemez” diyor. İdrak bile edemiyorsun olanları, elin ayağın titriyor.
• Anan baban ailen yazıyor arıyor o ara, çoktan dadanmaya başlamışlar bile, sosyal medyada her şeyleri paylaşılmış.
• Medyascope'da Ruşen Çakır ve Cengiz Çandar yayında; “Verilmeyen park yeri Kürt’ün anayasada verilmeyen hakkının sembolüdür” diyor.
• Serbestiyet’ten Yıldıray Oğur; kart kurttan park purka... yazısı çıkmış.
• Kafayı yemek üzeresin, cama bir tıklama kafayı kaldırdın Emniyet müdürü.
• E sen çağırmadın polisi, çağırsan bu hızla ne zaman gelmiş? “Oğlum naptın lan!?” diyor panikle. Artık ağlamak üzeresin “abi naptım ya?” diyorsun.
• Meğer bakanından, Beştepe’sine herkes arıyor müdürü fırça kayıyor.
• Ülke bölündü bölünecek! Hemen geç şuraya, kamera açılıyor; anlat faşist olmadığını hızlı hızlı. Müdürü de işinden edeceksin.
• Kafan dağılmış ama devlet adamı edasıyla konuşmaya çalışıyorsun; “Kürt Türk kardeştir, bu park bizi bölemez, egzozlar susmaz, farlar söndürülemez!” hemen hemen yayına verin, iş MGK'ya çıkmasa bari.
• Yemin billah ediyorsun abi bir daha mı bir daha, yaya gezerim de araba kullanmam diye.
• Denetimli serbestlikle gidiyorsun, birkaç sene daha sessizlikten sonra ailene taciz duruyor tek tük tehdit edenler oluyor o kadar.
• Ara sıra Meclis’te vekiller biz biliriz zihniyetinizi unutmadık diye adını geçiriyor ama olsundu.
Gaziler Bilkent’te polis çemberi içinde konuşuyorlar. Sayın İçişleri Bakanı gazilerimize bir kahve ikram edin. Yoksa gazileri polis sürükleyerek kaldırmak zorunda kalacak. @zaferpartisi@TC_icisleri