Nasıl bugün Hürmüz’deki çözümsüzlüğün bedelini tüm dünya ödüyorsa, şayet İsrail haydutluğunun önü kesilmezse bunun ceremesini de bölgeyle birlikte tüm insanlık çekecektir.
Avrupa’da İspanya’nın gösterebildiği cesaret ve sağduyulu tutumu başka ülkelerin de göstermesi tarihî bir sorumluluktur.
Bugün Gazze’de devam eden soykırımın kanı, buna tepkisiz kalanların eline yüzüne bulaşmıştır.
İran’da, Lübnan’da başlayan; Suriye’yi, Akdeniz’i, Afrika’yı tehdit eden bu saldırganlığın sonuçlarından da yine tepkisiz kalanlar mesul olacaktır.
İsrail durdurulmalıdır.
Bu, insanlığın ve insanlık cephesinin ödevidir.
Tarihin tekerrürüne izin verilmemelidir.
Türkiye, İsrail’in tüm sabotajlarına rağmen bölgesinde barışın ve huzurun ikamesi için elinden geleni yapacaktır.
Şam ve Beyrut, İstanbul’un iki kardeş şehridir.
Türkiye’nin güvenliği sadece Hatay’dan değil; Halep’ten başlar, Şam’dan başlar, Beyrut’tan başlar.
Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz, kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız.
“-Allah, Ebû Zerr’e rahmet etsin! O, yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız başına diriltilir.” buyurdular.
Allah Rasûlü (S.A.V)'in bu mûcizevî ifadeleri, vakti gelince tahakkuk etmiş ve Ebû Zerr, yalnız yaşamış, yalnız vefat etmiştir.
vuslat sanılan gerçeklik, kendini terk etmeye zorlanıyor ve gerçek vuslatı yeniden ve yeniden aramaya yöneliyor. Benim bu dünyadaki yolculuklarım da, kim bilir, belki böyle bir yolculuğun bir gölge izdüşümü olarak tecelli ediyor.
Fakat her şeye rağmen burada derinleştirilmesi gereken bir vakayla karşı karşıya bulunduğumuzu hissediyorum: bu, terk edişle (ayrılışla) vuslatın diyalektik ilişkisi olabilir. Her ayrılış kendi vuslatını ve her vuslat kendi ayrılışını kendinde taşıyor:
insanın, kendi geçmişini terk ediyormuş duygusu, aslında belki de kendine yabancılaşarak Tanrı’ya aşina oluşun başlangıcını işaretliyor. Ve.. Tanrı’ya vasıl oluş, yani Tanrı vuslatı,bu yalancı dünyanın şartları içinde hiçbir zaman kendi aslî hakikatiyle tecelli etmeyeceğine göre,
Daha önemlisi, biz bu yolculuğun başlayıp başlamadığını nasıl anlayacağız? Anlayabilecek miyiz?
“Yolcu, bu dairede kemal sahibi olunca yine son noktaya varır.”
“Birisine ‘nihayet nedir’ diye sormuşlar da, insanın başladığı yere dönmesidir demiş!”
Biz, böyle bir yolculuğun neresinde duruyoruz? Biz bu yolculuğun başlangıcında mıyız, yoksa sonunda mı? Yoksa bu yolculuk bizim için daha başlamamış mıdır? Başlamamışsa, bu yolculuğun ne zaman başladığını kabul edeceğiz?
De ki, yuva yok, yuvaya dönüş hissi yok, bu dünya yok, ben de yokum, bütün bu yoklardan geriye bir şey kalmıyor mu? İşte o bakiye ne? Onu kabul ediyorsan, neyi inkâr ediyorsun?
Ben şimdi, üzerinde mesafe katettiğim yolu, sarıldığını veya çözüldüğünü bilmediğim bir yumağa mı benzetiyorum? Öyleyse, Şebüsteri’nin naklettiği şu “nihâyet” lafını nasıl anlamalıyım? “Birisine nihayet nedir diye sormuşlar da insanın başladığı yere dönmesidir demiş!” diyordu o.
Belki benim bir yuvam da yoktu. Fakat bunu, yani yuvasızlığı, yurtsuzluğu kabul etmek kolay mı? Bunu kabul edersem yuvaya dönmekte olduğuma dair hissimi nasıl açıklayabilirim?
Kavuştuğumuz yerin yuvamız (menzlimiz, hedefimiz) olduğundan emin olamayınca, yolculuğumuzu sürdürmekten başka bir seçenek kalmıyor demektir. Bu da yolculuğumuzun her menzilde yeniden ve yeni baştan başlatılmasını dayatıyor.
yola nereden çıktığımı da şaşırmaya, karıştırmaya başlıyorum.
Sen kendin nereye gideceğini ve nereden yola çıktığını bilmiyorsan, bunu kime sorabilirsin? Sana, burada yardım edecek kimse yoktur. Bir başınasın ve kendi göbeğini kendin kesmek zorundasın.
İnsan, yolculuğun orta yerinde, birdenbire, nerden gelip nereye gittiğini şaşırabilir ve kendi kendine: “Ben deli miyim? Ben nereye gidiyorum? Daha da önemlisi ben nereden geliyorum?” sorusunu yöneltebilir. Ben de öyle oluyorum: yalnızca nereye gideceğimi değil,nereden geldiğimi,
o, buradan geçip gidecek bir yolcuydu; yalnızca nerden geçmekte olduğunu bilmek istiyordu, o kadar. Ama şimdi? Şimdi nerede olduğunu merak etmiyordu. Çünkü nereye gideceğini bilmiyordu.
Şimdiyse kaçıncı kez otobüs aktarması yaptığını da nereye doğru yol aldığını da bilmiyordu.