Sevgili Mauro,
Bugün ayrılıktan değil, mirastan söz ediyoruz.
Artık Galatasaray formasını giymiyor olman, kalbimizdeki yerini değiştirmeyecek. Çünkü sen, 7’den 70’e her Galatasaraylının gönlünde taht kurdun.
Attığın goller, yaşadığın gol krallıkları, kırdığın rekorlar ve kaldırdığın kupalar bir yana; Galatasaray tutkusunu yaşadın ve milyonlara yaşattın.
Sen artık yalnızca kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, Galatasaray’ın unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değersin.
Bir nesli Galatasaraylı yapan sevgili kaptan, bugün çocuklar “Galatasaraylıyım.” demekten gurur duyuyorsa bunda senin de büyük payın var.
Tüm Galatasaraylılar biliyor…
Böyle bir aşk unutulmaz.
İoanna Kuçuradi'nin muhteşem bir şekilde söylediği gibi:
"Fikirler saygı konusu değildir, insanlar saygı konusudur. Fikirler eleştiri konusudur."
Kimse kimsenin fikrine saygı duymak zorunda değil.
Evet, iktidar “sembolik düzeni” parça parça çökertiyor, diploma iptalinden, zaman makinasına binip mutlak butlanla hayatı 3 sene geri almaya, oradan tavukçulara atanan kayyumlara kadar, Lacan’ın “simgesel düzen”, Harari’nin “bizi bir arada tutan hikaye” dediği sembolik düzen çökertiliyor.
İmamoğlu “kimsenin güvencesi yok” derken hukuki bir durumu tarif ediyordu. Ama aynı zamanda yaşadığımız şey toplumsal bir gerçeklik çözülmesi oluyor, toplumsal deliliğin kapısı aralanıyor.
Bir diploma 35 yıl sonra geçersiz kılınabiliyorsa, artık hiçbir şeyin sabit bir karşılığı yok. Gerçeklikte delik açılır. Düzen yok, bir “suç” bulunur, bir anda her şeyiniz müsadere edilir ve sembolik olarak yok edilirsiniz.
Freud’un cezalandırıcı süperego kavramı da tam burada devreye giriyor: kaybedeceğini bilen ama kabul edemeyen yarı tanrı baba iktidar, herkesi delirtmek pahasına zemini çökertiyor, kaybının bedelini herkese ödetiyor.
Ve bu toplum için çok tehlikeli.
Partimizin 38. Olağan Kurultayına yönelik mutlak butlan kararı bir saray darbesidir.
Talimatı verenler de uygulayanlar da bellidir.
“Yok hükmünde” dedikleri CHP yönetimi değil, Türk milletinin kutsal iradesidir.
Milli egemenliğe mahkemeler yoluyla baş kaldırılmıştır.
“Türk milleti adına” karar alan mahkeme, milli iradeyi yok hükmünde sayarak Cumhuriyeti ve demokrasiyi imha etmektedir.
Hepiniz yaptığınız hukuksuzlukların hesabını vereceksiniz!
Bu millete kader tayin etmeye kalkanlar, bu ulusun iradesini teslim almaya çalışanlar sizden önce ne yaşadıysa aynısını yaşayacaksınız.
Bugün aynılar aynı yerdedir! Darbeci, yargı kolları başkanı, kukla ve dahili bedhah kayyım! Hepiniz aynı yerdesiniz!
Bizim yerimiz, milli iradeye düşmalık edenlerin yanı olmadı, olmayacak.
Darbecilerin hukuksuz manevralarının, baskın seçim hazırlıklarının, ana muhalefeti işgal çalışmalarının, hepsinin farkındayız.
Koltuğunu terk etmemek için millete her türlü acıyı yaşatanlar, bu operasyonlarla korku iktidarlarının son aşamasına geçiş yapmıştır.
Biz hiç seçim kaybetmedik ve milletin iradesiyle Türkiye’nin birinci partisi olduk.
Yoldaşım, Genel Başkanım Özgür Özel’in yanındayım, birlikte azim ve kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz.
Büyük milletim!
“Umutsuz zamanlar yoktur, umutsuz insanlar vardır” diyen Ulu Önder Atatürk’ün takipçileri:
İstikbali, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve geleceğimizi korumak için yaşadığımız zorlukları dert etmeyin.
AYAĞA KALKIN!
Birlikte omuz omuza, sesimizi ve öfkemizi yükseltin!
Milletinden korkan siyaset mühendislerine, koltuk ve güç düşkünlerine, piyonlara, kifayetsiz muhterislere hadlerini bildirelim.
Aziz milletim!
Korkmayacağız!
Her gün huzursuz olmaktan, acı çekmekten bıkmadınız mı?
Eğer susarsak, siyasilerden, spor ve sanat dünyasından, üniversitelerden sonra sıra size, milletimize gelecektir.
Siyasi parti liderleri,
Mesele CHP meselesi değildir!
Hattı müdafa değil, sathı müdafa yapmak zorundayız!
Gerçekten milleti temsil ettiğinize inanıyorsanız, derhal en güçlü şekilde Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve adaleti savunmak zorundasınız.
Millet hepimizi çağırıyor ve “artık yapın” diyor!
Bu topraklarda halay da zeybek de horon da dik oynanır. Biz dimdik olacağız ki millet boyun eğmeyecek!
Aklımızla yüreğimizle, vicdanımızla milletçe kazanmak zorundayız.
Hiçbir çılgın, Türk milletine zincir vuramaz!
Gün, milli iradeyi, milli egemenliği, birlik ve beraberliğimizi muhafaza ve müdafa etme günüdür.
Damarlarımızdaki asil kan 86 milyona bunu emretmektedir!
Darbecilere ve işbirlikçilerine inat, mücadeleyi topyekün başlatmak zorundayız.
Milletimizin iradesi, kararlılığı ve yol göstericiliği yegâne rehberimiz olacaktır!
*BÜYÜK TÜRK MİLLETİ DARBEYE TESLİM OLMAYACAKTIR!*
*YA BUGÜN, YA HİÇ!*
Cumhuriyet tarihini bırakın, dünya tarihinde bile emsali zor görülecek bir vakaya tanık oluyoruz. Eski bir genel başkan, kaybettiği kongrenin ardından iktidar yargısından medet umarak yanında kalan birkaç milletvekili ve eski ilçe başkanıyla partiyi ele geçirmeye çalışıyor. Yaklaşık 500 kişilik bir grup, neredeyse 18 milyon seçmeni olan bir partiye adeta çökmeye kalkışıyor. Bunu parti içi bir mücadele olarak görmek ve bu rejimin koşullarında bile meşrulaştırmak mümkün değil.
Mutlak butlan kararı sonrası @kilicdarogluk kendisine parti içinden destek geleceğini, örgütten fireler olacağını düşünüyordu. Bu olmayınca süreci uzatmak yerine doğrudan müdahale yoluna gidilmiş görünüyor. Hiçbir organik destekleri olmadığı için bir avuç mafyavari tip ve milletvekili genel merkezi ablukaya almış durumda.
Önümüzdeki süreçte 500 kişilik bir grubun, neredeyse 18 milyon seçmenin oyunu almış bir partiye zorla çöküp çökemeyeceğini göreceğiz. Bu nedenle kamuoyunda tartışılan “ayrı parti” önerilerini şu noktada çok yanlış buluyorum. Böyle dehşet verici bir sonuç geri çevrilemezse, demokratik mücadele çok ağır bir darbe alır. Demokrasiye inanan herkesin seçilmiş, meşru CHP yönetimine destek vermesi gerekir.
Siz bakmayın Özgür Özel şunu yanlış yaptı bunu yanlış yaptı diye yumuşak sedirinde kıçından ahkam kesenlere. Özgür Özel tek başına müthiş bir demokrasi mücadelesi veriyor. Genel merkezden çıkması bile partiyi korumak için yaptığı bir hamle parti binasına polis yollayan utanmazlara karşı bir CHP lilik gösterisi.
Adamlar maaşa zam, iyileştirme falan filan istemiyor ha, adamlar 1 yılda 2 kez maaş almışlar. Bu insanlar aile geçindiriyor, çocuk bakıyor. Devlet bu insanların hakkını arayıp şirketin tepesine çöküp hesap soracağına hakkını isteyen insanların önüne polis yığıyor.
Belki de, karşıt görüşlülerinizle fikirleriniz farklı ama fikirlerinizle kurduğunuz ilişki biçiminiz aynıdır, yani sandığınızdan çok daha benzeşiyorsunuzdur.
İstiklâl Marşı’nda “Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı” diye haykıran ecdadın emanet ettiği vatanı cehenneme çevirdiniz!
“Tarih sizi affetmeyecek.”
pkklıların bombalı Vodafone Arena saldırısında şehit düşen polis Vefa Karakurdu’ndan ismini alan geçidin üzerinde polis korumasında apo sloganı atan pkklılar.
Türkiye Yüzyılı
Konuşmak, iletişmek, ilişki kurmak çoğu zaman böyle konularla mümkün. Toplum birbirinin halini vaktini, sağlığını sıhhatini, eşini dostunu takip eder. Modernizm yeni nesillerde ivmeli kopuşlar yarattı. Aynı dinamiklerle düşünmeyen, yaşamayan jenerasyonların iletişim kopuklukları, anlam ve değer dünyası geniş olan tarafından tolere edilmeli. Bu da sonraki neslin daha tahammülkar olması gerek demek. Hayriye teyzenin ‘small talk’unu mazur görmesi gereken gençler bence :)
“Söylenecek söz yok” yok mu? Milli Eğitim Bakan yardımcısı olarak söyleyecek bir şeyiniz yoksa o zaman istifa etmeniz gerekmez mi? Söyleyecek sözü, yapacak işi olan otursun o makama.
Nisa hanım neyin şokunu yaşıyor, neye inanamıyorsunuz?
Siz hiç akletmez misiniz?
İstediğiniz, uğrunda çalıştığınız rejim işte bu.
Övünün başardınız.
İnsan haklarını yok saydınız. Hukuka küfür dediniz. Çağdaş kanunları ithal kanunlar diye aşağıladınız. Bağımsız tarafsız yargıya vesayet dediniz.
Şükredin. Hiçbiri kalmadı.
Hukukla sınırlanmayan, iktidar üzerinde hiçbir "vesayet" organının olmadığı, erkler ayrımı olmayan, tüm erklerin tek bir "seçilmiş" şahsın emir ve talimatı ile hareket ettiği, "istikrarlı", "hızlı karar alan", "yalnız millete hesap veren", yöneticinin tek irade olarak egemenliği atadığı unsurlarla kullandığı bir rejim istediniz.
Abdülhamid rejimi işte bu. Kavuştunuz. İstibdat bu. Saadetini yaşayın.
Egemenlik milletindir, milletin her ferdi eşit hak sahibidir düşüncesine batı taklitçiliği, Cumhuriyet'e darbe, laik hukuk devletine küfür, yurttaşlığı koruyan ve betimleyen kanunlara ithal dediniz.
Müjdemi isterim, maruz kaldığınız muamele gelenek ve göreneklerimize de uygun, fıkha da uygun. İnanmazsanız Halil Konakçı üstadınıza sorun.
"Devletin maliki hak sahibi yurttaş" olmak istemediniz. Kul olduğunuza göre kader planının sahibine de emirül ümeranın takdirine de isyan etmeden, yakınmadan, şükrederek kalan günlerinizi geçirin.
Teslim olduğunuz, tüm haklarınızdan vazgeçtiğiniz otorite takdir ederse Furkan çıkar, bir özne olmadığı için kendisine izin verilen hatta yaşamaya devam eder. O ana kadar da kendisine izin verilen neyse onu yaşar.
Vallahi gönüllü haklarından vazgeçip, başkalarının da haklarını kaybetmesi için çalışıp, aradığı kulluk ve köleliğe ulaştığında isyan edenler kadar aptalı görülmemiştir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan ve bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın en önemli rakibi olan Sayın Ekrem İmamoğlu az evvel tutuklandı.
Gözaltına alınmasından bir gün önce diploması iptal edildiğinden beri ısrarla söylediğim gibi, bazen hukuki analiz gereçlerini değil genel mantık yaklaşımlarını kullanmak, bir adım geriye açılıp konunun bütününe bakarak genel akılla değerlendirme yapmak, daha berrak sonuç verir: Bu süreç boyunca vatandaşa "neden hukuki süreçlerin sonuçlarını beklemiyorsunuz da tepki gösteriyorsunuz" diyenlere de, bunun sebeplerini aynı genel akıl ve mantıkla açıklamak mümkün.
2011'de nüfus 74.7 milyon ve 2024'te nüfus 85.4 milyon iken 2011'de 21.3 milyon oy, 2023'te 19.3 milyon oy, 2024'te 15.9 milyon oy alan bir iktidar partisinin 23 senedir yönettiği ülkenin 2024 senesinde 15.7 milyon nüfusu olan bir şehrinde 4.4 milyon oy alarak iktidarın adayına yaklaşık 1 milyon oy fark atmış ve neredeyse her iki oydan birini almış bir muhalif belediye başkanı yolsuzluk iddiasıyla gözaltına alındığında, toplumun buna tepki duymaması ve güvenle hukuki süreci beklemesi için, vatandaşın ülkedeki hukuk sistemine, adalet mekanizmasına, yolsuzlukla istikrarlı mücadeleye, konunun siyasetle değil hukukla ilgili olduğuna, milli iradeye müdahale edilmeyeceğine, inanıyor olması gerekir.
Eğer o belediye başkanının 35 senelik üniversite diploması gözaltı işleminden bir gün evvel iptal edilmişse, o ülkenin başkentinde yolsuzluğun kitabını yazmış insanlar tek soruşturma olmadan keyif sürüyorlarsa, o ülkede işe alım süreçlerinden ihalelere kadar her konuda vatandaşın hayat tecrübesi tüm yarışmacı süreçlerin kirli olduğunu gösteriyorsa, iktidara yakın kişiler asla alınmıyor veya hemen salınıyorsa, evvelce belediye seçimlerinin tekrar ettirilmesi tecrübesi yaşanmışsa, eğer halkın sokağa döküldüğü bir tepki ulusal basından değil yurt dışı kanallardan takip edilebiliyorsa, demokrasi adına elde avuçta bir tek sandık kalmışsa, şu ana kadar zaten iki siyasi partinin lideri hapsedilmişse, vatandaşların karşı karşıya oldukları manzarayı hazmetmemeyi seçiyor olmaları ve bir an evvel daha da bozulmamış koşullarda sandığa gitmeyi hedefliyor olmaları, genel akla ve mantığa gayet uygun doğal bir durumdur.
Bu tepkilere bakıp "ne oldu ki, vallahi çok ayıp, sadece hukuk ve hukukçular konuşsun" diyenler, tüm ülke ve topluma bu yaşatılanların daha yaşatılmasi planlananların başlangıcı olduğunu iyi bilenlerdir.
Eğer kabul ederseniz, ülkenin önde gelen avukatlarından ve hukuk hocalarından biriyim. Bu konuda, üzerinde konuşabileceğim hukuku ben bulamadım, bulamıyorum. Samimi ve gerçek tek hukukçu söyleminin sade vatandaşın gözleriyle gördüğünden, aklı ve mantığıyla bulduğundan ibaret olabildiği bir hukuksuzluk noktasındayız.