Çok uğraşırım, çok alttan alırım. Bazen hiç olmadığı kadar gururumu ayaklar altına alır; karşı tarafı tekrardan kazanmak için kendi benliğimi görmezden gelirim. Sonrası mı? Sonra bırakırım. Öyle bir bırakırım ki bir daha tutunmamanız için her şeyi yaparım. Hevesim kaçtıktan sonra gönül alıcı sözlerinizi duvarlara söyleyin; şayet artık benim kalbim taştan bile daha katı. Bunu ben de istemezdim ama beni buna siz mecbur bıraktınız..
samiha ayverdi: "hayatta olan şeylere "neden" diyen kimse acemidir." der.. “önüne açılan yoldan yürü. şöyle olsaydı, böyle olsaydı daha iyi olurdu, diye vehmettiğin tüm yollar, kaderin dışındadır. kaderin dışında olansa yok hükmündedir."
kendi küçük dünyanda huzuru bulmak gibisi yok. düzenli bir ev, pencere önünde açan çiçekler, taze demlenmiş çayın yayılan kokusu. bu dinginliğe eşlik eden dürüst dostluklar ve sadakatle kurulan sade bir hayat. az insan, temiz bir yaşam ve içten gelen derin bir huzur.
Bakmayın siz “Bir kalemde silerim, savurur atarım, çekip giderim” beylik sözlerine. İnsanın koparıp atamayacağı bağları, arkasını dönüp gidemeyeceği durumları ve günün birinde yutmak zorunda kalacağı büyük lafları vardır.
Bazı insanlar bize, neyin ne "olmadığını" göstermek için vardır.
Sevginin ne olmadığı, dostluğun ne olmadığı, sadakatin ne olmadığı, merhametin ne olmadığı hep bu insanlardan öğrenilir.
İnsan eğer isterse, herkesten bir şey öğrenebilir. Kendine zararı dokunanlardan bile.
Kabullendim gibi. Daha sakinim. Payıma düşenler, olmayanlar, ne kadar çabalasam da bir türlü yoluna girmeyenler... Hepsinden geçmişim gibi hissediyorum. Bir çay demleyip hayatıma devam ediyorum. İnsan oldum diyemez ama olmak olsaydı şayet böyle bir şey olurdu mutlaka.
birini öyle çok seversiniz ki, kalbiniz sanki onunla beraber atar. sizin içinizden geçenleri, o, çoktan yapmış ve eksiğinizi tamamlamıştır. bu cihanda, böylesi bir kalbe denk düşmek nasip işidir ve böyle bir kalbe rastlayan kişi de kendini dünyanın en şanslı kişisi addetmelidir.
Yerinde vermediğimiz her tepki, söylemediğimiz her söz, yuttuğumuz her laf zaman içinde hastalık, mutsuzluk olarak dönüyor aslında. Canhıraş bir kavga değil ama insanın meramını anlatabilmesi şart. Anlaşılmak şifa.