Kendi aile, klan veya kabilemizin dışına taşarak başkasının acısına da merhem olmaya çalıştığımız bir hayat, sevginin eyleme geçmiş halidir.
Aldır gönül, ki sen ancak aldırdığın kadar varsın.
#WeAreMadleen
İtalya’dan yola çıkan Özgürlük Filosu Koalisyonu’na ait Madleen Gemisi, Gazze’deki ablukayı kırmak ve acil insani yardım koridoruna dikkat çekmek misyonuyla, 12 aktivistiyle beraber Gazze’ye ilerlemeye devam ediyor.
#AllEyesOnMadleen#AllEyesOnDeck
Gazze’ye Son 250 Mil❗️🛳️🇵🇸
Özgürlük Filosu Koalisyonu’na ait Madleen Gemisi, Gazze’deki insanlık dışı ablukayı kırma ve acil insani yardım koridoru açılması misyonuyla, 12 aktivistiyle beraber Akdeniz’den Gazze’ye ilerlemeye devam ediyor.
Gemi Gazze’ye yaklaştıkça, İşgalci İsr*il’inde tehditleri artıyor. ��uan tüm dünya halkları bu gemiyi takip etmeli ve olası saldırı ihtimallerine karşı teyakkuzda olmalıdır.
#AllEyesOnMadleen #AllEyesOnDeck
Madleen gemisi bütün özgür insanların vicdanıdır. Tüm Filistin gönüllüleri bu geminin güvertesindedir. Herkesi İsrail’in saldırı ihtimaline karşı Madleen gemisi ile dayanışmaya, en güçlü şekilde ses vermeye davet ediyoruz.
#TürkiyeMadleenİçinAyakta
Gazze’de tam 1 yıldır tüm dünyanın gözleri önünde işgalci İsrail tarafından soykırım suçu işleniyor. Bebekler, çocuklar öldürülüyor, masum insanlar katlediliyor.
Gazze’deki katliamlara sessiz kalındığı için ateş şimdi Lübnan’a sıçradı. Şimdi de Beyrut’ta bebeklerin beşiklerine, çoçukların oyuncaklarına kan sıçrıyor.
Biz Türkiye’yiz! Mazlumların çığlıklarına kulak vermeye, insanlık adına onların yanında olmaya devam edeceğiz.
Çünkü dünya sussa, Türkiye susmaz❗️
#1YearOfGenocide
#Soykırımın365Günü
#365DaysOfGenocide
🇹🇷🇵🇸
Uraz Kaygılaroğlu'un bu iğrenç paylaşımına sanat diyenler,bugün Fatih'teki olaya da sanat dese ya!!!
Fark yok aynı işte.
Sanat diyerek alkışladınız özgürlük güzellemesi yaptınız sonucunu beğenmiyorsunuz
#aysenurhalil Gülşah Durbay #hassasiçerik#ikbaluzuner#yasamakistiyoruz https://t.co/EpJphSZzW7
Gördüğünüz şahıs oyuncu Uraz Kaygılaroğlu, bakın bakayım, başında sarık, üstünde cübbe var mı?
Olsaydı katil, gerici, yobaz, pislik denirdi değil mi?
Ama oyuncu yapınca “sanat, medeniyet” oluyor.
Sanatınızın da medeniyetiniz de yerin dibine batsın.
ŞİDDET ÜZERİNE NOTLAR
Konuşabilen ve acısını sözle ifade edebilen canlı olarak insan, saldırganlık dürtülerini kontrol edebilir. Erdem ahlakı, bireysel bazda insanı kendini bilen özne haline dönüştürüp şiddetten ve hayvani kökenden uzaklaştırır.
Bunu yapamayan ve daha alt düzey bilinç veya limbik sistem tarafından idare edilen insanlar, bir güç açlığıyla saldırganlaşırlar. İnsanlara, nesnelere, dünyaya bu cansızlaştırma ve sindirme nazarıyla bakarlar.
Öz saygısı düşük insan, kendisinin de önemli ve dikkate alınması gereken biri olduğunu ispatlamak için şiddete yönelebilir. Şiddetle nemrutlaşır, can yakmakla kendisini için için kemiren değersizlik ve acziyet hissini tersine çevirmek isteyebilir.
Şiddet türlü biçimlerde, fiziksel, psikolojik, iktidar enstrümanlarıyla kılcal damarlara kadar yayılıyor. Ailede aşağılama, utandırma, korkutma, çaresiz bırakma, sömürülme, dayak şeklinde; işyerinde mobbing, nesneleştirme, bastırılma ve görmezden gelinme şeklinde, devlet karşısında bireysellik, özgünlük ve kendini ifade hakkının engellenmesi, yoksullukla güçsüz düşürülme şeklinde vs açığa çıkıyor.
Şiddeti norm kabul edip içselleştiren kişi, kendisinin daha avantajsız olduğu durumlarda, kendince dengeyi sağlayabilmek için, bir başkasına kolayca şiddet uyguluyor. Özellikle rekabet alanı gibi görülen trafikte ve narsisizmine tehdit olarak algıladığı durumlarda ev içi şiddet ve meslek profesyonellerine şiddet tırmanıyor.
Son dönemde erkekliğin kendi tümgüçlülük algısını yitimesine paralel olarak, incel denilen nefret suçlularının sayısında bir artış var. Kadınların özgür irade ve güç sahibi varlıklar olarak yani kendileri gibi bir insan olarak reddetme hakkının olmadığı, seçilen ve itaat eden zevk nesneleri olması gerektiği inancı, hiçbir takdir edilecek niteliği olmayan hınç dolu ve gelecekten ümitsiz genç erkekler arasında giderek yayılıyor. Bu da sözlü şiddetten, sosyal medyadaki nefret söyleminden fiziksel şiddete hatta öldürmeye kadar bir saldırganlığa dönüşüyor.
Keza tıp personeline, öğretmenlere, avukatlara dönük şiddet de aynı güçsüzlük duygusundan neşet ediyor. Aşağılık duygusuyla kıvranan kişiler, kendilerini yeniden önemli hissetmek, iz bırakmak için fiziksel üstünlüklerini tıpkı bir hayvan gibi kullanarak denge kurmaya çalışabiliyor.
Şiddet eylemlerinin ya hiç ya da önemsiz cezalarla karşılık bulması da buna çanak tutuyor. Tutuklu yargılamama, ceza evinde kısa süreli tutma yönündeki devlet iradesi, devletin en asli kuruluş amacı olan adaleti tesis etme vazifesini bireylerin üzerine yıkmasına, insanı yeniden insanın kurdu kılmasına yol açıyor.
Bazıları şiddete daha meyilli oluyor. Özellikle aile içerisinde şiddete maruz kalan, sevgi ve şefkat gibi temel ihtiyaçları karşılanmayan çocukların duygularını ifade etmekte zorlandığı, incinmişlik, kızgınlık, hayal kırıklığı ve öfke sorunları yaşadığı, aynı motifi kendi yetişkinliklerinde de tekrarladıkları görülüyor. Şiddeti bir iletişim ve sorun çözme yöntemi olarak benimsiyor bu insanlar. Ancak kadınların, daha yoğun olarak şiddetin her türüne maruz kalmalarına rağmen, açık şiddeti daha az uygulamaları başka faktörlerin de amil olduğuna işaret ediyor. Kadınlarda özdeğer ve birey bilincinin toplumsal cinsiyet rolleri doğrultsunda zayıf bırakılması nedeniyle, bu kızgınlık, hayal kırıklığı ve incinmişliği öz şiddet olarak yaşadıkları, bu nedenle psikosomatik hastalıklara daha fazla maruz kaldıklarını düşünüyorum.
Bir şekilde iktidar ensterümanlarını kullanabilenler de (erkeğin yakını olarak kaynanalık- görümcelik, iş yerinde amirlik, sınıf anneliği,, meslek profesyonelliği vs) elbette daha zayıf durumdakilere gerek örtük (entrika, dedikodu, mobbing, yıldırma vs) gerek açık şekilde şiddet uyguluyor.
Şiddeti öğrenmiş ve normalleştirmiş insanlar başkalarının tavırları hakkında da çok çabuk düşmanlık ve tehdit yanılgısına düşerler.
Ergenler bir grup kimliği edinme, grup üyeleri tarafından onaylanma ihtiyacını daha çok duyumsuyorlar ve daha kolaylıkla şiddeti yöntemselleştirebiliyorlar. Aile ilişkileri daha yoğun ve sıcak olan ergenler bu yoksunluğu daha az hissediyorlar.
Şiddet hakkındaki eski tarihli bir yazıdan bir bölüm: Fromm, kronik şiddetin “yaşam karşıtlığı” niteliğini, öldürme değil fakat cansızlaştırma (inorganikleştirme) üzerinden çok ince bir yerinden tarif eder : “Sadizmin özü başkalarına acı vermek değildir. Sadizmin gözlenebilen tüm değişik türleri tek bir nesnel dürtüye dayanır. Başka birisinin üzerinde tam egemenlik kurmak, onu isteklerimizin çaresiz nesnesi durumuna sokmak, onun tanrısı olmak, onunla istediğimiz gibi oynayabilmek... Sadizmin amacı insanı bir nesneye, canlı birşeyi cansız bir şeye dönüştürmektir... Ödünleyici şiddet tepkisel şiddet gibi yaşamın hizmetinde değildir; yaşamın yerini alan hastalıklı bir şeydir; onun sakatlığının boşluğunun kanıtıdır.”
Biz, yalnızca genetik ve biyolojik bagajlarımızdan değil, artık değiştiremeyeceğimiz geçmişimizin travmalarından hatta yaşam yolumuzdan, şimdiye kadar hep seçmiş olduğumuz şeylerin dağladığı kimliğimizden bile işte o seçim anında özgürleşebiliriz; bu sefer canlandırmayı mı yoksa cansızlaştırmayı mı tercih edeceğimizle.
İnsandaki tüm yaşam destek ünitelerini besleyerek yapılabilecek bir şey bu; onun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını, izzet-i nefsini, zihnini, umutlarını vs.
Birine vurduğunuzda, bağırdığınızda, onun hakkı olanı ondan esirgediğinizde, başkalarının arasında görünmezleştirdiğinizde, hepsinde insandan bir parça yaşamı sökersiniz.
Freud’un meşhur bir düşüncesi vardır; uygarlık, insanın içindeki kendi saldırganlık dürtüsünü ketleyebilmesi üzerine temellenir. “Kültür, bireyin tehlikeli saldırganlık zevkinin üstesinden gelmek için onu zayıflatır, silahsızlandırır ve zaptedilmiş bir şehirdeki işgal gibi, kendi içindeki bir kurumun gözetimine verir." Freud'a göre şiddetin tersine çevrilmiş yeridir vicdan.
Devlet şiddeti de önemli bir konu. İsrail’in, Amerika’nın hem kendi topraklarında hem de başka ülkelerde uyguladıkları şiddet, insanlar için dünyayı daha adaletsiz ve güvenilmez bir yer kıl��yor. İnsanın insana karşı savaşı algısını sembolik düzlemde geçerli kılıyor. Güçlü olanın haklı olduğuna dair sapkın bir bilinç yaratıyor.
Şiddetin ayıplandığı, cezalandırıldığı, görüldüğü yerde kontrol altına alınarak hevesinin kırıldığı bir toplumsal mutabakata ihtiyacımız var. Anne babaların çocuklarına bir canı incitmenin kötülüğünü öğretmesi gerekiyor. Televizyon ve dijital platformlarda şiddetin estetize edilerek sunulmasının önüne geçilmeli. Okullar çocuk ve gençlerimize medeni hayatın kurallarını, merhamet ve empati eğitimleriyle, sebep-sonuç ilişkisi kurmayı öğreterek anlatmalı.
Yapılacak çok şey var. Ülkenin ufkunu saran bu 'dud-ı muannid'i, bu inatçı sisi elbirliğiyle, yoğun bir seferberlikle dağıtmalıyız.
Dünyayı samimiyet ve iyi niyet sahibi insanlar Hak ve Hakikatle buluşturacaktır. Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi iyi niyet, samimiyet, ilim ve irfan yurdu olan bir yuvadır.
#ŞadırvanlıhanaDokunma
İçinde zerre kadar kötü niyet barındırmayan bir akademinin, bir bütün olarak samimi insanların biradalığıyla mümkün olduğunu gösteren Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi aynı iyi niyet ve samimiyetle yoluna devam etmelidir.
#ŞadırvanlıhanaDokunma
Pes dedirten bir gelişme!
Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi YouTube kanalında yayımlanan tüm videolar (100ün üzerinde) silinmiş ve kanalın adı da Osmangazi Belediyesi olarak değiştirilmiş. Sebep olan kim varsa hepsini Allah'a havale ediyorum.
"Artık soykırımın suç ortağı olmayacağım"
ABD Hava Kuvvetleri mensubu Aaron Bushnel, Filistin'deki soykırımın parçası olmak istemediğini söyleyerek Washington'daki İsrail Büyükelçiliği önünde kendini yakarak hayatını kaybetti.
Bir polis ise yanarken Bushnel'a silah doğrulttu.