Thirty-one years after the Srebrenica Genocide, families in Bosnia are preparing to bury 10 newly identified victims at the Potocari Memorial Cemetery on July 11.
Since the war, 6,772 victims have been buried at Potocari. More than 1,000 victims remain missing
İsrail Dışişleri Bakanı'nın “Doğru yol, dinler arasında hoşgörü ve kardeşliktir. Genç nesiller arasında yerleştirmemiz gereken anlayış budur. Din, iman ve sevginin kaynağıdır. Hiçbir dinde nefretin kaynağı olmamalıdır” ifadeleri hakkında neler söylemek istersiniz?
Düşünsenize, bir Gazzeli şehit evladı, veya çocuğu abd bombalarıyla ölmüş bir Gazzeli havalimanında trump adını taşıyan bir binaya giriyor. Ne hisseder acaba? Kaç sokağımıza Gazze adını, kaç caddeye Yahya Sinvar adını verdik? Eskiden abdnin işkencede sorguladıkları insanlara kola şişesi soktukları söylenirdi, gittikleri her yerde o şişeyi görecek ve gördükleri işkenceyi unutmayacaklardı. Akp hükümetinin durduğu yer bellidir. Aldığı pozisyon bellidir. Görmeyenlere Allah basiret versin.
🔴 "Biz ölürken siz Dünya Kupası izliyorsunuz. Size yazıklar olsun."
İsrail'in bugün bir oyun alanını vurmasıyla şehid edilen çocukların başında Gazzeli adam bu sözlerle sitem ediyor:
Bu dünya pazarına bir kere gelinir; ikinci defa gelinmez. Bu pazarda kıymetsiz şeyler satılmaz; bu pazarda ömür satılır, bu pazarda gençlik satılır, bu pazarda can satılır. Neyiniz varsa ortaya koyun...
Alparslan Kuytul Hocaefendi
Günaydın arkadaşlar. Akparti yönetiminin Kudüs hassasiyeti tamamen duygusaldır. Gerçekliği yoktur. Abdest almayan bir adamın namaz kılma iddiası ne kadar ciddiye alınırsa bunların Kudüs iddiası da o kadar ciddiye alınır.
Sebze ve meyvede aracılar aradan çıksa fiyatlar 10 yıl önceki fiyatlara iner.
Acilen komisyonculuk yasaklanmalı ve manavların malı çiftçiden alması sağlanmalı.
🔴 İsrail’de aktif olarak görev yapan çifte vatandaş Matan Baron’un tatile geldiği Antalya’ya giden vatandaşlar ‘bomba ihbarı’ iddiasıyla gözaltına alındı:
“Arkadaşlarımızın aracından çakı bile çıkmadı. Ama terörist muamelesi yapılarak içeri alınıyorlar”
Ah be güzel kardeşim, neden hala anlamamakta ısrar ediyorsunuz? Ülkemizde siyonist istemeyen 10 kişiyi gözaltına alıp günlerce içeride tutmak Gazze’de bebek öldüren bir israil askerinin Türkiye’de tatil yapmasını engellemekten daha kolay ve konforlu bizim hükümetimiz için. israilden gelen Türk vatandaşı bir israil askerinin Sabiha Gökçe’nden alınıp Vatan Emniyete götürülüp ifadesinin alınıp serbest bırakılması 2 saat (bizim polisimiz için bu keramet sayılır) sürmüştü. Acaba bu arkadaşlar ne zaman bırakılır diye merak ediyorum. Bak yarın bu devletin arası siyonist israille düzelir de seninle benimle hiç düzelmez. Allah yardımcınız olsun.
Adı geçen mahkemenin sanıklarından birisiyim. İki duruşmaya da katıldım. Osmaniye'de cezaevinden çıkan bir aile dostumuzu evine uğurlama suçundan(!) yargılandığımız mahkemede skandal üstüne skandal yaşandı. Gerek usule dair gerekse de adlı yargılanma hakkının gaspının gerçekleştiği mahkemede yaşadıklarımı bizzat yazıyorum:
1) Hakim ve savcı sürekli kendi aralarında fısıldaşıyordu.
2) Sanıkların ifadelerinin bir kısmı zapta geçilmedi.
3) Savcı sürekli avukatlara ve sanıklara müdahale ediyordu.
4) Daha mahkeme devam ederken hakim duruşma salonuna çevik kuvvet polislerini çağırdı (ihsas-ı rey)
5) Savunmalar devam ederken duruşma zaptında karar göründü. (Hakim savunmalar bile yapılmadan karar vermiş: yargısız infaz)
6) Hakim avukatlardan birine "tribünlere oynama, yalan konuşuyorsun" gibi ithamlarda bulundu.
7) Savcı ile hâkim aynı seviyede koltuğa, aynı derecede bir yere oturmuşlardı. İki hâkimli duruşma gibiydi.
8) Hakim zapta geçilmiş olan ifadeleri bile sildiriyordu. Duruşmaya ara verildiğinde aradan önceki bazı ifadeler silinmişti.
Daha burada yazamadığımız bir sürü usulsüzlük ve keyfi uygulamalarla Osmaniye adliyesindeki duruşmanın adaleti yerle yeksan ettiğini ve talimatla karar verdiğini görmüş olduk.
Mahkeme-i Kübra'da hesaplaşacağız.
Osmaniye Emniyeti’nin de Osmaniye Adliyesi'nin de yaptığı yeter! Biz bu haksızlığa sessiz kalacak bir cemaat değiliz.
OsmaniyeAdliyesinde Skandal
#OsmaniyeAdliyesi
OSMANİYE ADLİYESİNDE YAŞANAN SKANDAL HAKKINDA ALPARSAN KUYTUL HOCAEFENDİ'DEN AÇIKLAMA
Osmaniye’de, Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dava, artık bazı mahkemelerin adalet dağıtan makamlar olmaktan çıkarılıp siyasi talimatların uygulandığı yerlere dönüştürüldüğünü bütün açıklığıyla göstermiştir. Bu dava, haksız yere tutuklanan Furkan gönüllülerinin 19 Eylül 2022’de tahliyesi sonrası onları karşılamaya giden arkadaşlarımıza Osmaniye Emniyetinin yaptığı hukuksuz müdahalenin devamıdır.
Karşılama ve uğurlama kanunen suç değildir. Fakat Osmaniye Emniyeti zulmen hapse attırdıkları arkadaşlarımızın karşılanmasını hazmedememiş, karşılamayı suç kabul ederek insanlara sert şekilde müdahale etmiş, kardeşlerimizi darp ederek gözaltına almış, yetmemiş bir de Emniyetin yönlendirmesiyle Savcılık tarafından 14 kişi hakkında dava açılmıştır.
11 Mayıs 2026’da görülen duruşmada ise hukuk adına büyük bir skandal yaşanmıştır. Mahkeme Hâkimi sanıklara ve avukatlara karşı baştan beri kötü davranmış, sanıkları dinlememiş, sürekli sözlerini kesmiş, söylenenleri zapta geçmemiş, avukatlara hakaret etmiş ve savunma hakkını fiilen engellemiştir. Bir mahkeme salonunda sanık dinlenmezse, avukat susturulursa, ifadeler zapta geçirilmezse orada adaletten değil ancak tiyatrodan bahsedilebilir.
Masanın uç kısmında oturması gereken Savcının duruşma boyunca Hakimle yan yana oturarak sürekli fısıldaştığı ve Hâkimi yönlendirdiği görülmüştür. Hâkimin Savcının yönlendirmesiyle zapta geçen bazı ifadeleri sildirdiğine sanıklar ve avukatlar şahittir, sosyal medyaya düşen videoda da görülmektedir.
En büyük skandal ise mahkeme kâtibinin ekranı yanlışlıkla aşağı kaydırmasıyla ortaya çıkmıştır. Savunmalar henüz bitmeden, sanıklar ve avukatlar tam olarak dinlenmeden kararın önceden yazıldığı görülmüştür.
Bu ne demektir? Demek ki savunmalar dinlenmemekte; sanıkların, avukatların ve şahitlerin ne dediğine önem verilmemektedir. Demek ki karar, mahkemenin sonunda ve Hâkim tarafından verilmemekte, daha önceden ve talimatla verilmektedir. Demek ki bu dosyada hukuk değil, talimat işlemiştir.
Avukatlar bu açık hukuksuzluğu görünce haklı olarak redd-i hâkim talebinde bulunmuştur. Hâkim ise şahitlerin huzurunda defalarca bu talebi kabul ettiğini söylemiş, hatta “sana söz veriyorum” diyerek dosyadan el çekeceğini beyan etmiştir. Fakat sanıkları ve avukatları dışarı çıkardıktan sonra büyük ihtimalle Savcının ve Emniyetin yönlendirmesiyle sözünden dönmüş ve herkesin gözü önünde kabul ettiği redd-i hâkim talebini reddettiğini zapta geçirmiştir.
Bir Hâkim kendi verdiği “redd-i hâkim talebini kabul” kararından niçin döner? Bu karardan dönmesi Hâkimin başka güçlerin talimatıyla karar verdiğinin apaçık delilidir.
Duruşma boyunca yaşananlar gösteriyor ki bu dosya bir hukuk dosyası değil, siyasi bir dosyadır. Bu dava, Furkan gönüllülerini cezalandırma ve sindirme davasıdır.
Biz bu hukuksuzluğu Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na taşıdık, söz konusu Hâkim ve Savcı hakkında şikayetçi olduk. Eğer bu dosya bu Hâkimde kalmaya devam ederse bu zulme sessiz kalmayacağız ve bu hukuksuzlukları tüm dünyaya duyurmaya devam edeceğiz.
Bir ülkede suçlu olan Emniyet olduğu halde savcılar Emniyetin talimatıyla suçsuz insanlar hakkında iddianame hazırlarsa, mahkemeler talimatla hareket ederse, savunmalar dinlenmeden kararlar yazılırsa, hâkimler savcıların ve Emniyetin yönlendirmesiyle hareket ederse, sanıkların ifadelerinden hoşuna gideni ve işine geleni yazar işlerine gelmeyeni yazmazsa orada hukuk devleti yok demektir.
Osmaniye’de yaşanan bu olay sadece 14 kişinin meselesi değildir. Bu mesele, Türkiye’de adaletin ne hale getirildiğinin açık bir göstergesidir. Zulme razı olmayacağımızı, haksızlığa boyun eğmeyeceğimizi ve adalet yerini buluncaya kadar bu davanın takipçisi olacağımızı buradan ilan ediyoruz.
OsmaniyeAdliyesinde Skandal
#OsmaniyeAdliyesi