Doğru olsam ok gibi, yabana atarlar beni
Eğri olsam yay gibi, elde tutarlar beni
Ne doğruyu aç gördüm, ne eğriyi tok
Eğri yay elde kalır, menzil alır doğru ok
Değerli arkadaşlar,
Yurt içinde veya yurt dışında “iyi ki gitmişiz” dediğiniz, hatta tekrar gitmek isteyeceğiniz yerleri yazabilirseniz sevinirim.
Teşekkürler.
"Onları ayakta tutan ne iyimserlik ne de çelik gibi bir irade. Var olmalarının bir karşılığı olduğunu, yaptıklarının bir yere dokunduğunu hissetmeleri. Amaç, acıyı ortadan kaldırmaz; ama ona bir yön verir. Ve yönü olan acı, insanı ezmek yerine büyütür."
Nasıl iyileşeceğiz?
Hayatımızdaki çalkantıların bir gün durulacağını, her şeyin yerli yerine oturacağını bekleyerek yaşıyoruz. Oysa bizi yoran tam da bu bekleyiş. Sarsıntılar hayatın arızası değil, doğası. Bir gün gelen fırtına, başarısız olduğumuzun değil, değişmeye çağrıldığımızın işareti. Direnmeyi bıraktığımız an, dönüşüm başlıyor.
Acıdan kaçış yok; kayıp da, belirsizlik de, kırılma da er geç kapımızı çalıyor. Ama acı çekmekle o acının içinde hapsolmak aynı şey değil. Acı, garip bir biçimde, kendi çıkış yolunu da içinde taşıyor. Mesele onu yok etmeye çalışmak değil; onunla ne yapacağımızı, onu nereye taşıyacağımızı bilmek.
Her birimiz kendimize sessizce bir hikâye anlatıyoruz, kim olduğumuza, başımıza gelenlerin ne anlama geldiğine dair. Çoğu zaman bu hikâyenin farkında bile olmayız ama o bizi yönetir. Aynı olay, “hayat beni hep yıkıp geçiyor” cümlesiyle de anlatılabilir, “her seferinde yeniden doğruldum” cümlesiyle de. Hikâye değişince, geçmiş değişmez belki; ama geçmişin üzerimizdeki ağırlığı değişir.
Bir şeyi anlamak başka, onu yaşamak başka. İçgörü zihinde kalır; onu hayata taşıyan şey ise küçük, tekrarlanan, anlam yüklü eylemlerdir. Sabah edilen bir dua, her hafta yazılan bir mektup, bir topluluğun paylaştığı bir tören… Ritüeller, bildiklerimizi bedenimize işler. Kayıptan sonra hayata yeniden karışmamızı sağlayan köprü, çoğu zaman işte bu sessiz tekrarlar.
En ağır yükleri taşıyabilenlere bakınca şaşırtıcı bir şey görüyoruz: Onları ayakta tutan ne iyimserlik ne de çelik gibi bir irade. Var olmalarının bir karşılığı olduğunu, yaptıklarının bir yere dokunduğunu hissetmeleri. Amaç, acıyı ortadan kaldırmaz; ama ona bir yön verir. Ve yönü olan acı, insanı ezmek yerine büyütür.
İyileşmeyi hep içsel bir yolculuk sanıyoruz. İyileşme iki insan arasında, bir sofrada, bir toplulukta gerçekleşir. Yalnızlık yarayı derinleştirir; bağ kurmak sarar. Birlikte anlatılan hikâyeler, birlikte yapılan ritüeller, birlikte bulunan anlamlar.
İnsan insana şifadır, sığınaktır.
Sevgili kardeşim!
Geçmişini unut artık. Eskiye esef ederek vaktini heba etme. Önüne bak.
Maziyi telafi etme stresine girme. Tertemiz bir sayfa aç. Yeni bir başlık at. Bugünü değerlendir.
İyi bir insan olmak ve güzel işler yapmak için geç değil. Yaşıyorsan vaktin var. Ölmediysen fırsat var.
Tecrübeye başvur. Kendi kendine acele karar verme. Planla ve uygula. Ama istikrarlı ol. Pes etme. Acele etme.
Taşıyacağın kadarını yüklen. Çabuk yorulma. Uzun bir yol var önünde. Allah’a güven. Rabbin seni çaresiz bırakmaz.
Ancak ibadetini ihmal etme. Allah’ın yardımına uygun yaşa. Anne babanın hayır duasını alman mümkünse al.
Gelecek için umutlu ol. Allah’ın sana hayır kapılarını açacağına inan. Olumlu düşün.
Moral bozma. Moral bozanları duyma. Kendini motive et. Motive olacağın ortamları tercih et.
Dua et. Duada ısrar et. Duaların kabul olsa bile dualarına devam et. Allah’tan sürekli istemenin ve O’na sığınmanın huzurunu hisset.
Kehf suresini okurken, psikolojide ‘anlamlandırma krizi’ denilen anlam arayışına bir derman görürsünüz. Hepimizin hayatında olmadık zamanlarda ters giden bir şeyler olur. Beklemediğimiz yerden darbe alırız bazen. Sarsılırız o an. anlam arar, bulamayız.
“İn yensurkumullâhu felâ gâlibe lekum.”
“Allah size yardım ederse, artık size galip gelecek hiç kimse yoktur.”
(Âl-i İmrân Sûresi, 3/160)
Yâ Rabbi…
İn yensurkumullâh…
Yardımın bize eriştiğinde azlığımızı noksan, imkânsızlığımızı nihayet, önümüzdeki engelleri mutlak kudret sanmaktan bizi muhafaza eyle. Nusretin olmadan kuvvetimizin bir hiç olduğunu gönlümüze idrak ettir. Âmîn.
Felâ gâlibe lekum…
Sen yardım ettiğinde hiçbir kuvvetin Senin hükmünün önüne geçemeyeceğini yakînen bilenlerden eyle. Kalbimizi insanların gücünden, makamından ve imkânından korkarak hakkı terk etmekten koru. Âmîn.
Yâ Rabbi…
Bize nusretini yalnız dışımızdaki zorluklara karşı istemeyi değil; nefsimizin taşkınlığına, hevâmızın aldatmasına, ümitsizliğe ve gaflete karşı da dilemeyi öğret. Önce bizi kendimize mağlûp olmaktan muhafaza eyle. Âmîn.
Yardımını hak edecek istikamet, nusretine mazhar olacak ihlâs, nimet geldiğinde onu kendimizden bilmeyecek mahviyet nasip eyle. Zaferi kibre, muvaffakiyeti benliğe dönüştürmekten bizi koru. Âmîn.
Yâ Nasîr, Yâ Kaviyy, Yâ Azîz, Yâ Vekîl… Hakkın ve hayrın peşinde olduğumuz her işte nusretini üzerimizden eksik etme; bizi adaletten ayırmadan kuvvetlendir, istikametimizi muhafaza eyle. Âmîn.
“İn yensurkumullâhu felâ gâlibe lekum…”
Yardım Sendense Yâ Rabbi, korkumuz mahlûkun çokluğundan olmasın. Âmîn yâ Rabbe’l-âlemîn.
“Ve necceynâhu mine’l-ğammi ve kezâlike nuncî’l-mü’minîn.”
“Biz onu kederden kurtardık. Müminleri de böyle kurtarırız.”
(Enbiyâ Sûresi, 21/88)
Yâ Rabbi… Bu mübarek Cuma gecesi hürmetine…
Dünya yükünün altında daralan hâlimize rahmetinle yetiş.
Geçim derdiyle yorulanlara genişlik, borcunu düşünmekten uykusu kaçanlara edâ imkânı, işi bozulanlara yeniden nizam, kazancı kesilene helâl rızık kapıları ihsan eyle. Âmîn.
İçinden çıkamadığımız meseleler var Yâ Rabbi… Birini düzeltmeye çalışırken öte yanı bozulan, gün geçtikçe giriftleşen, aklımızı ve takatimizi tüketen işlerimiz var. Kudretimizle halledemediğimiz müşküllerimize katından çözüm ihsan eyle. Âmîn.
Önümüzde bekleyen ödemeleri, neticelenmeyen işleri, sonuç beklediğimiz müracaatları, mahkemeleri, ticari sıkıntıları, ailelerimizin maişetini ve yarına dair taşıdığımız bütün endişeleri hayırla neticelendir. Âmîn.
Yâ Rabbi…
Bazen darlık öyle uzuyor ki insan çarenin varlığını bile unutuyor. Bizi o hâle düşürme. Bugünkü imkânlarımızı, Senin yarın yaratacağın imkânların ölçüsü zannetmekten muhafaza eyle. Âmîn.
Yûnus aleyhisselâmı denizin karanlığından, gecenin karanlığından ve balığın karnındaki darlıktan çıkaran Sensin. Bizim dünyamızı daraltan ne varsa, bizi de oradan selâmetle çıkar. Âmîn.
Tıkanmış işlerimize hareket, dağılmış hesaplarımıza nizam, eksilmiş kazancımıza bereket, kapanmış kapılarımıza hayırlı açılışlar nasip eyle. Hiç hesap etmediğimiz temiz sebepleri birbirine bağla; çareyi vaktinde önümüze getir. Âmîn.
Kimseye el açmadan yaşayacağımız kifâyeti, borcumuzu ödeyeceğimiz genişliği, ailemizin ihtiyaçlarını karşılayacağımız helâl kazancı, başımızı yastığa koyduğumuzda hesabını düşünmeyeceğimiz bir huzuru nasip eyle. Âmîn.
“Ve kezalike nuncil-mü’minîn…”
“Müminleri de böyle kurtarırız.”
Yâ Rabbi, bu ilâhî beyanın verdiği ümitle niyaz ediyoruz: Bizi de kurtar.
Darlığımızdan, borcumuzdan, işsizliğimizden, geçim sıkıntımızdan, çözümsüz kalan işlerimizden ve dünyamızı ağırlaştıran bütün müşküllerden hayırlı bir çıkış nasip eyle. Âmîn.
Yâ Fettâh, Yâ Rezzâk, Yâ Muğnî, Yâ Vekîl, Yâ Kerîm… Bu mübarek Cuma gecesi hürmetine, üzerimizde ağırlaşan dünya yüklerini hafiflet; müşküllerimizi hal, borçlarımızı edâ, işlerimizi ıslah, rızkımızı vâsi‘ eyle. Bizi darlıktan genişliğe, müşkülden suhulete, kederden feraha çıkar. Âmîn yâ Rabbe’l-âlemîn.
İnsanları son gördüğünüz hâlleriyle mahkûm etmeyin.
Aradan geçen zamanda neler yaşadığını, hangi gecelerde kendisiyle hesaplaştığını, hangi yanlışından döndüğünü bilmiyorsunuz.
Size eski hâliyle tanıdık gelen biri, içinde çoktan başka bir insan olmuş olabilir.
Herkese biraz değişme hakkı tanıyın.
Vesvese ehemmiyet verirsen şişer, ciddiye almazsan söner. Sıkıntı gözünde büyütürsen büyür, önem vermezsen küçülür. Korku kaçtıkça kovalar, üstüne gidince biter. Gelecek kaygısı kurdukça sadece bugününü elinden alır, akışına bırakınca hafifler. Her şey kafada bitiyor. Neye ne kadar ehemmiyet verirsen sana o kadar hükmeder.
Allah, o sevinci ne kadar çok istediğini ve bekleyişin göğsünü ne kadar daralttığını görüyor. Rabbin, ellerini boş çevirmekten münezzehtir; kalbin O'na bağlı kaldığı ve O'na olan hüsn-ü zannını sürdürdüğün sürece, telafi ve ferahlık sana en güzel şekillerde ve en uygun vakitlerde gelecektir.
Bir Kur'an ayeti de der ki "Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz."
Bakara, 216.
bir japon efsanesi der ki:
otobüsü kaçırdıysan, belki de bir kazadan kurtuldun.reddedildiysen, belki de yanlış bir yerden korundun.
birisi hayatından çıktıysa, belki de doğru insan için yer açıldı.
bazen hayatındaki bazı şeyler
kötü şans gibi görünür ama aslında seni koruyordur.
“Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şeyi sevdiğiniz hâlde o sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
(Bakara Sûresi, 2/216)
Yâ Rabbi…
Gidene takılıp kalan gönlümüze, Senin bizden daha iyi bildiğin hakikatine teslimiyet nasip eyle. Âmîn.
Çok istediğimiz hâlde nasip olmayanın ardından imanımızı incitme; kaybettiğimiz her şeyi felâket, elde ettiğimiz her şeyi de mutlak hayır zannetmekten bizi muhafaza eyle. Âmîn.
Biz yalnız önümüzdeki ânı görüyoruz; Sen başlangıcı da nihayeti de bilirsin. Bize bilmediğimiz yerde hüküm vermek yerine, Senin ilmine güvenecek bir kalp nasip eyle. Âmîn.
Sevdiğimiz şey hakkımızda şer ise gönlümüzden çıkar; istemediğimiz şeyde hayır varsa onu taşıyabilecek sabır ve basîret ihsan eyle. Âmîn.
Yâ Alîm, Yâ Hakîm, Yâ Latîf… Biz bilmeyiz, Sen bilirsin. Tercihlerimizi hayra, nasibimizi rızâna, akıbetimizi selâmete eriştir. Âmîn yâ Rabbe’l-âlemîn.
“Tükendi sabr u karârım, zâr u nâlânım Yâ Rab,
Girîh oldu rûzigârım, zâr u nâlânım Yâ Rab.”
Yâ Rabbi…
Hayatımızın düğümlendiği yerde Sana iltica ediyoruz.
Bir ucundan tutsak öte yanı dolaşan, çözmeye uğraştıkça daha da girift hâle gelen işlerimizi Sen âsân eyle.
Aklımızın çözemediği düğümlere hikmetinle bir çözüm, gücümüzün erişmediği müşküllere kudretinle bir çıkış ihsan eyle.
Rûzigârımızı saran girîhleri bir bir çöz; işimizi, rızkımızı, nasibimizi ve istikbalimizi hayırlı bir nizama kavuştur.
Sabrımızın tükendiği yerde imdâdını, çaremizin kalmadığı yerde lütfunu eriştir.
Yâ Fettâh, Yâ Hakîm, Yâ Latîf, Yâ Muğîs… Düğümlenen rûzigârımızı çöz, müşkülümüzü âsân, akıbetimizi selâmet eyle. Âmîn yâ Rabbe’l-âlemîn.