Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını "Ruhum Sana Aşık" naatıyla bitirdi.
“Ruhum sana aşık, sana hayrandır efendim,
Bir ben değil, alem sana kurbandır efendim..”
Efsanevi rock grubu Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters:
-Gazze için her sabah gözyaşlarına boğulduğumu itiraf etmeye hazırım.
-Çünkü 80 yaşındayım ve gözlerimin önünde her gün bütün bir halkın soykırımına hiç tanık olmadım.
Bu Mısır meselesi üzerine akışta dönen tartışmalar iyice rayından çıktı saçma sapan bir yere gidiyor. Herkes mi sonuca odaklanır arkadaş ? Birkaç aklıbaşında adam dışında süreci zikreden yok. Urabi’nin ortaya çıkardığı kriz Mısır’a müdahaleye giden yolu açtı. Tam da II.Abdülhamit 1841’den itibaren Mısır’a verilen imtiyaz fermanlarının yarattığı özerk Mısır’ı tasfiye ederek Mısır gibi bir eyaleti daha merkeze bağlı bir yapıya dönüştürmek üzereyken.
Urabi’yi neredeyse kahraman ilan ettiler zaten. Adam Mısır ordusundaki Türk Subayları tasfiye edebilmek için girmediği yol kalmadı. 40 kadar Türk-Çerkes subayı kendisine suikast bahanesiyle Mısır askeri mahkemesine çıkartarak kendi hakimlerine yargılatıp idam kararı çıkarttılar. Hidiv Tevfik Paşa müdahale edip meseleyi Abdülhamit’e bildirmese hepsi idam edilecekti. II.Abdülhamit, böyle bir şey söz konusu dahi olamaz diye subayları ipten aldı. Zaten bu dönemde bu subayların Abdülhamit’e yazdığı yüzlerce şikayet var. Türk subaylar bizi ordudan atıyorlar diye II.Abdülhamit’e sundukları şikayetler var. Zaten Türk-Çerkes hizbiyle Urabi hizbi arasındaki sürtüşmeler büyük ölçüde Mısır’daki ortamı gerginleştiriyor.
Öte yandan İngilizlerin uzlaşmak gibi bir niyeti yok. Her türlü uzlaşma teşebbüsünü yokuşa sürüyorlar. Mısır’ı işgal etmek için bin dereden su götürüyorlar.
Şu an o kadar neyi yazacağımı şaşırdım. Üç tane tiwitle 1882’den 1904’e kadar süren bir krizi izah etmek mümkün müdür Allah aşkına.
Tartışmanın ana ekseninde askerin niye Mısır’a gönderilmediği sürekli sorgulanıyor. Bunu soranlar 93 harbinin nasıl bir facia olduğundan haberdar mı acaba ? Bu devlet sadece toprak mı kaybetti ? Onlarca yıl eğitim görmüş yüzlerce donanımlı subay şehit oldu. Ordu diye bir şey kalmadı ortada. Yüzlerce göçmen Anadolu’ya yığıldı, bunları yerleştirmek, doyurmak için iane sandığı kuruldu. Yüzlerce Müslüman te Hindistan’dan dünya kadar para gönderdi. Bu kadar büyük bir felaketin ardından orduyu yeniden yapılandırmak için devlet kolları sıvadı. Tensikat-ı Askeriye komisyonları kuruldu. Komisyonun düzenli olarak Abdülhamit’e sunduğu raporlarda ordunun yeniden yapılandırılması büyük maliyet istiyor diye belirtiliyor. Orduyu yeniden yapılandırmak en az on yılımızı alıcak iyi niyet bildiriyorlar. Mısır’ın işgali 93 harbinin ertesi. Ortada ordu yok. Şam’daki ordu tek başına Britanya ile savaşabilecek yeterlilikte mi ?
Mısır meselesi patlak verdiğinde Osmanlı Ordusunun derhal Mısır’a müdahalesini İngiltere ve Fransa Bâb-ı Âli’ye dayattılar. II.Abdülhamit, Fransa ve İngiltere Osmanlı ordusunun Mısır’a gitmesi için yaptığı baskılara rağmen şiddetle direndi. Çünkü İngilizlerin asıl maksadını seziyor. Zira Britanya, Osmanlı ordusu Mısır’a girerse her biri diğerinden daha kazançlı üç seçenekle karşılaşacaktı.( bunları daha sonra izah edicem.
He kaldı ki II.Abdülhamit bi noktadan sonra Şam’daki orduyu Mısır’a göndermeye razı oldu. Ama Britanya’ya iki şart koştu:
1-) Osmanlı ordusu Mısır’a vardığında İskenderiye’den ileri gitmeyecek
2-) Osmanlı ordusu Mısır’a ayak basar basmaz İngiliz Donanması derhal İskenderiye’den çekilecek.
İngiltere iki şartı da reddettiği yetmez gibi Mısır’a gidecek ordunun sayısını belirlemeye kalktı. Abdülhamit, bu şartlar altında orduyu Mısır’a göndermem dedi.
OSMANLI DEVLETİ TÜRK TARİHİNİN ZİRVESİDİR
“Osmanlı tarihi Türk tarihinin görkemli bir dönemidir. Avrasya imparatorluklarına kadar inen tarihî bir gelişimin son halkasıdır. Avrasya’da Çin ve Hint medeniyetleriyle alışverişte bulunmuş atalarımızın, sonunda İslam medeniyeti içinde+
Kritovulos Tarihi, bilimsel hiç anlam ifade etmeyen, kellesini kurtarmak için Büyük İskender’in kahramanlıklarını bile Fatih’e yamayan, yağcılık ve yalakalıkta sınır tanımayan bir kitaptır.
Kritovulos, Osmanlı ailesinin kökenlerini Kayı boyuna değil, Ahemeniler’e (yunanlılaşmış persler) e dayandırdığı için bizdeki Kayı boyu düşmanı tarihçilerin çok hoşuna gider. Uzun uzun reklamını da yaparlar. Oysa bilimsel en ufak bir mantığı da delili de yoktur bu saçma sapan iddianın.
Fatih, kendisine tabasbusta ölçü tanımayan bu dengesizi, muhtemelen şerrinden emin olmak için İmroz adasına yerleştiriyor. Bazıları bunu ödül gibi kabül edip aktarsa bile, düşüncelerine çok değer vermediğini devrin gelişmelerinden çıkartabiliyoruz. Nitekim desteksiz iddialarının yer aldığı tarihi asırlar boyunca kimsenin ilgisini de çekmemiştir zaten.
Asıl ilginç olanı ise, asırlar sonra birilerinin ölüyü hortlatır gibi, bu saçma kitabı ortaya sürüp, ilmi bir kıymeti ve değeri varmış gibi laflar etmesidir.
İbretlik bir durum!
Harika bir çarpıtma örneği. Halil hoca Osmanlıların Türk olmadığını söylemiyor. Boylarının belirsiz olduğunu iddia ediyor.
Bu yayından sonra, yıllar içinde sayısız araştırma yapıldı. Gerek madeni paralar gerek ise yerleşke isimleri, Kayı iddiasını güçlendirdi.