Bugün bir söz okudum: “Birisi boğuluyorsa, o an ona yüzmeyi öğretmenin zamanı değildir.”
Bu cümle gün boyu aklımda kaldı. Çünkü bir insan zorlanırken, dağılırken, içi karışmışken etraf bir anda tavsiye verenlerle doluyor. Herkes ne yapması gerektiğini, nasıl düşünmesi gerektiğini, nasıl güçlü olması gerektiğini anlatıyor. Ama insan boğulurken bunları duyamaz.
İçeride fırtına varken dışarıdan gelen her yönlendirme gürültü gibi hissedilir.
Bugün Kamçatka’da 8,8 magnitüdle son asrın en büyük depremlerinden biri oldu. İster nüfus, ister az yoğunluk, isterse zemin deyin, ne derseniz deyin, ölüm ve yıkım son derece sınırlı. Fayları, deprem mekanizmasını bilen arkadaşlara bırakalım, önemli ama bizi doğrudan ilgilendirmiyor. Alınacak ders ne? DEPREM DİRENÇLİ KENTLER. Deprem bölgesi yakınında Japonya, Rusya ve Amerika var. Bizde olsa tasavvur edemiyeceğimiz kadar kayıp verebilecekken neden oralarda insanlar ölmüyor? Gelin DEPREM DİRENÇLİ KENTLER talep edelim. Biz başımızı sokacak yer değil, cangüvenliğimiz
olan yerler istiyoruz.
“Kanaatimce, utanmak kelimesini yaşatmaya ve utanan insanlara, her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Çünkü utanmak yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın ve zulmün önündeki, en büyük engeldir. Ahlak, utanmayı bilmektir.”
Bugün Konya’da olan depremin gösterdiği gibi ülkemizin her tarafı az veya çok tehlikeli deprem bölgelerinden ibarettir. Artık fayları tartışacağmıza, deprem olacak mı olmayacak mı diye dertleneceğmize, deprem ne zaman,nerede olacak diye kendimizi heder edeceğimize, bu tabir için beni affediniz , Anadolu deyimi ile “Siz eşeğinizi sağlam kazığa bağlayında” Allah Kerimdir. Oturduğunuz yerleşim alanının DEPREM DİRENÇLİ OLMASINI SAĞLAYIN, BUNU YÖNETİMLERDEN TALEP EDİN. Bunun BEKA meselesi olduğunun, ülkemizin geleceği için hayat memat meselesi olduğunu unutmayın. Mülkün sahibi sizsiniz. Gözetim ve denetim sorumluluğu sizde. Yönetimlerle el ele bu sorunu çözelim. Her büyük depremde binlerce insanı kurban veremeyiz. İNSANIMIZ ÖLMESİN. Sevgiyle.