Türkiye solu, kendi kadrolarını ve düşünsel merkezlerini üretmek yerine sosyal medyanın öne çıkardığı isimleri hızla büyütüyor. Birkaç etkili cümle, iktidara dönük sert bir çıkış ya da mağduriyet hikâyesi yetiyor. Siyasal geçmişi ve sınıfsal tercihleri sorgulanmadan yeni bir simge yaratılıyor. Aynı kişi başka bir merkeze yaklaştığında da ihanet tartışması başlıyor.
Sorun yalnızca kişilerde değil, ölçütlerdeki aşınmada. İktidarı eleştirmek, haksızlığa uğramak ya da muhalif çevrelerde görünür olmak solculuk için yeterli değildir. Sol siyaset; emek, eşitlik, sosyal haklar, kamusal hizmetler ve servetin paylaşımı konusunda açık bir yön gerektirir. Bu başlıklarda sözü olmayan birini yalnızca muhalif tavrı üzerinden sahiplenmek, siyasal değerlendirme yerine duygusal yakınlığı koymaktır.
Türkiye muhalefetinin geniş bir bölümünün solla ilişkisi programatik değil, pragmatiktir. Solun kavramları ve tarihsel itibarı kullanılır; ekonomik eşitsizlik, sendikal haklar, güvencesiz çalışma ve mülkiyet ilişkileri gündeme geldiğinde bu yakınlık hızla zayıflar. Çünkü amaç çoğu zaman toplumsal yapıyı değiştirmekten çok, yönetim tarzını ve güç dağılımını yeniden düzenlemektir. Bunun adı restorasyoncu muhalefettir.
İktidar alanının dışında kalan herkes aynı siyasal çizgide buluşmaz. Eski yöneticiler, farklı ekonomik çevreler, etkisini kaybetmiş gruplar ve yeni dengelerde yer arayan aktörler aynı muhalefet sahasında yan yana gelebilir. Onları birleştiren ortak bir toplum tasarımı değil, mevcut güç dağılımına duyulan itirazdır. Emek, bölüşüm ve sosyal haklar konuşulmaya başladığında aralarındaki fark hemen ortaya çıkar.
Örgütlenme ve siyasal eğitim zayıfladıkça kişiler fikirlerin önüne geçiyor. Sonra bu isimler başka bir merkeze yöneldiğinde herkes şaşırıyor. Çoğu zaman ortada yön değiştirmiş bir solcu yok; başından beri siyasal ağırlık merkezine göre yer alan bir aktör var. Birkaç ayda bir yeni bir kahraman bulup ardından onun “gerçek yüzünü” tartışıyorsak sorun yalnızca kahramanlarda aranamaz.
🇺🇸🇮🇱 Trump’tan Netanyahu’ya: Suriye ve Lübnan’dan çekil
⭕️ ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde İsrail ordusunun Suriye’deki güçlerini çekmeye başlamasını ve aynı adımı Lübnan’da da atmasını talep etti
⭕️ Axios’un ABD ve İsrailli yetkililerden edindiği bilgilere göre Trump, Netanyahu’ya bölgedeki askeri varlığın gerilimi tırmandırabileceğini iletti
Detaylar🔗https://t.co/n6K86tPVVo
soL Haber yeni hesabıyla X’te
17 yıldır kullandığımız X hesabımız, NATO Zirvesi’ne giden süreçte tüm ülkeyi bir süreliğine cezaevine çeviren iktidar tarafından Türkiye’de erişime engellendi.
Kamuoyunu, dostlarımızı, okurlarımızı soL’la dayanışmaya çağırıyoruz.
En önemli dayanışma, soL’a abone olmak, bizzat omuz vermektir.
soL’u susturma girişimi başarısızlığa mahkumdur.
Sesimizi yükselteceğiz. Sizin desteğinizle. Hep birlikte.
📍Abonelik: https://t.co/N5rjOWVsCX
📍soL TV X: https://t.co/guQIEHTBF8
📍Facebook:https://t.co/fhDdRGd6Dt
📍Instagram:https://t.co/yyBYMUKEnJ
📍soL TV Instagram: https://t.co/3nm2JGAJCR
📍Telegram: https://t.co/VUxQm7FDaU
📍WhatsApp: https://t.co/JpPmLcDvXO
📍Bluesky: https://t.co/aOM1WoFfeN
📍Youtube: https://t.co/8Srx1FKLUA
5 Temmuz Pazar günü Ankara’da gerçekleştirdiğimiz NATO karşıtı eylemde gözaltına alınan 131 arkadaşımızın 118’i serbest bırakıldı. 13 arkadaşımız tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Ankara Sıhhıye Adliyesi önünde serbest bırakılan arkadaşlarımızı almak için bekliyoruz.
Tekrar ediyoruz: NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur.
Barış Terkoğlu "TSK’dan ihraç edilen teğmenlerden İzzet Talip Akarsu: 'Ben artık bir yüksek lisans öğrencisiyim. Teğmen olmasam da bu akademik toplantıyı izlemek istiyorum' deyip NATO Genel Merkezi'ne akreditasyon başvurusu yapıyor.
Ankara'da NATO toplantısına katılıyor. Çok enteresan bir şey oluyor. Toplantı sırasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ilişkin. üyelik delegasyonunda bulunan isim ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olup olamayacağı, Türkiye'nin Avrupa yoluna gidip gidilemeyeceği sorusu soruluyor.
AB delegasyonundaki üye diyor ki: 'Hayır. Türkiye, insan hakları ihlalleri, demokratik kriterler nedeniyle Avrupa Birliği'nden tamamen ayrı bir çizgide.'
Ve orada salonda kim el kaldırıyor? İzzet Talip Akarsu: 'Sayın diplomat, madem diplomasinizi insan haklarına, demokrasiye dayandırıyorsunuz; İsrail Gazze'de bu katliamları yaparken, İsrail ile kurduğunuz ilişkide aynı kriterleri uyguluyor musunuz?'
Siz bir teğmenin üzerinden üniformasını sökersiniz. Ama o gider, üzerinde takım elbise olduğu halde, kimseyi karalamadan, yalan da söylemeden, sorulması gereken bir soruyu sorar."
soL Haber'in 925 bin takipçili X hesabına, 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi kapsamında "milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli getirilmişti.
Erişim engeli X tarafından uygulandı. Sol Haber'in X hesabı Türkiye'den 'görünmez' hale getirildi.
NATO’ya karşı mücadelemiz nedeniyle partimizin sitesi https://t.co/4ScI9uOQpc BTK kararıyla erişime engellendi. AKP iktidarı, ülkenin tüm kurumlarını emperyalistlerin hizmetine sunuyor. Türkiye’nin bağımsızlığı için mücadele edenlere hukuksuzca saldırıyor.
Vazgeçmiyoruz. Emperyalizmi ve onun işbirlikçisi AKP iktidarını geldikleri gibi göndereceğiz!
Tüm yurttaşlarımızı https://t.co/J5EQ0RlNxn adresi üzerinden bizimle iletişime geçerek emperyalizm ve NATO karşıtı mücadelemize katılmaya davet ediyoruz.
Ankara’da “Bağımsız Türkiye” için NATO’yu protesto eden TKP üyelerine dönük polis şiddetinde yedi arkadaşımız kafalarından ağır darbe almış, bazı arkadaşlarımızın kol ve göğüs kafeslerinde kırıklar oluşmuş, bir arkadaşımız kalp krizi şüphesiyle anjiyoya alınmıştır.
Yaralanan ve gözaltına alınan yoldaşlarımızın durumlarını yakından takip ediyoruz. Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!
Yerden göğe, gökten yere kadar haklı @pallaroccia. Israrla anlatmaya çalıştığım da bu işte!
Muhaliflerin itirazları ve nirengi noktaları ancien regime'de kaldı. Bir yankısı, bir karşılığı yok artık
Ha, buradan "İfade özgürlüğünü savunmak artık gereksizdir" anlamı çıkmasın elbette. Kastettiğim o değil. Pergelin iğneli ucunu delik deşik edilmiş burjuva hukukuna dayandırmanın ve her daim iktidar lehine bozulan kantara yatırmanın anlamı kalmadı. Bir yankı odası yaratır, klişeleri ezber eder durursunuz.
Edin edin de, şöyle bir sorun var: Devlet ve siyasi iktidar sizin izleğinize, sizin orjininize Yalova Kaymakamı muamelesi çekiyor artık. Çünkü 15 Temmuz konseptinde, savaş halindeyiz.
Ağzınıza sakız ettiğiniz "Hukuk iktidarın fahişesidir" vecizesini anımsarsanız, daha doğrusu birazcık üstüne düşünürseniz, ne demek istediğimi daha rahat anlayacaksınız.
İktidarın fahişesinin ihsanı olmaz arkadaşlar. Deniz'in gözaltına alınması da 'hukuk' işte. Hukuk da, hukuk devleti sanrısı da bundan fazlası değildir. Avuntudan ibarettir. Artık ihtiyaç da duymuyorlar.
Bunu kavrayamayınca da "Korkuyorlar! Yönetemiyorlar!" gibi zırvalarla ortalığa düşersiniz ve günün sonunda sizi pelteye çevirirler. Çünkü zerre kadar korkmuyorlar ve gayet ustaca, kaosu kaosla yönetiyorlar.
Çok uzun zamandır çırılçıplağız. Yeni düzende ve mevcut konjonktürde hiçbir koruma mekanizmamız ya da kalkanımız yok. Her şey değişti, bir alt üst oluştayız. Bildiğimiz, ezber ettiğimiz her şeyi sorgulamaya, hepsiyle hesaplaşmaya mecburuz
Yine de ifade özgürlüğü mü? :) Peki, halde sözü işkenceci kahramanımıza bırakalım
"Ölü Deniz" gösterisi gerekçe gösterilerek gözaltına alınan Deniz Göktaş'ın yanındayız!
Tüm sıra arkadaşlarımızı yarın Maçka Parkı'nda "Ölü Deniz" gösterimini hep birlikte izlemeye çağırıyoruz.
Sorun şu ki, biz de sana hekim demiyoruz. Zira hekimlik, korku fabrikatörlüğü ve aşı cazgırlığı yapmak değildir
Bir gün yargılanacaksın Esin! Bu halka karşı işlediğin suçların hesabını, sanık sandalyesinde süklüm püklüm oturduğun ağır ceza mahkemesinde vereceksin. Orada olacağım
CHP lideri Özgür Özel Newsweek’ten sonra Financial Times’a da yazdı.
Bilinen yaklaşım sürüyor: AKP’ye güvenilmez, biz NATO’nun çıkarlarına daha uygun bir partiyiz.
Özeti bu.
Bunun bir özet değil, iftira olduğunu söyleyenler çıkabileceği için bir bölüm paylaşalım buraya Özel’in söylediklerinden:
“NATO zirvesinde Erdoğan kendini vazgeçilmez biri olarak gösterecektir. Ancak hiçbir ülkenin stratejik değeri, demokrasisinin yok edilmesiyle artmaz. Türkiye'nin müttefikleri, Erdoğan yönetiminin kendi çıkarlarına oluşturduğu riski net bir bakış açısıyla değerlendirmelidir. Kısa vadeli jeopolitik çıkarlar uğruna otoriter rejimlere meşruiyet kazandırmak tarihi bir hatadır. Bu yaklaşım nadiren istikrar getirir. Çoğu zaman ise ileride hesaplaşma anını daha tehlikeli kılar.”
Daha açık nasıl ifade edilebilirdi ki?
Özel Erdoğan’ın bir gün Moskova’ya, diğer gün Pekin’e de yanaşabileceğini hatırlatarak dikkatli olmaya çağırıyor Batılı ülkeleri.
Bütün bunları “Türkiye siyasetine karışmanızı istemiyoruz” uyarısı telafi etmiyor, etmez. Kaldı ki, bu yazı NATO’nun Türkiye siyasetinde ne kadar ciddi bir ağırlığa sahip olduğunun itirafı olarak da okunabilir.
Türkiye’de düzen siyaseti NATO konusunda mutlak bir uzlaşı içinde. İç politikada bu kadar gerilim varken bu mutabakat şaşırtıcı gelebilir. Ama aslında şaşırtıcı bir şey yok.
İç politikadaki gerilimlerin yarattığı tozu toprağı kenara çekin, karşınıza yine çok güçlü bir mutabakat çıkar: Piyasa ekonomisi. Yani kapitalizm. Yani sermaye egemenliği. Yani sömürü düzeni. Yani yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik, işsizlik ve kriz üreten toplumsal sistem.
İçerdeki bu mutabakatın ürünüdür dışarıdaki NATO mutabakatı.
Özgür Özel'in Financial Times'a yazdığı mektup -kendi içindeki mantık hatalarını bir kenara koyarsak- varolan dinamikleri ve değişen koşulları kavrayamamanın ifadesi olmuş. Daha doğrusu onun namına bu mektubu yazanlar, Trump ile Erdoğan-ABD ile TR arasında simbiyotik hale dönüşen işbirliğinin niteliğini ya görmemiş ya da görmek istememiş. "Erdoğan'ın otoriterleşmesini" eksen kaymasına bağlayarak bir klişeyi tekrarlamışlar, ki bu da hakim pozisyondaki hiçbir Batılı siyasetçinin itibar etmeyeceği bir argüman. Çünkü "otoriterleşmenin" nedeni Batıdan uzaklaşma değil, aksine Batı'ya hem askeri hem siyasi bazda daha fazla entegrasyon. NATO Genel Sekreterinin de ifade ettiği üzere yeni transatlantik güvenlik konseptinin, savunma çizgisinin Hint-pasifik'e kaymasının, buna göre bölgesel tasarımın zorunlu sonucu. TR'nin yeni uluslararası işbölümünde "güçlü" şekilde yer alması Batı'nın öncelikli amacı. "Güç" (gewalt) çift anlamda: Bölgede jeoekonomik güç olmak anlamına geldiği kadar, iç politikada siyasi zor anlamına da geliyor. Bu dinamiği buradan görmeyip sürekli Batı'dan demokrasi beklemek imaj kaybına da yol açan bir etken. Mektupta "kısa vadeli jeopolitik kolaylık" denilen şey, kurulmaya çalışılan bölgesel (Doğu Avrupa, Kafkasya, İç Asya, Ortadoğu, MENA) dengeler. Kılıçdaroğlu'nun butlandan sonra ilk kez parti binasındaki konuşmasında tarihsel coğrafi bakiyeye yaptığı vurgular da öylesine değildi; o mesajını demokrasi filtresinden geçirmeden direkt verdi. Burjuva siyaset öyle bir noktaya geldi ki, sebep sonuç ilişkilerini görmeden, her şeye havetçi olup tarafsız kalma lüksü bitti.
Yaptığım alıntıyı sayfa adminlerine kaldırtan, çalıştığım ve işten atıldığım süreçte işledikleri hak ihlallerini görünmez kılacağını zannedenler, tekrar yazayım. 7 yıl 4,5 ay çalıştığım yayınevinde işçi sağlığı ve iş güvenliği yok. Yasalar ne için @csgbakanligi@isikhanvedat ?